İDRAK MEDYA

Allah’ın Yardımını Getiren Zaferin Esbabları – 2

Allah’ın Yardımını Getiren Zaferin Esbabları – 2
10 Temmuz 2019 - 20:45

Allah’ın Yardımını Getiren Zaferin Esbabları – 2

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Rebiülahir 1438 tarihinde, Konstantiniyye dergisinde yayımlanan “Allah’ın Yardımını Getiren Zaferin Esbabları” isimli makalenin ikinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

ALLAH TEÂLÂ’NIN YARDIM SÖZÜ, KAMİL İMAN SAHİPLERİ İÇİNDİR
Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Mü’minlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır” [Rum, 47] “Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.” [Al-i İmran, 120]

Allah’ın ﷻ yardımın gelmesi en genel anlamda iki şarta bağlıdır.
Birinci Şart: İmani hazırlıktır.
Allah’ın ﷻ üzerine bir hak bildiği yardımı hak edebilmek için öncelikle İmani olarak hazır olmak gerekmektedir. Kişinin “Mü’minlere yardım etmek üzerimize bir haktır” ayetinde belirtilen Mü’minlerden olabilmesi için batıni, zahiri, ilmi, kavli ve ameli iman şubelerinden hepsini daima artırması ile olur. İmanın daima artıp eksilmemesi içinde günahlardan uzak durmak lazımdır. Kulun imanı oranında, Allah’ın ﷻ yardımından nasibi olur. İman derecesi yükseldikçe Allah’ın ﷻ yardımından nasibi de artar. Bunun tersi olarak da iman derecesi düştükçe, Allah’ın ﷻ yardımından nasibi de düşer. Bu, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in itikadı olan imanın şubelerden oluştuğu ve eksilip çoğaldığı ilkesine dayanmaktadır.

İbn-i Hacer şöyle der: “Ebu’l-Kasım el-Lalekai “Kitabu’s-Sünne”de Şafii, Ahmed, İshak bin Rahaveyh, Ebu Ubeyd ve diğer imamlardan bu şekilde nakletmiş ve sahih bir sened ile Buhari’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Değişik kentlerde binden fazla âlimle görüştüm. İmanın söz ve amel olduğu, arttığı ve eksildiği konusunda birinin ihtilaf ettiğini görmedim.” Fethu’l-Bari, C.1, Sh.47.

Rasûlullah ﷺ şöyle buyurur: “İman altmış küsur veya yetmiş küsur şubedir. Bu şubelerin en üstünü “La İlahe İllallah” sözü ve en alttaki ise yolda eziyet veren şeyleri kaldırmaktır. Hayâ ise, imandan bir şubedir.” (Buhari, Hadis No:9; Müslim, Hadis No:35.)

Başka bir hadiste ise şöyle geçer: “Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurdu: “Ben uykuda iken insanların üzerlerinde gömlekleri ile bana arzedildiklerini gördüm. Gömleklerin kimisi göğüslerine kadar, kimisi de daha aşağıya kadar idi. Ömer İbnu’l Hattab ise üzerindeki uzun bir entariyi çekerken bana arzedildi.” “Bunu nasıl yorumladınız ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. Allah Rasûlü ﷺ: “Din ile” dedi.” (Buhari, Hadis No:23.)

İkinci Şart: Maddi hazırlıktır.
Bu ise özelikle cihadda askeri eğitim ve silah hazırlayarak, Mü’minleri savaşa teşvik ederek, Allah ﷻ yolunda infak ve fedakârlık yaparak olur. Mü’minler İmani hazırlıktan sonra Allah’tan ﷻ yardım talep ettikleri konuyla ilgili ellerinden gelen maddi hazırlığı da yapmaları gerekir. Maddi hazırlık konusunda üzerlerine düşeni yapmazlarsa Allah’ın ﷻ yardımını alamazlar. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Kâfirler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) aciz bırakamazlar. Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.” [Enfal, 59-60]

Allah ﷻ, kâfirleri tamamen kuşattığını, onlara gücünün yettiğini ve kendisini aciz bırakamayacaklarını belirtmektedir. Ancak bunlarla beraber bize, ilahi yardım sözünün gerçekleşmesinin bir şartı olarak elimizden geldiği kadar her türlü maddi hazırlığı yapmayı da emretmiştir. Çünkü işler, dünyada sebeplere bağlı olarak yürür. Allah’ın ﷻ yeryüzündeki sünneti budur. Maddi hazırlık kapsamına giren şeylerden biri de, Müslümanların, düşmana karşı saflarını birleştirmeleri ve tefrikaya düşmemeleridir.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Allah ve Rasûlü’ne itaat edin. Birbiriniz ile çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 46] Ayette, Müslümanların aralarında ihtilaf ve çekişmenin bulunmasının, başarısızlığın en açık sebebi olduğu ve sabretmeleri gerektiğini Allah’ın yardımının sabredenlerle beraber olduğunu belirtilmektedir.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Kim Allah’ı, Rasûlü’nü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır.” [Maide, 56] Şüphe yok ki; maddi hazırlık yapmak da, imanın unsurlarındandır. Çünkü bu, Allah’u Teâlâ’nın bir emrini yerine getirmektir. Yerine getirilen bu emir ise, Allah’u Teâlâ’nın şu buyruğudur: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp, beslenen atlar hazırlayın.” [Enfal, 60]

İbn-i Kayyım r.h şöyle demektedir: Kimin imanı noksan olursa onun yardım ve destekten nasibi de eksik olur. Bundan ötürü bir kula malında veya canında bir musibet isabet eder veyahut düşmanları ona galip gelirse bu onun günahlarındandır. Ya farzları yerine getirmediğinden ya da günah olan bir ameli işlemesinden ötürü imanında meydana gelen eksikliktendir.

İşte bu şekilde çoğu insanın “Allah, Mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” ayetinde meydana getirdiği sorun da kalkmış olacaktır. Bazıları; onlara ahirette bir yol vermeyecektir, diye cevap vermişlerdir. Bazıları ise; hüccette onlara yol vermeyecektir, demişlerdir. Fakat bu gibi ayetlerde hakikat şudur; Allah’ın ﷻ kâfirlere, Mü’minler aleyhinde nefyettiği yol kâmil iman sahipleri içindir. İman zayıfladıkça, imanlarının zayıfladığı oranda kâfirlerin onlar aleyhinde yolları olmuş olur. Mü’minler Allah’ın ﷻ itaatinden uzaklaştıklarından dolayı kâfirlere aleyhlerinde yol açmış olurlar. (İğasetu’l-Lehfan Min Masayidi’ş-Şeytan, C.2, Sh.183.)

Bütün dünya Mü’minlerin aleyhinde toplansa bile yine de onlar Allah’ın ﷻ güç ve kuvvetiyle galip gelecek olanlardır, desteklenenlerdir, yardım olunanlardır. Allah ﷻ onlara kâfi gelir ve belaları onlardan defeder. İman hakikatine dörtdörtlük yapıştıkları sürece bunu hak ederler. Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” [Al-i İmran, 139] “Sakın gevşemeyin. Üstün olduğunuz halde barışa davet etmeyin. Allah sizinle beraberdir. O amellerinizi asla eksiltmez.” [Muhammed, 35]

“İnkâr edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi. Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” [Fetih, 22-23] İşte kâmil imana sahip olanların resmedildiği ve Allah’ın kesin vaadinin yer aldığı tablo. İşte hem zahiri hem de batini esbapları elde edinenlerin tablosu…

Allah’ın ﷻ vaadi budur. İnkâr edenlerin tablosu da arkalarına dönüp kaçmaktır. Öteden beri Rabbimizin kendisine iman eden, günahlardan uzak durup zahiri esbapları yerine getiren kullara olan sünneti de yardım ve zaferdir.

Şartlar Yerine Gelmezse Yardım da Gelmez
Bu da, kulun imani ve maddi hazırlığı yeterince yerine getirmemesindendir. Bu yardım sözünün gerçekleşmemesinin anlamı, kâfirlerin Müslümanlara galip gelmesi ve otoritenin küfrün ve kâfirlerin eline geçmesidir. Bütün bunlar ise, imandaki eksiklik, masiyet ve günahlar ve yeterli maddi hazırlığın olmayışı sebebiyledir. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Başına gelen kötülük ise nefsindendir” [Nisa, 79] “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz sebebiyledir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” [Şûra, 30] “Bu da, bir kavim kendilerinde bulunanı değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır.” [Enfal, 53]

Allah’u Teâlâ bu ayette, kişiye verdiği nimeti, onun hak ettiği şekilde olduğunu ve onların kendilerini değiştirmedikleri sürece bu nimetleri de değiştirmeyeceğini beyan etmektedir. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde haksızlık yapmaz, ama insanlar kendi kendilerine haksızlık yaparlar.” [Yunus, 44]

Allah’u Teâlâ’nın bu yasası geneldir. İnsanların en seçkini de olsa, bu yasasından kimseyi kayırmaz. Bunun en açık örneği, Uhud günü Rasûlullah ﷺ ve sahabesinin r.h başına gelen yaralanma ve öldürülme olaylarıdır. Çünkü bazı sahabeler, Rasûlullah’ın ﷺ emrine muhalefet etmişlerdi. Bundan şu da anlaşılmaktadır ki; Toplu olarak yerine getirilen işlerde, bazılarının masiyetleri ve hataları herkese zarar verebilir. Uhud günü sahabenin r.h başına gelenler ile ilgili olarak Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “(Bedir’de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud’da) kendi başınıza geldiği için mi “Bu nasıl oluyor” dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.” [Al-i İmran, 165]

Düşmanın Müslümanların başına musallat olması, günahları sebebiyle Allah’u Teâlâ’nın onlara verdiği bir cezadır. Kul günah işleyerek ve Rabbine ibadetten yüz çevirerek şeytanın, kendisine musallat olmasına yol açar. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.” [Zuhruf, 36-37] Müslümanların başarısızlığının sebepleri aslında zati olan iç sebeplerdir.

Müslim’in Sevban’dan r.h rivayet ettiği şu hadiste bu açıkça belirtilmektedir: “Allah’u Teâlâ yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır. Bana iki hazine verildi: Kırmızı ve beyaz hazineler. Ben Rabbimden, ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini, ümmetime kendi nefislerinden başka bir düşman musallat edip çoğunu helak etmelerine meydan vermemesini talep ettim. Rabbim bu isteklerime şöyle cevap verdi: “Ey Muhammed! Bir hüküm verdim mi artık o geri alınmaz. Ben senin ümmetini ‘umumi bir kıtlıkla helak etmeyeceğim, kendileri dışında, çoğunu helak edecek bir düşman da musallat etmeyeceğim, hatta yeryüzünün her tarafında bulunanlar, onlar aleyhinde toplansalar da. Ama kendi aralarında birbirlerini helak edecekler’ diye yazdım.” (Müslim, Hadis No:2889.)

Bu hadis, Müslümanlar bozuklukta cezayı hak edecek dereceye gelmedikçe, Allah’u Teâlâ’nın, dışarıdan kâfir düşmanı onlara musallat etmeyeceğini ve başarısızlıklarının ana sebebinin ise zati, yani kendileri olduğunu bildirmektedir. Müslümanların başarısızlık ve zayıflıklarının sebebini, kâfirlerin plan ve saldırılarına bağlamak yanlıştır. Müslümanın bilmesi gereken gerçek şudur ki; Müslümanların başına ne musibet gelirse gelsin, bu musibetlerden birinci derecede Müslümanların kendileri sorumludur. Çünkü Allah’u Teâlâ, “Başına gelen kötülük ise nefsindendir” [Nisa, 79] buyurmaktadır.

Ayrıca bu hadiste kâfirlerin Müslümanların büyük çoğunluğuna zarar veremeyeceği müjdesi de vardır. Dolayısıyla kâfirler bütün silahlarını biriktirseler de ve hep beraber Müslümanları yok etmek için bir araya gelseler de yine de bunu başaramayacaklardır. Üstelik Allah ﷻ, kâmil imana sahip olan Mü’minlere karşı kâfirlerin hile ve oyunlarının zayıflığını şu ayette bildirmektedir: “Onlar size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” [Al-i İmran, 111]

Eziyet, küçük zarardır. Bu ise, zararın genelinden bunun istisna edilmesinden anlaşılmaktadır. Güzel sonuç ise takva sahiplerinindir. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” [Nisa, 76] Bu ayet, kâfirlerin hile ve düzenlerinin zayıflığını gösteren açık bir nasstır. “Bu, Allah’ın, mü’minlerin mevlası olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların mevlaları yoktur.” [Muhammed, 11] Dolayısıyla Müslümanların başarısızlığı, düşmanları sebebiyle değil önce kendileri sebebiyledir. Müslümanlar isyan ve günahlarla düşmanlarına fırsat ve imkân vermişlerdir.

Mü’min kul günaha bulaşıp vacipleri terk etmeden, mağlubiyetin gelmeyeceğini bilmesi gerekir. Başlarına bir musibet geldiğinde kendilerini hesaba çekip eksiklerini görmeleri ve onu biran evvel değiştirmeleri gerekir. Çünkü Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın. Belki de tuttukları kötü yoldan dönerler.” [Rum, 41] “Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azaptan önce dünya azabından tattırırız.” [Secde, 21]

Bütün şeriatlarda bunun kesin bir esas olduğunu görmek için önceki peygamberlerin ümmetlerine bakmak yeterlidir. Allah ﷻ yolunda başlarına bir şey geldiği zaman bunun, işledikleri günahlar sebebiyle olduğunu anlamış ve hemen Allah’a ﷻ tevbe ve istiğfar etmişlerdir. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdir. Allah, sabredenleri sever. Dedikleri ancak şu idi: “Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla. Sebatımızı artır, inkârcı topluluğa karşı bize yardım et.” [Ali İmran, 146-147]

Kur’an-ı Kerim’de kıssaları geçen bahçe sahipleri de, bahçeleri telef olunca bunun günahları sebebiyle olduğunu anlamış ve hemen tevbe ederek Allah’a ﷻ yönelmişlerdi: “Ortancaları: Ben size Allah’ı anmanız gerekmez mi? dememiş miydim? Dedi. Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik, dediler. Birbirlerini yermeye başladılar. Sonra şöyle dediler: Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz.” [Kalem, 28-32]

Yardım Gecikirse Eksikliklerin Tamamlanması Gerekir
Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.” [Rad, 11] Bu, Allah’u Teâlâ’nın değişmez yasasıdır. Başına gelen musibeti Allah’ın ﷻ kaldırması ve nimetler vermesi için kulun, öncelikle kendi durumunu düzeltmesi gerekir. Allah’a ﷻ itaatsizlik ve ihmalinde devam ettiği halde musibetlerden kurtulmayı beklemesi anlamsızdır. Müslümanların geri kalıp kâfirlere karşı rezil olmalarının sebebinin, zati yapılarından kaynaklandığını belirtir. Başarısızlık ve yenilginin değişmesi için değişikliğin bizzat içeriden ve Müslümanların kendilerinden başlaması gerekmektedir.

Kulu korumak da imanı oranında olur. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah iman edenleri korur.” [Hac, 38] Kulun savunmasının azlığı, imanının azlığındandır. Allah’u Teâlâ’nın kuluna velayeti de kulun imanı ile orantılıdır. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, Mü’minlerin velisidir” [Al-i İmran, 68] ve yine “Allah, iman edenlerin velisidir” [Bakara, 257] buyurmaktadır. Allah’u Teâlâ’nın özel beraberliği de iman ehli içindir. Şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah Mü’minler ile beraberdir.” [Enfal, 19] İman az ve zayıf olursa, Allah’u Teâlâ’nın, kula velayeti ve onunla özel beraberliği de imandan nasibi kadar az ve zayıf olur.

Yardım etmesi ve tam destek vermesi de ancak tam iman sahipleri içindir. Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” [Mü’min, 51] Başka bir ayette ise şöyle buyurur: “Nihayet biz iman edenleri, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.” [Saff, 14] İmanı az olanın yardım ve destekten nasibi de az olur. Dolayısıyla, kulun şahsına veya malına bir musibet gelirse veya düşmana karşı mağlup olursa, bu onun vacibi terk etmesi veya haramı işlemesi sebebi ile meydana gelen günahları nedeniyledir. Bu ise imanının eksikliğindendir.

İbnu’l-Kayyim r.h şöyle der: “Cezalardan biri de, kişinin, günahı küçümsediği ve basit gördüğü gibi, Allah’u Teâlâ’nın da onu, yaratılanların gönlünde sevimsiz, değersiz ve kendinden korkulmayan biri haline getirmesidir. Kul, Allah’u Teâlâ’yı sevdiği oranda insanlar da onu severler. Allah’tan ﷻ korktuğu oranda insanlar da ondan korkarlar. Allah’u Teâlâ’yı ve değerlerini yücelttiği oranda kullar kendisini yüceltirler. Allah’ın ﷻ değerlerini çiğneyen kulun değerlerini insanlar nasıl çiğnemesin! Allah’u Teâlâ’yı küçümseyen ve gerektiği gibi yüceltmeyen kulu insanlar nasıl küçümsemesin ve horlamasın! Allah’ın ﷻ yasaklarını çiğnemeyi basit gören kul, insanların nazarında nasıl basit ve hor görülmesin!

Allah’u Teâlâ, Kur’an’da günahları belirtirken buna işaret etmiş ve günahlarından dolayı, bunları işleyenleri rezil etmiş, kalplerini örtmüş ve günahlarıyla mühürlemiş, kendisini unuttukları gibi onları unutmuş, dinini horladıkları gibi onları horlamış ve kendisini hesaba katmadıkları gibi Allah’u Teâlâ da onları hesaba katmamıştır. Bu nedenle Allah’u Teâlâ, yarattıklarının kendisine secde ettiğini belirttiği ayette şöyle buyurur: “Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur.” [Hac, 18] Allah’u Teâlâ’ya secde etmeyi horlayıp küçümseyerek ona secdeyi terk edince, Allah’u Teâlâ da onları horlamıştır. Allah’u Teâlâ’nın onları horlamasından sonra artık kimse onları değerli kılamamıştır. Allah’ın horladığını kim değerli kılacaktır? Veya değerli kıldığını kim horlayacaktır?” (İbnu’l-Kayyim, El-Cevabu’l-Kâfi, 80-81.)

“Onlar size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” [Al- i İmran, 111] “Kâfirler sizinle savaşacak olsa, gerisin geriye kaçarlar.” [Fetih, 22]

Allah ﷻ, uzun bir süre sonra Müslümanları içinde bulunduğu zilletten kurtarıp onlara izzeti tekrar bahşetti. Elbette ki bu sünnetullaha uygun olarak gerçekleşti. Uzun süren imtihanlar, meşakkatler, belalar, sabır ve takvaya sarılmaktan sonra gerçekleşti. Günahları terk eden ve dini tekrar hayata hâkim kılma arzu ve çabasında olan kullarının eliyle gerçekleşti.

İşte küfür ve kâfirlerin en güçlü olduğu bir dönemde Rabbimizin inayetiyle İslam Devleti tekrar hayat buldu. Günahlardan uzak durdu, sabretti ve takvaya sarıldı. Hem de Müslümanlar en amansız zilleti yaşarken ve hiç kimsenin böyle bir devleti beklemediği bir vakitte gerçekleşti. Hayalini bile kuramadığımız Hilafet geri döndü. Zillet artık yer değiştirdi. Yeryüzünde Müslümanlar artık aziz kâfirler ise zelil oldular. Yaşamak için cizye vermek zorunda kaldılar. İslam’a başkaldıranlarının ya boynu vuruldu ya da İslam’ın erlerine köle ve cariye oldular.

Allah’u Teâlâ’nın yardım ve desteğinden mahrum, aşağılık ve zillet bir hayata tekrar dönmek istemiyorsak, Rabbimizin bu verdiği nimete şükretmek, günahlardan uzak durup cihadı hakkıyla ayakta tutmak ve Rabbimizin razı olduğu bir şekilde yaşamaktır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA