İDRAK MEDYA

Allah’a Yolculuğumuz

Allah’a Yolculuğumuz
05 Haziran 2019 - 20:45

Allah’a Yolculuğumuz

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şevval 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Allah’a Yolculuğumuz” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Dürüst ve yalancının, salih olanla fasık olanın, mü’minle münafığın, sabit ve sağlam olanlarla ümidi kesen umutsuzların da cennete rağbetleri kalplerinin derinliklerinde olanlarla sadece dillerinin ucunda olanların da arasının seçilip ayrılmasının vakti geldi. Allah’tan ﷻ bizleri zaferi görmek için sonuna kadar sabit kalanlardan kılmasını ya da makbul bir şehadetle rızıklandırmasını diliyoruz.

Allah’ın ﷻ lütfuyla İslam Devleti’nde sabit kalan, sabırlı, direnen kız kardeşlerimi bana kulak vermeye çağırıyorum. Zira ben inanıyorum ki, hatırlatma ve ıslaha çok fazla ihtiyacımız vardır. Allah’tan ﷻ hepinize rahmetinden yağdırmasını, bu sözlerin faydalı olmasını ve bizler için daha hayırlı olan için dönüşüm noktası kılmasını diliyoruz. Onlar benim sevgili kız kardeşlerim ki; ben onlarla birlikte Allah’a ﷻ yolculuktayım.

Bırakın niyetlerimizi temizleyelim, amellerimizi ıslah edelim. Önümüzde bizi şiddetli sıkıntılar ve imtihanlar dönemi ve iman ve küfür arasında kızgın savaşlar dönemi beklemektedir. Ardından ise inşaAllah, Allah’ın ﷻ şu ayetlerinde vadettiği gibi kolaylık gelecektir: “Artık şüphe yok ki, her güçlükle beraber bir de kolaylık var. Şüphe yok ki, her güçlükle beraber bir de kolaylık var.” [İnşirah, 5-6]. “Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.” [Saffat, 173]

Soru ise şu: Bizler buna hazır mıyız? Nefislerimiz, Allah ﷻ yolunda fedakârlık için hazır mı? Kalplerimiz, iman dışında her şeyden boşaltıldı mı? Bizler bu yolda devam etmeye güç yetirebilir miyiz? Bizler sabit, sağlam kalmaya ve Sahabenin (Allah onlardan razı olsun) Uhud Savaşı’ndan sonra dedikleri gibi demeye hazır mıyız: “Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, ‘İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun’ dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ dediler.” [Al-i İmran, 173]

Onlar böyle dediler çünkü Allah ﷻ ve Resûlü’ne ﷺ iman ettiler. Allah’a ﷻ ve desteğine güvenleri, yakinleri vardı. Çünkü onlar işlerini Allah’a ﷻ havale ettiler, Allah ﷻ ve Resûlü ﷺ için halis kıldılar. Allah’ın ﷻ rızasını kazanmak için feda etmedikleri bir şey kaldı mı? Allah ﷻ yolunda geçebilecekleri; dikenlerle dolu ne yol varsa ondan gönüllü olarak geçtiler. Allah’a ﷻ ve Resûlüne ﷺ velalarını izhar etmek için müşrik akrabalarının kafalarını kesmekten daha efdal bir yol olmadığı vakit, onu da yaptılar.

Allah’ı ﷻ ve Resûlü’nü ﷺ sevdikleri sözü diğer tüm sözlerinden daha fazlaydı ve bu imanları, takvaları, fedakârlıkları ve arzularında da tasalarında da kendini göstermiştir. Allah’a ﷻ özlemleri onların ahiretten başka bir şey istemediklerini ortaya koymuştur. Ve Allah ﷻ onların hepsinden razı olmuş, bizlere de onların kazandığı gibi ecir kazanalım diye onlara lütfettiği gibisinden kuvvet, iman ve takva kılmıştır.

Ey sevgili kız kardeşlerim! Bizim rolümüz ve sorumluluklarımız bitmedi. Aksine sayı ve önem olarak daha da arttı. Bizim nefislerimizi ıslah etmemiz, gaflet uykusundan, hedeflerimizin vakıasına doğru uyanmamız gerekir. Vaciplerimizi ve rolümüzü özenle yerine getirip önceliği dünyaya değil ahirete verelim. Müslüman kadınlar olarak üzerimize düşen görevleri bilinçli ve dikkatlice yerine getirmemiz gerekir. Bu görevlerde gevşeklik ise ancak helakımıza yol açar. Bizim görevimiz, tasavvur ettiğimizden daha büyüktür.

Allah ﷻ bizleri mücahidlerin eşleri, kız kardeşleri, anneleri olarak seçmekle bizlere ikramda bulunmuştur. Hal böyle iken maddi-dünyevi hayatla meşgul olmamız -ne yazık ki çoğumuz bu haldedir- yakışır mı? Kendimizi hazırlamak için vakit sınırlı. Üzerimizden tembellik toprağını atmamız, dünya zincirlerini kırmamız gerekir. Uzun süre önce, dünyanın bize sunduğu en hayırlı şeyleri terk etmedik mi? Hicret için ilk adımı attığımızda bizim için en sevimli olan insanları terk etmedik mi? Peki neden kalplerimizi dünyadan temizledikten sonra bazılarımız şeytanın tuzağına düşüyor?

O kadar ki; kalplerimiz kirlendi, yeniden dünyaya bağlandı. Yemek, içecek, koğuculuk, boş söz ve maddi hedefler en büyük tasamız oldu. Burada kız kardeşlerden bazılarının, Halid bin Velid, Abdullah bin Zübeyr gibileri örnek alsınlar diye önceliklerini mücahid eşlerine destek ve evlatlarını yetiştirmek kılmak yerine dünya peşinde koştuklarını görmek bizi ne kadar da üzmektedir. Allah ﷻ şöyle buyuruyor: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.” [Al-i İmran, 110].

Ancak kaç kadın, şehid olan -inşAllah- eşine aşırı sevgisinden ötürü Allah ﷻ yolunda bir kez daha evlenmeyi reddederek küfür yurduna döndü. Oysa kıyamet günü herkes ‘nefsim’, ‘nefsim’ diyecek. O gün ne kadın kocasını önemseyecek, ne de koca karısını. O halde neden hevalarımızın fiillerimizi yönetmesine izin veriyoruz? Allah’ın ﷻ şu kavlini derince düşünmeli değil miyiz: “Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?” [Casiye, 23].

İçimizden mahremi olmayan niceleri kendisinden sorumlu olan ve itaat etmesi gereken kişilere itaat etmiyorlar. Oysa Allah ﷻ bize bunu emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; Resule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.” [Nisa, 59] İçimizden niceleri, sırf ümmete büyük faydaları olan çok eşlilik sünnetini uygulamak istediği için eşine hayatı zehir ediyor. Allah ﷻ şöyle buyurduğu halde bunu yine de yapıyor: “Ey iman edenler, hepiniz topluca İslam’a girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.” [Bakara, 208].

İçimizden niceleri şiddetli kıskançlığı nedeniyle eşinin diğer hanımı ile eşinin arasını bozmada şeytana yardım etti. Allah’u Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu unuttuk mu: “Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.” [Nisa, 85] İçimizde hiçbir ihtiyacı bulunmadığı halde sırf tek derdi dünyanın peşinden koşmak olduğu için defalarca evinden çıkıp duranlar var. Oysa Allah ﷻ bizlere evlerimizde kalmamızı emrediyor: “Evlerinizde vakarla-oturun, önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın.” [Ahzab, 33]

Sevgili kız kardeşlerim! Allah, El-Ganiy olandır. Allah’ın ﷻ bize de, bizim amellerimize de ihtiyacı yoktur. Göklerin ve yerin hazineleri O’nundur. Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.” [Muhammed, 38] Bu, O’nun ﷻ dinidir. Ve bu din gerek bizimle gerek de bizim dışımızda başkalarıyla kalacaktır. Ancak bizler ecir kazanmak ve ahiretimiz için kazanç elde etmek istemiyor muyuz? Hicretimizin makbul olduğunu varsaymamalı ve ‘La ilahe illallah’ bayrağı altında toplandık diye Allah’tan ﷻ -haşa- minnet duymasını beklememeliyiz. Çünkü hakikat, her birimiz adına bunun tam tersidir. Öyle ki; burada bulunuyor olmamızla asıl bizlerin Allah’a ﷻ minnettar olmamız gerekir.

Geride kalıp gelmeyen nicelerine karşı bizi üstün kılan da O’dur. İslam Devleti’ne destek için elimizde olanları sunmamızı bize nasip eden de O’dur. Bu, bizi doğru yola ileten ve lütfu ve rahmeti ile bu yolu takip etmede bizi muvaffak kılan Allah’ın ﷻ nimetlerindendir. İşin hakikati birçok nimetle bize lütufta bulunan Allah’tır ﷻ. Bu nedenle bizlerin, hak ettiği gibi şükredemesek bile, yapabildiğimiz kadarıyla Allah’a ﷻ şükretmemiz gerekir. Öyle ki bizleri, başkalarıyla değiştirmesin. Aksine bizlerden razı olsun ve bizleri dosdoğru yolu üzerinde sabit kılsın. Buhari ve Müslim’in, Ebu Said El-Hudri’den rivayet ettiği; Nebi’nin ﷺ şöyle buyurduğu hadisi unuttuk mu: “Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz. Çünkü sizler bana cehennem ahalisinin çoğu olarak gösterildiniz, buyurdu. Kadınlar: – Ya Resulullah, neden, diye sordular. Resulullah: – Çünkü siz çokça lanet eder ve kocalarınıza karşı nimete nankörlük yaparsınız.”

Ey kız kardeşlerim! Mücahid kardeşlerimiz canlarını feda edip Allah’a ﷻ sunarlarken, bizler neden dillerimizi Allah’ın ﷻ zikriyle ıslatmıyoruz? Onlar kâfir koalisyonuna, karşı koyarlarken neden biz gecenin ortasında Allah ﷻ için uzun secdelere kapanmıyoruz? Onlar fedakârlıklarda bulunup, sevdiklerini arkalarında bırakırken bizler neden hevalarımızı feda etmiyor, sabahları oruç tutup, şehvetlerimize ve dillerimize hâkim olmuyoruz? Allah ﷻ şöyle buyuruyor: “İman edenlerin Allah’ı zikretme ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” [Hadid, 16]

Niyetlerimizi temizlemenin, amellerimizi özenle yapmanın, hedefimize odaklanmaktan bizi alıkoyan her şeyi kalbimizden çıkarmanın, nasuh tevbe ile Allah’a ﷻ dönmenin vakti geldi. Bu da masiyetleri terk etme, masiyetlerden ötürü pişmanlık duyma, bir daha bu masiyetlere dönmeyeceğine dair Allah’a ﷻ söz verme ile olur. Allah ﷻ şöyle buyuruyor: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” [Zümer, 53]. Bizim, Allah’ın ﷻ yardımını ve hidayetini talep etmemiz gerekir. Bize zafer verecek yalnızca O’dur. Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” [Al-i İmran, 160]

Rollerini bilip de yerine getiren o kadınlar gibi olalım. Sevgili kız kardeşim; cihad topraklarında mücahid eşine yardım etmek senin baş görevlerinden biridir. Evin onun rahatlama yeri olsun, şikâyet evi değil. Evi, cihad için enerji depolama mekânı kıl. Onun kalan enerjisini de sömürüp tüketme. Tasalarını bir kenara bırak ve önceliğini onun ihtiyaçları kıl. Onun varlığının kıymetini bil, yokluğuna da sabret. Zira o, küfür yurdundaki gibi ticaretiyle uğraşmıyor, bir işte çalışmıyor. Aksine o, Allah ﷻ yolunda bir mücahid olup senin yüce Rabbinin dinine hizmet etmektedir. Yaşadığın sıkıntıları ve kendindeki zayıflığı ondan saklamaya çalış ki; o, savaş meydanının ortasındayken şeytan kendisine bununla fitne sokmasın. Elinden geldiğince ona hizmet et. İnşaAllah, Allah’ın ﷻ lütfu ve keremiyle onun ecri gibi ecir alacaksın. İbn-i Ebi’d Dünya, Cabir bin Abdullah’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Bizler Allah Resûlü’nün ﷺ yanında otururken kendisine bir kadın geldi ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Resûlü. Ben sana kadınların temsilcisiyim. Ey Allah’ın Resûlü: Erkeklerin rabbi de kadınların rabbi de Allah’tır. b. Âdem, erkeklerin de kadınların da babasıdır. Havva, erkeklerin de kadınların da annesidir. Allah ﷻ seni erkeklere ve kadınlara gönderdi. Erkekler, Allah ﷻ yolunda çıkıp da öldürüldükleri takdirde rableri katında canlıdırlar, rızıklandırılırlar. Eğer çıkarlarsa (öldürülmezlerse) onlara senin de bildiğin ecir var. Biz de onlara hizmet ediyor ve kendimizi onlar için bekletiyoruz. Bizim ecrimiz nedir? Allah Resûlü ﷺ ona şöyle dedi: Kadınlara benden selam söyle ve onlara şöyle de: Kocaya itaat, oradakine denktir. Bunu içinizden yapanı ise çok azdır.” (En-Nafakatu ala’l İyal)

Niyetlerimizi yenileyelim ey kız kardeşlerim. Allah Resûlü ﷺ şöyle buyuruyor: “Ameller, şüphesiz niyetlerledir. Her kişiye niyet ettiği(nin karşılığı) vardır.” (Buhari ve Müslim rivayet etmiştir) Şu andan itibaren Allah’a direk iman ettiği ve eşi Allah Resûlü’ne ﷺ sabit destek vererek bunu sürdürdüğü için Allah’ın ﷻ kendisine selam gönderdiği ve cennette bir evle müjdelediği Hatice’yi r.h örnek alalım. Aynı şekilde Aişe’yi i örnek alalım. Öyle ki; onun parlak bir aklı ve acayip bir hafızası vardı. Bize bu aklı ve hafızası aracılığıyla çok fazla sayıda hadis nakletmiştir. O kadar ki, bizim İslami kütüphanemiz eğer onun bize naklettikleri olmasaydı bugün ilimsiz olurdu. Yine mü’minlerin annelerinin hepsinin ve Allah Resûlü’nün ﷺ etrafındaki diğer salih kadınların da örnek alınması gerekir. Buna ek olarak ey kız kardeşlerim! Büyüğüyle, küçüğüyle masiyetleri terk etmeli ve masiyetimizin etkisinden, sakınmalıyız. Sadece mala ve temennilere itimat etmemeliyiz.

Amellerimizin kabul olacağının bir garantisi yok. Cennetle müjdelenenlerden de değiliz. Aksine nefislerimizi, Allah’ın ﷻ bize vacip kıldığı şeylerde ihsana itmeli ve daima nafile ameller yapmak için çaba sarf etmeliyiz.

Son olarak; sizlere bir kez daha dünyayı ve ziynetlerini terk etmenin önemini hatırlatıyor, sıkıntının ve imtihanın acısını; bu acının bizi Allah’a ﷻ yakınlaştırdığını hatırlayarak imanın tadına çevirmeyi nasihat ediyorum. Bu acı ne de tatlıdır! Aramızda, kocaları ve oğulları savaş meydanından şehid olmadan döndü diye üzülen kadınlar olsun. Allah Resûlü ﷺ zamanındaki kadınların yaptığı gibi, siz de bu savaşta cesurca ayaklanın ve fedakârlıklarda bulunun. Onlar bunu erkeklerin sayısının azlığından yapmamıştı. Aksine cihada olan sevgilerinden, Allah ve cennete olan rağbetlerinden dolayı yapmışlardı. Bu mübarek kadınlardan biri de Ummu İmara (Nesibe bint Ka’b El-Ensariyye) idi.

Ez-Zehebi (Allah ona rahmet etsin) Ummu İmara’nın Uhud, Hudeybiye, Huneyn günü ve Yemame gazvelerini gördüğünü, cesurca savaştığını ve cihadda elinin koptuğunu, Allah Resûlü’nün ﷺ, kendisi hakkında: “Nesibe bint Ka’b’ın bugünkü makamı, filan ve filanın makamından daha hayırlıdır” buyurduğunu rivayet etmiştir. (Siyeru A’lâmi’n Nubela)

Bu salih kadınlara kıyasla makamımızı, Allah Resûlü’nün ﷺ bizler hakkında ne diyeceğini derince bir düşünelim ey kız kardeşlerim! Yarış, son turlarında. Çabanı sürdür ey değerli kız kardeşim. Eğer tereddüt eder ve yavaşlarsan Allah’tan ﷻ yardım iste. Ve O’na ﷻ güven. O’nun ﷻ yolunda başına gelenlere sabırla tahammül et. Zira “Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 46].

Rabbinin rızasını kazanmak için gerekli her şeyi sunmaya hırslı, hayatındaki en değerli ve kıymetli şeyleri feda etmeye hazır ol. Öyle ki bu, senin kalbini herhangi bir şeye ve Allah ﷻ dışında herhangi bir kimseye bağlılıktan temizler. İşin hakikatinde uğrunda geldiğimiz şey budur. O zaman Allah’a ﷻ yolculuğumuzu tamamlayalım. Salih amellere yönel ve dileğini bu amellerin kabul edilmesi kıl. Allah’ın ﷻ izniyle iki güzellikten biri olan zafer ya da şehadet ile müjdelen! Sözü, Allah’ın ﷻ kâmil sözleriyle sonlandırıyorum: “Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahid (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahid (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin mevlânızdır. O ne güzel mevlâ, ne güzel yardımcıdır! ” [Hac, 78].

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

Ebu Hamza7 Haziran 2019 / 21:07Cevapla

Bir bacinin musluman bacilara nasiyati. Cok guzel yazmiş maşaAllah

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA