İDRAK MEDYA

EBU MÜCAHİD EL-FRANSİ

21 Nisan 2019 - 23:03
EBU MÜCAHİD EL-FRANSİ


EBU MÜCAHİD EL-FRANSİ

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şevval 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “MÜMİNLER ARASINDA ÖYLE ERKEKLER VAR Kİ: EBU MÜCAHİD EL-FRANSİ” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Avrupa’nın iğrenç hakikatini saklayan cahilliklerinin kenarında, mutluluk, güvenlik, insanlar arasında eşitlik ve daha başka sahte sloganlardan oluşan propaganda ve yalanlardan oluşan parlak bir maskenin altında, Avrupa cahiliyetinin bozuk sütünden beslenen, evlatlarının kendisiyle zehirlendiği, yaratılışı bozuk Avrupalı ateist ve müşriklerin çirkin bir örneği olarak geniş bir cahillikler kuşağı yetişti.

Ancak Allah ﷻ kimin hidayetini isterse yeryüzü halkının hepsi bir olsa bile onu bundan saptıramaz. Allah ﷻ, şirk, fuhuş, yeryüzünde bozgunculukla dolu toplumların ortasından kendilerini doğru yola ilettiği topluluklar çıkarır ve onları salih evliya, yakınlaştırılmış kullarından kılar. Onlardan bazılarına yolunda şehadet olan büyük hayırla son yazar. Öyle ki kıyamet günü hesaba çekilmeden, herhangi bir azaptan korkmadan gelsin.

Fransa’nın fakir banliyölerine yabancı kavimler yığılmıştır. Bir zamanlar Fransa’nın işgal ettiği ülkelerden olan Arap ve Afrikalıların dolu olduğu semtlerde büyük kalabalıklar oluşturmaktadırlar. Bu kişilerin çoğu İslam’a mensuptur. Ya da iş şundan öte değildir: Gözlerini dünyaya açmışlar ve kendilerinin Müslümanlara benzer isimlere sahip olduklarını görmüşlerdir. Her iki hâlükârda da bu ülkenin asıl halkı olan Hristiyan ve Yahudilere; onlardan nefret etmek ve kendilerini şehrin dışlarına itip uzaklaştırmak, kendileriyle karışmalarını engellemek ya da onları önemli işlerde kullanmamak için yeterli bir sebeptir.

Onları küçümsenen bir halde bırakmayı tercih ediyorlar. Öyle ki kendileri için ucuz hizmetçi olsunlar ve kendilerinin yapmaktan kaçındıkları işleri yapsınlar, bu zelil hayat karşılığında da kendilerine orada kalma izni ve neredeyse açlıklarını bile gideremeyecek ve ihtiyaçları için yetmeyecek miktarda para versinler. Banliyölerin sakinlerinin büyük kısmı, ülkenin tağutlarının ve asli sakinlerinin onları orada tutmak için planladıkları bu hali kabul ederken bir kısmı da kendilerini köleleştirenlerle eşit olacakları, kendilerini hakir görenlerin beğenisini kazanacakları daha iyi bir hayat için isyan etmektedirler.

Kendilerini bu hedefe ulaştırabilecek tek yol olarak ise parayı bulabiliyorlar. Öyle ki para, bu maddiyatçı toplumda insanın değerinin ölçülmesindeki en önemli etkendir. Gaye; mevcut olmayan ihtiyaçları elde etmek için çaba harcayıp, bitmez şehvetlere ulaşma arzusuyla her ne yolla olursa olsun para elde etmektir. Dünyanın peşinde koşan, genellikle önleri yağmalama ve uyuşturucu ticareti etkenleriyle kuşatılmış bu şaşkınların çoğu mümkün olan en hızlı vakitte bu gayeyi gerçekleştirmek için çabuk zengin olma yollarını aramaktadırlar.

Ve bu labirente giriyor, azın da çoğun da peşinden koşmak için çeteler arası savaşlar, her soygun eyleminde bulunan devamlı riskler aracılığıyla kendilerini tehlikeye atıyorlar.


Allah ﷻ, Kimi Hidayete Erdirmek İsterse, Onun Göğsünü İslam’a Açar Mukrim Ebruki…
Tunus asıllı bir genç. Çocukluğunu ve gençliğinin ilk evresini bu yoksul hayat içinde geçirdi. Tasası; çoklarının ahiretten gafil olarak; onun için nasıl çalışacağını öğrenmeden elde ettiği dünya idi. Çetelerin hırçın adamı. Müşriklerin mallarını yağmalama eylemlerinden çok fazla paralar kazandı. O kadar ki lüks arabaları oldu ve kulüplerinde, partilerinde Paris’in zenginleri ve meşhurlarıyla rekabet eder hale geldi. Ki bu böylesi kokuşmuş toplumlarda bireylerin en çok tamah ettikleri şeydir.

Korkutucu bir yanı da vardı. Akranları arasında cesareti, atılganlığı ve karşı karşıya gelmekten korkmaması, çatışmadan kaçmaması ile biliniyordu. Özellikle de Fransa’nın banliyölerinin cahiliyetinin gölgesinde bu fakir semtler arasında bitmek bilmez çatışma turlarından! Soygun ve hırsızlık operasyonları ya da uyuşturucu satımı sırasında kendileriyle silahla çatıştığı ve ellerinden kaçmayı başardığı sürece Fransız polis unsurlarını önemsemezdi.

Masiyetlere ve günahlara dalmış bile olsa cömert ve yiğit idi. Bir arkadaşı yardıma muhtaç olsa ona yardımdan, komşuyu savunmaktan, ne kadar çok olursa olsun muhtaç birinin ihtiyacını karşılamaktan ya da bir yakına uzanan elleri engellemekten geri kalmazdı. Düzenli, idareci bir akla sahipti. Sebeplerini hazırlamadan, sonuçlarını ve işin nereye varacağını tartmadan hiçbir adım atmazdı. Bu özelliği, işinde etkin bir şekilde kullandı. Hiçbir evi iyi bir şekilde gözetlemeden soymazdı. Eğer evi basarsa en kötü ihtimallerin hesabını yapar, kendisine öldürülmekten ya da yakalanmaktan kurtulmanın yollarını hazırlardı.

Tüm bu sıfatlar, tehlikeli bir çetenin lideri ya da büyük bir uyuşturucu tüccarı olması yolunda onun için yeterli yeteneklerdi. Ancak Allah ﷻ ona, tüm hayatının akışının tam aksi; başka bir yönde bir yol takdir etti. Batı’da; Allah-u Teâlâ’ya ibadeti Ramazan ayı dışında hatırlamayan İslam’a mensup gençlerin çoğunun âdeti üzere Mükrim de itikâf ve günahların bağışlanması gayesiyle bir camiye girdi. Allah’ın ﷻ takdiri; orada bazı kardeşlere gizlice ders veren ve onlara İslam’ı öğreten bir davetçi ile karşılaştı.

Bu davetçi, Hıristiyanları dost edinen kötü âlimlerden ya da toplu konferanslarını dolduran ünlülerinden değildi. Aksine öğrencileriyle caminin köşelerinden birine çekilmiş, basit bir gençti. Gözden uzakta duruyor, seslerini kısıyorlardı. Onlar, daha önce karşılaştığı ya da medyada gördüğü davetçilerden duymadığı farklı bir şeyler konuşuyorlardı. Bu genç, meclisinde oturanlara İslam ve küfrün hakikatinden, ikisi arasındaki farktan, Müslümanlara velanın, özellikle aralarında yaşamakta oldukları o müşrikler başta olmak üzere kâfirlerden de beri olmanın vücubiyetinden bahsediyordu.

Onlara tevhidi, önemini, faziletini, şirki, tehlikesini ve akibetini anlatıyordu. Onlara gizli kalmış ya da müşrikleri razı etmek, takipçilerini ve müridlerini artırmak için dini tahrif eden, kötü âlimlerin ve fitne davetçilerinin hususi kendilerinden gizledikleri şeyleri açıklıyordu. Mükrim, onun Kur’an ayetleri ve Nebi’nin ﷺ hadisleriyle delillendirdiği bu sözünde, Müslümanlarla müşriklerin arasındaki ilişkinin ve Allah’a ﷻ ibadetin kendisi olmadan olması mümkün olmayan tevhidin hakikatinin doğru açıklamasını buldu. Camide itikâfta bulunduğu sürece ondan ayrılmadı ve sonunda yaptıklarından Allah-u Teâlâ’ya tövbe etti. Hayatına gerçek bir Müslüman olarak yeniden başlamaya karar verdi.

Bu kardeşle bağlantısını sonraki dönemde de sürdürdü. Ona kendisinin kim olduğunu, hikâyesini anlattı. Geçmiş hayatından bahsetti ve yıllarca yüz çevirdikten, emirlerinden ve nehiylerinden gaflet içinde yaşadıktan sonra yeniden girdiği dine hizmet yolunda her türlü yardımda bulunmayı teklif etti.


Cihad Yolunda Bir Adım
Mukrim’in bu genç hakkında bilmediği bir şey vardı. O da, Mücahidleri destekleyen, cihad sahalarına hicret etmeye çalışan, Mücahidlere yardım için para bulmaya çalışan Fransız gençlerden oluşan gruplarla bağlantı halinde olduğu idi. Bu gruplardan biri değerli bir hedef buldu. Bu hedef büyük bir uyuşturucu taciri idi. Bu şahıs evinde 200 bin Euro’dan fazla para saklıyordu. Onu günlerce izlediler, hareketlerini takip ettiler. Evini gözetlediler. Silah tehdidiyle elindeki parayı almak için evini basma planı yaptılar.

Önceki hayatlarında çetelere ve soygun dünyasına katılmış olmaları itibariyle çoğunun bu alanda tecrübesi vardı. Ancak bu seferki saldırıları daha fazla maiyette ve ifsada dalış değil Allah-u Teâlâ’ya yaklaşacakları bir ibadetti. Bu eylemden hedefleri; bazı kardeşlerin cihad sahalarından birine hicreti için yeterli para temin etmek, paranın kalan kısmını da Mücahidlere destek için göndermekti.

Tek eksikleri, operasyon başarılı da geçse başarısız da geçse kendilerini olay mekânından alacak cesur, güvenilir bir gençti. Davetçi arkadaşları kendilerine Mukrim’i tavsiye etti. Onlara onun övülen vasıflarından, tarihinden ve bu alandaki tecrübesinden bahsetti ve kendilerine bir buluşma ayarladı. Kendisiyle tanışıp güvenmelerinin ardından ona hedeflerini ve planlarını sundular. Mukrim biraz düşündü. Ve herhangi bir arkadaşının kendisinden yardım istediği her seferinde olduğu gibi onlara istedikleri her türlü yardımı sunmayı, gerek araba gerek silah gerek başka bir şey olsun; ihtiyaçları olan her şeyi temin etmeyi kabul etti.

Eylem için belirlenen günde grup, hedef eve yöneldi. Evin sahibini uzun saatler boyunca beklediler. Ancak sonunda polis görevlileri kendilerinden şüphelenmesin diye oradan çekilmek zorunda kaldılar. Hedef, o gün evine gelmedi. Gençler bir kez daha gelmeye karar verdiler. Sonra aradan uzun günler geçti ve eylem iptal edildi. Ancak bu grubun, Allah’a ﷻ tevbe eden, hayatına Allah-u Teâlâ’ya kul olarak yeniden başlamak isteyen, dinini öğrenmeye gayretli genç Mukrim’le bağı güçlendi.

O ki tüm Müslümanlara vela, sevgi, onlardan muhtaç olanlara yardım etme isteği ile doldu. Özellikle de elinde çok para olduğu için artık tüm tasası bu parayı Allah’a ﷻ itaat yolunda harcamak, kendisine hidayet ve reşad nimetinde bulunmasından ötürü Allah’a ﷻ bir şükür olarak günahkâr asileri isyanlarından, İslam’a mensup mürtedleri riddetlerinden kurtarmak için Allah ﷻ yolunda çıkarmak oldu. Bu grubun önünde iki seçenek bulunuyordu: Ya cihad sahalarına giderek ölene kadar savaşmak ya da Fransa’da Hristiyanlara karşı operasyonlar düzenlemek. Ancak birçok engel onları Allah ﷻ yolunda cihaddan alıkoydu. Bu nedenle onlar da Allah ﷻ kendilerine bu yolda bir kolaylık gösterene kadar davetle meşgul olmayı seçtiler.


Hidayetten Sonra İlk Proje: Araba Tamirciliği
Kendisine künye olarak Ebu Mücahid adını seçen Mukrim, geçinmesine yetecek, kardeşlerine de iş imkânı sağlayacak, kâfirlerin yanında çalışmasına gerek bırakmayacak ve onları Allah-u Teâlâ’ya davet için kendisine bir kapı olacak ekonomik bir projeye atılmaya karar verdi. Seçimi, araba tamiri ve araba parçası satmak için bir mekân açmak oldu. Bu projede parasının büyük kısmını kullandı. Kardeşlerini bu işte çalışmaya çağırdı. Bu alanda bir tecrübelerinin olmamasına rağmen onlara fıtraten ve tecrübeyle bildiği idari işin temellerini öğretti. Onlardan her birini dükkânda işin önemli kısımlarının başına getirdi. Ellerinin altına da işi yapacak çok sayıda maharetli sanayici verdi.

İnsanlar, dükkânda çalışanların verdikleri söze bağlılıklarını ve yaptıkları işteki güvenilirliklerini görünce orada çalışmak ister oldular. Ebu Mücahid, bu dönemde İslam’ının yeni olmasına ve ilminin azlığına rağmen işini, elinden geldiğince Allah’ın ﷻ dini için çalışma yolunda kullanıyordu. Öyle ki iş arkadaşlarını ve müşterileri Allah’a ﷻ davet için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. Suçlar âlemindeki eski şöhretinden ötürü büyük kısmı kendisini bir örnek olarak gören küçük yaştaki gençlere daha çok odaklanıyordu.

Kendilerine bu yoldan uzaklaşmalarını tavsiye ediyor, uyuşturucu meselelerine karışma konusunda onları uyarıyor, Allah’tan ﷻ korkutuyor, İslam’ın gereklerini yerine getirmeye, dosdoğru yolu tutmaya çağırıyordu. Aynı şekilde bir ihtiyacı olan ya da işinde nasihat isteyen her Müslüman için de bir kapı idi. Öyle ki onların ihtiyaçlarını karşılamak, işlerini kolaylaştırmak dahası rızık kazanmak için özel projelerine başlayabilsinler diye onlara para sunmak hususunda çaba sarf ediyordu.

Bunların hepsinin ötesinde Allah ﷻ yolunda davet ya da Allah ﷻ yolunda hicret etmek isteyenlere yardım yolunda istenen maddi desteği sağlama hususunda hiç cimrilik etmiyordu. Aynı zamanda Fransa’nın dâhilinde herhangi bir cihadi amele yardım için de hazırdı. Özellikle de Şam’da cihadın baş göstermesinden sonra. O ve arkadaşları hicret ve cihada teşvik ediyorlar, cihada gitmek isteyen herkese yardım ediyorlar ve kendilerine de yolu kolaylaştırması, kendilerini Mücahidlere katılmaktan alıkoyan her engeli yollarından kaldırması için Allah’a ﷻ dua ediyorlardı.


Osman’ın (r.h) Yolunda
Allah ﷻ, İslam Devleti’ne zafer ve temkin yazdı ve İslam Devleti dini ikame etti, hilafeti yeniledi. Mü’minlerin emiri çıkıp insanlara hitap ederek onları hicret ve cihada teşvik etti. Onları, sığınacakları bir devletleri ve arkasında savaşacakları bir imamla müjdeledi. Bu hutbe, Ebu Mücahid ve kardeşlerinin hayatında bir dönüm noktasıydı. Öyle ki bu hutbenin ardından küfür diyarında yaşamaya sabredemez oldular. Ve yakinen bildiler ki Allah ﷻ kullarına, şeriatının uygulandığı, hükümlerinin üstün olduğu bir İslam yurdu lütfetti. Bu nedenle grubun en öncelikli düşüncesi artık, kendilerini gözetleyen ve bundan önce bazılarını ülke dışına çıkmaktan meneden istihbarattan gizli bir şekilde Fransa’dan hicret etmek, İslam Devleti topraklarına ulaşmalarından sonra yollar kesilir de kendileriyle iletişim çok zorlaşır korkusuyla mümkün olan en çok sayıda genci de hicrete teşvik etmek haline dönüştü.

Kardeşler hicret için hazırlıklarını yapmaya, ailelerini de hazırlamaya başladılar. Gençlerden bilip de kendilerine güvendikleri hepsini dolaşıp onları hicrete teşvik ettiler. Ebu Mücahid kardeşlerle oturup onlara hicretin faziletinden, şeriatın gölgesinde yaşama, evlatlarını İslam yurdunda yetiştirme nimetinden bahsediyordu. Eğer kardeşlerden birinin dünyevi bir engel öne sürerek mazeret sunduğunu görürse ona direk bu engeli ne şekilde olursa olsun önünden kaldırmayı teklif ediyordu.

İçlerinden kimin yurtdışı yasağı varsa hemen kaç paraya mal olursa olsun ona sahte bir pasaport satın alıyordu. Kimin yolculuk masrafını karşılayacak parası yoksa ailesi ne kadar büyük olursa olsun ona yolculuk bedelini ödemeyi vadediyordu. Hatta yolculukta kendisine gerektiği takdirde kullansın diye ona araba satın alıyordu. Kimin borcu varsa ne kadar çok olursa olsun borcunu ödüyordu.

Tüm bunların dışında yolculuk ve hicret için gerekli tüm elbise ihtiyaçlarını ve teçhizatı da satın alıyordu. Tüm bunlara ilaveten kardeşlerden bazılarının İslam Devleti topraklarına ulaşır ulaşmaz Allah’ın ﷻ dinine hizmet yolunda kullanmak için talep ettikleri elektronik cihaz ve aletler, bilgisayarlar satın almak için yüklü paralar ödedi. İşin özü: Onun etrafında yaşayan kardeşlerin hepsi de bu adamın tüm tasasının malını Allah ﷻ yolunda harcamak olduğunu hissediyor, onun yaptıklarını, âlemlerin Rabbinin rızasını talep ederek özel parasıyla tam bir orduyu finanse eden Osman’ın r.h yaptıklarına benzetiyorlardı.


Allah Yolunda Hicret
Aileler Allah ﷻ yolunda hicret ve İslam yurduna yolculuk için hazırlandı. Hazırlıkları yapanlar da emniyet tarafından en çok takip edilen adamlardı. Ancak muhacirlerin yolculuk işini işte böyle; müşrikler kendilerini fark etmeyecek, onları Allah ﷻ yolundan alıkoyamayacak, İslam Devleti’ne varmak ile aralarına giremeyecek şekilde düzenlemeleri gerekir. Kardeşler, yolculuk gününe kadar tamirhanedeki işlerine devam ettiler.

Bu arada aileler, erkekler işlerinden döner dönmez yola çıkılacak, erkekleri taşıyan arabalarla aileleri taşıyan arabalar farklı güzergâhlardan; çeşitli ülkeler üzerinden gidecek, Yunanistan’a varıp oradan Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye’ye oradan da Şam topraklarına geçecek şekilde hazırlanmıştı. Ebu Mücahid âdeti üzere yolculuk için her şeyi hazırladı. Planın başarılı olabilmesi için masraflar ne kadar olursa olsun tüm başarı sebeplerine sarıldı. Gözetleyenlerin dikkatini ya da kendilerini ilgilendirmeyen işlere burunlarını sokanların şüphelerini üzerlerine çekmemek için ikna edici bir hikâye uydurdu. Bu yolda; Fransa’dan çıkışlarından İslam yurduna varışlarına kadar tüm evreyi kapsayan -ancak bu yolculuktaki en önemli halka olan; yolu üzerindeki tehlikeli engelleri aşması için kendisine yardım etsinler diye İslam Devleti’ndeki kardeşlerle iletişim kurmak hariç- çok iyi hazırlanmış bir plan ortaya koydu.

Bu hususta ise Allah’ın ﷻ kendine doğru yolu göstermesi ve Türkiye’ye varır varmaz kendileriyle iletişimde kendisine yardımcı olması için Allah’a ﷻ tevekkül etti. Zira yolun kesilmesi korkusundan yolculukta acele etmişti. Emirleri Ebu Mücahid’in planladığı yolculuk tertibine göre bilinen kardeşlerin aileleri, kendileriyle değil hususi bu iş için satın aldığı küçük bir minibüsle bilinmeyen bir kardeşin ailesiyle sınırı geçecekti. Bu esnada kendisi ve istihbarat birimleri tarafından bilinen bazı kardeşler için ise lüks bir araba satın aldı. Bu şekilde kendilerine ticari anlaşmalar yapmak için Türkiye’ye giden işadamları havası verdi.

Bunun için de uygun elbiseler ve iddialarını ispatlayan sahte evraklar hazırladı. Buna ek olarak da sınırı geçmek için zorunlu olan sahte pasaportlar temin etti. Kafile İtalya’yı, Balkan ülkelerini geçmeyi başararak Yunanistan’a vardı. Yunanistan bu yolculuğun en tehlikeli kısmı idi. Sınırdan önceki son noktaya vardıklarında Ebu Mücahid, aileleri ve diğer kardeşleri mola yerlerinden birinde durdurdu ve tehlike söz konusu olması ve yakalanması ihtimaline karşılık diğerleri tutuklanmaktan kurtulsunlar diye sınırı ilk geçecek kişi olmakta ısrar etti. Yunan sınır sorumluları pasaportunu inceleyip ellerindeki fotoğrafla karşılaştırdıklarında içlerinden biri gelip ona geldiği gibi geri dönmesini ve bir daha sınırı geçmeyi hayalinden bile geçirmemesini söyledi.

Ebu Mücahid ve yanındakiler Fransa hükümetinin, yolculuklarından on gün öncesinden tüm Avrupa sınırlarına isimlerini gönderdiklerini keşfettiler. Öylece şaşakaldılar. Hicret için böyle azmettikten sonra geri mi döneceklerdi? Tüm planları boşa mı gitmişti?


Allah’ın Kaderi Galip Geliyor
Fransa’nın bahsi geçen oyununu öğrendiklerinde Fransa elleri kelepçeli tutuklanmış halde iadelerini talep etmeden ve tutuklanmaktan kurtulup Yunanistan’dan çıkmayı düşündüler. Aileleri yanında taşıyan kardeş sınırı geçmeyi denedi ve Allah’ın ﷻ lütfuyla başardı. Zira o da yanındaki kadınlardan hiçbiri de yurtdışı yasaklılar listesinde yer almıyorlardı. Ebu Mücahid kendilerini yüklü miktarda para ile donattıktan sonra Türkiye’ye girdiler.

Orada bir süre Ebu Mücahid’i ve yanındakileri bekleyecekler ancak ümitlerini kestikleri takdirde onlarsız İslam yurduna gireceklerdi. Bu kadar kalabalık bir Müslüman grubu emanet olarak üzerinde taşıyan Ebu Mücahid’in en büyük tasası aileleri İslam Devleti topraklarına ulaştırmak oldu. Zira onlar hususunda içleri rahat olduğu takdirde Ebu Mücahid ve yanındakiler için çeşitli seçenekler mevcut olabilecekti. Öyle ki ya bir yolla onlara ulaşabilmek için plan yapacaktı ya cihadi eylemlerini gerçekleştirmek için; İslam Devleti’ne karşı savaşan ve hicret etmelerini engelleyen haçlı topraklarına; Fransa’ya döneceklerdi.

Ancak takdiri ilahi, planlarından ümidi kesip hakkıyla Allah-u Teâlâ’ya tevekkül edip kendi güç ve kuvvetlerinden sıyrılmalarından sonra bu muhacirler için yeni bir emel saklıyordu. Yolculukları sırasında bir başka Fransız kardeşle karşılaşmışlardı. Kardeş onlarla tanışmış onlarsa kendisini pek önemsemezden gelmişlerdi. Takip ediliyor olması ya da uzun sakalı ve herkesçe açıkça görülen İslami manzarasıyla dikkatleri üzerlerine çekmesi korkusuyla ondan kaçmalarına rağmen bu kardeş onların peşini bırakmadı. O da, onlar gibi İslam Devleti’ne hicret eden biriydi. Masraflı güvenlik önlemleri alması ya da sıkı planlar yapması için bir fırsatı olmamıştı.

Onlara, yolculuklarının son aşamasında eşlik etti. Ailesini onların aileleriyle gönderdikten sonra o da onlarla geride kalmak zorunda kaldı. Hepsi de Allah’ın ﷻ kendilerini Yunan polisinden korumasını ve geçiş için kendilerine yolu kolaylaştırmasını diliyordu. Allah ﷻ, bu muhacir gruba rahmetinden onlara İslam Devleti’nde hicret işlerini koordine eden bir kardeşle iletişim kurmayı kolaylaştırdı. Bu kardeş (yanlarındaki) Fransa’dan ayrılmadan önce kendisiyle iletişim kurmuştu.

Onu aradılar ve hallerini anlattılar. Haçlılar kendilerini bulup da tutuklamasın diye kendilerine Yunanistan’dan en kısa vakitte çıkabilmek için yardım etmesini talep ettiler. Koordinatör kendilerine hayır vaadinde bulundu. Orada birkaç gün kalıp cevabını beklediler. Birkaç gün olmuştu ki, lüks arabalarını ve eşyalarını gerilerinde; Yunanistan’da bırakıp tutuklanmadan kurtulmayı her şeye tercih ederek sınırı aşıp Türkiye’ye geçtiler. İstanbul’a vardılar. Kardeşler aileleriyle buluştular. Bu sefer de İslam Devleti topraklarına geçmek için plan kurma aşaması başladı. Ebu Mücahid, sınırı geçmek üzere tüm kardeşleri göndermeye karar verdi. Kendisi ise Yunanistan’da takılıp kalan bir kardeşin geçişini tertip etmek için; onsuz İslam Devleti’ne girmemekte ısrar ederekten geride kaldı.

Gruptan İslam Devleti topraklarına en son giren kişi olmaya azmetti. Böylece istedikleri yere ulaşma arzularını bir emanet olarak üzerine aldığı muhacirlerden oluşan grubun ulaşmasıyla kalbi mutmain olacak ve hepsinin İslam Devleti topraklarına girmesi hayali gerçekleşmiş olacaktı. Grup bireyleri ve aileleri sonunda İslam yurduna girdiler. Sınır yakınında İslam Devleti askerlerinden kardeşleri kendilerini karşıladıklarındaki sevinçleri anlatılamaz boyuttaydı.

Hemen emirleri Ebu Mücahid’i arayıp kendisini İslam Devleti’ne vardıkları ve kardeşlerle buluştukları haberiyle müjdelediler. Ebu Mücahid kendisini tutamadı, ağlarken hıçkırıkları sözlerini kesti ve onlardan gördükleri tüm hilafet askerlerine selam söylemelerini istedi. Onlardan kendisi ve Yunanistan’da kalan kardeşin de onlara kavuşabilmeleri için dua etmelerini talep etti. Yunanistan’daki kardeşin başındaki sıkıntılar artıp da defalarca sınırı geçme girişimleri başarısız kalınca Ebu Mücahid’den ısrarla kendisini beklemeyi bırakmasını ve hemen yolculuğunu tamamlama girişiminde bulunmasını rica etti. Ebu Mücahid, kardeşin ısrarları üzerine kendisi ve ailesinin işlerini tertiplesin, bekleme döneminde faydalansın diye yüklü miktarda para gönderdikten sonra bu teklifi kabul etti.


Sonunda İslam Yurdunda
Ebu Mücahid El-Fransi sonunda İslam yurduna ulaştı. İslam Devleti askerlerinden kardeşlerini sınırda kendisini seçkin elbiseleri, siyah maskeleri ve videolarda görmeye alışageldiği görünümleriyle bekler buldu. Onları kucakladı, onlar da kendisini kucakladılar. Zira güzel siyreti, kendisinden önce gelen, hicret kıssalarını anlatan, İslam yurduna ulaşabilsinler diye elindeki her şeyi harcayan emirlerinden bahseden kardeşleriyle İslam Devleti topraklarına ulaşmıştı. Bu kardeşler Ebu Mücahid’in kişiliğinin bazı yönlerini de anlatmış ve İslam Devleti’ndeki kardeşlere kendisinden Fransa’ya karşı herhangi bir cihadi eylemde faydalanmalarını tavsiye etmişlerdi.

Ebu Mücahid işte bu şekilde; şer’i ve askeri eğitimini tamamladıktan sonra hilafet askerlerinden biri oldu. İslam Devleti’nin divanlarından birinde çalışmaya başladı. Çeşitli alanlardaki kardeşlerine nasihatlarda bulunuyor, iş idaresi ve projeler düzenleme alanındaki tecrübeleriyle İslam Devleti dışındaki operasyonlardan sorumlu kardeşlere yardım ederek kendilerine fayda veriyordu. Fransa’daki haçlıları hedef alan her türlü cihadi eylem için elinden gelen her türlü çabayı sarf ediyor, para harcıyor ve mümkün olan her türlü malumatı veriyordu.

Bu sırada kendisi de Allah-u Teâlâ yolunda savaşa özlem duyuyordu. Hayr Eyaleti ketibelerinde ne de mükemmel bir askerdi. Zira bu ketibelerde iken Nusayri Ordusu’na karşı Hilafet Ordusu’nun giriştiği çeşitli çatışmalara katıldı. Sonra Dımeşk Eyaleti’ne geçti. Günlerini Şam çölünde, yüzünü çölün güneşi ve tozları yakar, kemiklerini soğuğu burkar şekilde murabıt olarak, gazvelere katılarak, kahramanlarla birlikte baskınlara katılarak geçirdi. Fransa’da gözü pek, cömert olan Ebu Mücahid’in yiğitliği ve cömertliği İslam yurdunda daha da arttı.

Kardeşlerine yardım edebileceği ne fırsat bulsa bu fırsatı mutlaka değerlendiriyordu. Elinden gelebilenin en iyisini sunuyordu. İyilik yaparken en çok da şehid eşlerine ve yetimlerine odaklanıyordu. Onları kontrol ediyor, kendilerine malıyla ve canıyla yardım ediyordu. Paris’in banliyölerinde basit konuşması küçük gençleri kendisine çeken basit davetçi Ebu Mücahid âdeti üzere devam ederek, gerek Mücahidlere gerek de Müslümanların avamına iyiliği emredip kötülükten alıkoymada her türlü fırsatı kullanıyordu.

Örneğin bir satıcıyla saatlerce dükkânında durup kendisini Allah’a ﷻ davet etmekten, onu Allah ﷻ yolunda cihada teşvik etmekten usanmazdı. Hatta eğer arkadaşları kendisinden yolculuk sırasında geciktikleri ya da daha hızlı ilerlemeye ihtiyaçları oldukları gerekçesiyle şikâyetçi olurlarsa, onları bundan ötürü paylar ve kendilerine daha önceden kendisinin de bu insanlar gibi dinden gafil olduğunu ve Allah’ın ﷻ, kendisinin önüne Allah’ı ﷻ hatırlatıp Allah’a ﷻ davet edebileceği kimseler çıkardığını hatırlatır ve insanları davet edip onların hidayeti için çalışma nimetinden ötürü Allah’a ﷻ şükretmenin vacip olduğunu söylerdi.


Paradan Sonra Canı da Allah ﷻ Yolunda Harcayış
İslam Devleti askerlerinin, Şam-Guta’daki kuşatmayı kaldırmak için Es-Sin ve Ed-Dumayr havaalanlarını, Ed-Dumayr Şehri’ni, El-Harariyye İstasyonu bölgesini ve daha başka mevkileri hedef alan, ancak Doğu Kalemun’daki mürted sahvelerin saldırıyı engellemek için Nusayri Ordusu’yla anlaşması ve bölgedeki mücahidlerin takviye yollarını hedef almaları sonucunda duran saldırıları sırasında Ebu Mücahid de kardeşleriyle birlikte Dimeşk’in güneydoğusundaki El-Harariyye İstasyonu bölgesindeydi.

Çatışmalar sırasında Nusayri Ordusu’nun bir tankı, mevkilerini hedef aldı. Kafasından ve elinden ağır yaralandı ve bilincini kaybetti. Kendisine geldiğinde, patlayıcı bombanın gözlerinin önünde kopardığı sağ elini kaybettiğini gördü. Ve tedavi için arka hatlara taşındı. Allah-u Teâlâ kendisini bu hadisede ölümden kurtardı. Elini kaybetmesi, onu Allah ﷻ yolunda cihaddan alıkoymadı. Onu Allah’ın ﷻ rızasını kazanmak için fedakârlıkta bulunmaktan da vazgeçirmedi. Aksine iyileşme dönemini tekrar savaş sahalarına dönmeyi gözleyerek geçirdi. Koşulları yeniden izin verir vermez çatışmalara dönmek için ısrar ederek yeni sağlık koşullarına uygun herhangi bir idari işi üstlenemeyeceğine dair kardeşlere özür beyan etti.

Bu yolda, ağır Rus kalaşnikofunu, tek elle savaşabilmek için daha hafif ve daha küçük olan başka bir Amerikan kalaşnikofla değiştirdi. Kardeşlerinin, Doğu Kalemun’daki mürted sahvelerin mevkilerine saldırı için hazırlık yaptıkları haberleri kendisine ulaştı. Kendisi de aralarına katılmak için aceleyle hazırlık yaptı. Ketibesine yetişerek sefere çıktı. Kötü sağlık koşulları ya da kendisine herhangi bir işte ihtiyaçları olduğu bahanesiyle kendisini tutup da gazveden geri kaldırırlar korkusuyla arkadaşlarından hiçbirine de haber vermedi. İslam Devleti askerleri mürtedleri cezalandırıyor ve Petra dağlarındaki mevkilerini kontrol altına alıyorlar, Doğu Kalemun’un ortasındaki sığınaklarına doğru ilerliyorlardı. Ebu Mücahid kendilerine yetiştiğinde mücahidlerin arka mevkilerinde kalmayı reddederek savaş hattına koştu.

Yanında Ebu İhsan diye başka muhacir bir kardeş daha vardı. O da, Fransa’nın güneyindendi ve kendisiyle savaş sahalarında tanışmıştı. Doğaları benzeştiği gibi ruhları da kaynaşmıştı. Kim Ebu İhsan’ı tanırsa cesaret olsun, erkeklik olsun, Müslümanlara yardım azmi olsun, sahip olduğu her şeyi dine yardım için harcama olsun, âlemlerin Rabbinin rızasını kazanmak için çalışmak olsun; onu Ebu Mücahid’in vasıflarıyla tarif ediyordu.

Tam hazırlık yapma ve tedbirini alma hususlarındaki âdeti üzere Ebu Mücahid Mücahidlerin gittiği, düşmana açık olan, ağır silahlar ve keskin nişancılarla hedef alınan yoldan gitmeyi reddederek ilerlemesi daha zor ancak mürtedlerin gözlerinden uzak başka yoldan gitmeyi tercih etti. Ve Mücahidlerin ilk hattına ulaştı. Mücahidlerden bir grup, Ebu Mücahid ve arkadaşı Ebu İhsan’ın mevkiye ulaşır ulaşmaz arkasında sipere yattıkları tepenin üstünde duran araçlarına monte edili ağır makinelilerin kurşunlarıyla mürtedleri hedef alıyorlardı. Mürtedler, üzerlerine ateş açan Mücahidlerin aracını güdümlü füze ile hedef almayı denediler ve üzerine ateş ettiler.

Atışı yapan hedefe yöneltmede hata etti ve füze, aracın zirvesinde durduğu tepeye değil arkasına düştü. Hedefini şaşan füze Ebu Mücahid ve Ebu İhsan’ın ayakları arasına düşerek patladı. Şarapnel parçaları bedenlerini parçaladı ve hemen orada can verdiler. Allah ﷻ onların ikisini de kabul etsin. Haber Ebu Mücahid’in ailesine ve kardeşlerine ulaştı. Allah’tan ﷻ şehadetini kabul etmesini dileyerek Fransa’daki kardeşlerini de müjdelediler. Fransız istihbaratı bu haberi öğrendi.

Fransız medya organları Ebu Mücahid’in, Fransa’daki haçlılara karşı yeni saldırılar hazırlığı esnasında Fransız uçakları tarafından düzenlenen bir hava bombardımanında öldürüldüğünü ilan etti!!! Allah ﷻ onu kabul etsin. Ebu Mücahid öldürüldü. Allah ﷻ onu kabul etsin. Allah’a ﷻ verdiği sözü tutarak temenni ettiği şeye kavuştuğunu umuyoruz. Allah-u Teâlâ’nın yolunda malıyla ve canıyla cihad etti. Allah’la ﷻ kazançlı bir ticaret yaptığını umuyoruz. Allah-u Teâlâ’dan büyük bir kazanışla kazananlardan olmasını diliyoruz. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Allah’a ve O’nun Resulü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” [Saf, 11].

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA