İDRAK MEDYA

BÜYÜK ŞİRKTE CEHALET MAZERET MİDİR? – 1

BÜYÜK ŞİRKTE CEHALET MAZERET MİDİR? – 1
04 Şubat 2019 - 22:39

BÜYÜK ŞİRKTE CEHALET MAZERET MİDİR? – 1

İslam Devletinin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Zilhicce 1436 tarihinde, Konstantiniyye dergisinde yayımlanan “BÜYÜK ŞİRKTE CEHALET MAZERET MİDİR?” isimli makalenin birinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a olsun salât ve selam O’nun Resulüne, ehline, sahabesine ve ona tabi olanların üzerine olsun.

Cehaletin mazeret olduğu şüphesi İbn-i Teymiyye dönemine kadar zahir olmamış ve bunun mazeret olmadığı üzerinde tartışılmadan kabul edilen bir hakikat olmuştu. Zaten bu şüpheyi ortaya atanlar İbn-i Teymiyye’den önceki âlimlerden kendilerine delil getirememektedirler. Bu bidat ehli, İbn-i Teymiyye’nin anlamadıkları sözlerini ve ondan sonra bu bidati devam ettiren âlimlerinden delil getirmektedirler.

Bu şüphe, irca ehlinin sapıttığı konu ve en büyük imtihanları oldu ve olmaya da devam ediyor. Öyle oldu ki; bu irca ehli, müşrik ve mürtedlerin hatta tağutların bile cehaletlerini mazeret görerek onları kardeşler edindiler. Allah’ın şeriatını kaldırıp kendi kanunlarını koyan tağutları veli edinerek bunları emir sahipleri ilan edip bunların etrafında toplanmaya başladılar. Bu tağut ve müşrikleri tekfir edip bunlarla savaşanları harici ilan ettiler ve bunları öldürmenin vacip olduğu fetvalarını verdiler. Öyle kötü bir hal aldılar ki; bu tağutların bayrakları altında Muvahhid ve Müslümanlarla savaşır oldular. Cahil Müslüman dediği tağutların bayrağı altında bunları mazeretli görmeyen muvahhidleri öldürmeye başladılar. Bu anlayış sayesinde tağutlar cahil Müslüman olurken, bunları mazeretli görmeyenler harici ilan edildiler. Bu konu asrımızın en büyük ve en önemli meselelerinden biri haline geldi. Nasıl olmasın ki; Müslümanların harici, tağutların emir sahipleri ilan edildiği bir anlayış, dinin tersine döndürüldüğü bir anlayıştır. Buna eğilmek ve bunu ilmi olarak reddetmek her ilim talebesine vaciptir.

Büyük şirk ve zahir meselelerde cehaletin mazeret olduğunu iddia edenler Kur’an, sünnet ve icmaya aykırı bir görüş ortaya atmışlardır.

Şeyh Abdullah bin Abdurrahman Ebu Batin şunları söyler: Küfür işleyenin tevil sahibi, müctehid, hatalı, taklitçi veya cahil olduğunu söyleyip bunların mazeretli olduğunu söylemek; Kur’an, sünnet ve icmaya terstir. (El-İntisar li hizbillah el-Muvahhidin fi Akide el-Muvahhidin, Sh.25)

Bu konuda çok fazla ihtilafa girip buraya uygun olmayacak derecede sözü uzatmayı uygun görmediğimiz için İslam Devleti’nin bu konuda hem akidesini beyan etmek hem de konuyla alakalı delil aldığımız birkaç ayet, hadis ve ulema sözüne yer vererek bu konuya izah getirmeyi murat ettik. Daha fazla detay isteyenler konuyla alakalı ulemanın sözlerine veya bu konuda yazılmış olan eserlere bakabilirler.

Bizim için kaynak, muayyen bir âlim olmadığı için bir âlimin fetvalarına takılıp kalmak bu işe çözüm üretmeyecektir. Belki ölçümüz Kur’an, sünnet ve icmadır. Bu kaynakları da selefimizin ve imamlarımızın fehmettiği gibi fehmederiz.

Şeyh İshak bin Abdurrahman şöyle dedi: “İslam dininde bilinmesi gereken zaruri meseleler ve dinin asıllarında kaynak; kitab, sünnet bir de ümmetin itibar ettiği sahabe icmasıdır. Kaynak hiçbir zaman muayyen bir âlim olamaz.” (Hukmu Tekfir el-Muayyen fi Akide el-Muvahhidin, Sh.170-171.)

Bunlar senin yanında sabit olduktan sonra bu mürtedlerin tekfiri için Kur’an’ın başından sonuna kadar bak. Bu ayetlerin anlamları için imamların ve tefsircilerin sözlerine bak. Eğer münafıklardan biri seninle mücadele edip bu ayetlerin kâfirler hakkında indiğini iddia ederse ona şunu söyle: senden önce ilim ehlinin evvelinden ahirine kadar herhangi birisi bu ayet umum ifade etmez veya bu ayet Müslümanım dediği halde bunları yapanları kapsamaz diyen biri var mı? Senden önce bunu kim söyledi. (Ed-Durer es-Seniyye, Cilt 10, Sh.58)

Şeyh Abdullah bin Abdurrahman Ebu Batin şöyle dedi: “Önceki müşrikler hakkında inen ayetler onların yaptığını yapanları kapsamaz diyenin sözü büyük bir küfürdür. Bunu ancak cehalete batmış öküz birisinden başkası söylemez. Kuran ve sünnette zikredilen hadler geçmiş insanlar için olduğunu söylüyor mu? Bugün artık zina edenin olmayacağını, hırsızın elinin kesilmeyeceğini ve benzeri şeyleri söyler mi? Hatta bu sözler bahsedilmesi bile utanç verici sözlerdir. Namaz, zekât ve İslam şeriatinin diğer farzlarının tarihi bitti ve kuranın hükümleri iptal mi oldu?” (Ed-Durer es-Seniyye, Cilt 10, Sh.418)


Büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığını ifade eden başlıca ayetler şunlardır

BİRİNCİ DELİL

“Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.” (Tevbe, 6)

İbni Teymiyye -Allah O’na rahmet etsin- şöyle der:
Şirk ismi peygamber gelmeden önce bile şirki işleyene sabit olur. Çünkü o rabbine şirk koşmakta ve başkasını onun yerine koymaktadır. (Mecmu el-Fetava, Cilt 20, Sh.38.)

Bu ayeti kerimede Rabbimiz Azze ve Celle henüz Allah’ın kelamını işitmeyen birilerine bile içinde oldukları hali anlatarak, onların müşrik olduklarını bildirmektedir. Şirk işleyen birisine başka hangi isim verilebilir ki. Allah Azze ve Celle cahil olmalarını, onların müşrik olmalarına engel saymamıştır. Bilakis onları hem cahil hem de müşrik olarak vasıflandırmıştır. Zaten bütün müşrikler cahil değiller midir? Rabbini tanıyan biri ona şirk koşabilir mi?


İKİNCİ DELİL

Allah (c.c) şöyle buyuruyor. “Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.” (En’am: 137)

Allah Azze Celle ayette söz konusu olan kişileri, kendilerine risalet ulaşmaması ve fetret ehli olmalarına rağmen müşrikler olarak isimlendirmiştir. Ayrıca Allah Azze ve Celle’nin “süslü gösterdi” ve “dinlerini aleyhlerine olacak şekilde bozup karmakarışık etmek için” sözleri; söz konusu kavmin işlemiş oldukları amelleri hak olarak gördüklerini ve şirk olmadığını zannettiklerini, ileri gelenlerinin ise onları saptırmak için şirki hak olarak gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Buna rağmen Allah Azze ve Celle onların bu cehaletlerini mazeret olarak değerlendirmedi ve ortaya koydukları amellere göre onlara hükmetti. Yani onları müşrik olarak vasıflandırdı.


ÜÇÜNCÜ DELİL

“İlimsiz olarak sefihlikle (kız) çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine (helal olarak) rızık verdiği şeyleri Allah’a iftira ederek haram yapanlar, muhakkak ki ziyana uğradılar. Onlar gerçekten saptılar ve doğru yolu da bulacak değillerdir. (En’am 140)

Onların çocuklarını akılsız ve bilgisizce öldürdükleri halde Rabbimiz Azze ve Celle onları işlemiş oldukları suçta mazeretli saymamış bilakis sapık ve hidayeti bulamamış mücrimler olarak vasfetmiştir.

Allah Azze ve Celle’nin şu sözü de bu delile eklenebilir: “Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz yorumu da kendilerine bildirilmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böylece yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.” (Yunus: 39)

Allah Azze ve Celle’nin şu ayeti de bu şekildedir: “Nihayet (hesap yerine) geldikleri zaman Allah Teâlâ şöyle der; “Ayetlerimi, hiçbir bilgiyle kavramadığınız halde yalan mı saydınız? Yoksa ne idi o yaptığınız?” (Neml: 84)


DÖRDÜNCÜ DELİL

“Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerinden ayrılacak değillerdi.”(Beyyine: 1)

İşte bu Ayet-i Kerime, Rasulullah ﷺ’in gönderilip Kur’an’ı insanlara açıklamasından önce, insanların küfür ve şirkle vasıflandırıldığını açık bir şekilde ispat etmektedir.

Ayette geçen “münfekkiin” kelimesini Kurtubi şöyle açıklamıştır: “Yani küfürlerini bırakacak değillerdi.” (Kurtubi Tefsiri)

İbni Teymiyye r.h şöyle der: “İmam Beğavi tefsirinde şöyle der: “(Onlara apaçık bir delil gelinceye kadar) Küfürlerini ve şirklerini bırakacak değillerdir.” sözü gelecek kalıbındadır, manası ise geçmişi ifade etmektedir. Yani; ta ki onlara beyyine (apaçık deliller) gelinceye kadar. “Beyyine” yani “apaçık deliller”, Muhammed (a.s)’ dir. Onlara Kur’an’la gelmiş ve içinde bulundukları sapıklığı ve cehaleti açıklayıp onları imana davet etmiştir. Böylece Allah (c.c), rasulü vasıtasıyla onları cehalet ve sapıklıktan kurtarmıştır.” (Mecmu el-Fetava, Cilt 16, Sh.483-486)

Allah ﷻ bu ayette risalet hücceti gelmeden önce şirk işleyen Araplara ve küfür işleyen ehli kitaba kâfir ve müşrik hükmünü vermiştir. Yani bir kişi şirk işlerse müşrik olduğuna hüküm verilir. Bu hüküm zahire göre verilen bir hükümdür ve insanlar bu zahiri durumlarına göre dünyadan ayrılırlar. Tabi ki bu hüküm verilirken; kişinin ilmine, kendisine ilmin ulaşıp ulaşmadığına, inat edip etmediğine, cehaletine, taklidine, kendisine hüccet ikame edilip edilmediğine bakılmaksızın verilen bir hükümdür. Zira ister hüccet kendisine ikame edilsin ister edilmesin, ister cahil olsun ister olmasın, ister inat ederek yapsın, ister inat etmeyerek yapsın, kim şirk işlerse dünyada zahire göre müşrik hükmünü alır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA