İDRAK MEDYA

El-Kaide ve Mürted Kardeşlerinin Karanlıklarından İslam Devleti’nin Aydınlığına – 4

El-Kaide ve Mürted Kardeşlerinin Karanlıklarından İslam Devleti’nin Aydınlığına – 4
29 Nisan 2019 - 16:14

El-Kaide ve Mürted Kardeşlerinin Karanlıklarından İslam Devleti’nin Aydınlığına (Canlı Tanıklık) – 4

İstifadenize sunacağımız yazı, tüm imtihanlara ve zorluklara rağmen hak üzere Allah’ın doğrultuda yollarına devam eden Hilafet askerlerinden bir kardeş ile yaptığımız röportajın dördüncü kısmıdır.

Soru 22: İslam Devleti’ne katılmana sebep olan şeyler nelerdir?
Öncelikle onların şeriata olan bağlılığı, akide ve menheclerinin net olması, cihad ederken saflarının İslam Devleti adı altında olması, Müslümanların saflarını birleştirmede şeriatın ölçüleri ile hareket etmeleri ve bunlarda gerçekçi ve samimi olmaları onlara katılmama en büyük sebeplerdir.

Düşün, sonra kitap ve sünnete başvur bak bir nerde olman gereki, gücünle kuvvetinle kime destek vermen gerekir. Ben bunlara baktığım zaman kim ki Allah’ın ahkâmını uyguluyor, gayesi yeryüzüne dini ikame etmektir, kâfirlere karşı cihad ediyor, safları tek bir saf olan yüce Allah’ın emrettiği şekilde ise onun safında olman gerekiyor. Diğer devletlere baktığın zaman bunu çok iyi anlarsın.

Diğer bir sebebi ise özelikle beni düşündüren bir olay vardı. İslam Devleti Kobani’de PKK’ya karşı savaşırken bütün kâfir ülkeler birleşip Suriye’ye gireceklerini ilan ettiler. Büyük bir ordu hazırlıyorlardı. Kâfirler birleşip Müslümanlara saldırı hazırlığındayken Şam’ın diğer grupları hepsi grup grup yollarına devam ediyorlardı. Kimsenin birleşme gibi bir dedi yok herkes “kendi grubumu, cemaatimi nasıl muhafaza ederim?” derdine düşmüştü. Hatta gruplar birçok parçaya bölünüyordu. Bir kişi bunların bu halini görüp nasıl onlarla kalabilir.

Bunların bu hali beni düşündüren ve benim İslam Devleti’ne katılmama sebep olan olaylardan oldu. Çünkü onların şeriatın emrettiği şekilde bir emir etrafında İslam Devleti adı ile olmaları Müslümanların nasıl bir safta birleşmeleri gerektiğini gösteriyordu. Ve gerçekten de diğerlerinden ayıran en büyük özelliği ise şeriatı ikamede gerçekçi olmaları ve bunu hiçbir sebeple ertelememeleridir. Diğerlerinin ise böyle bir derdi ve uygulaması olmamıştır.

Nebi ﷺ’in “İmam kalkandır, onun etrafında toplanılır ve korunulur. ” hadisi gerçekte bize gerek davet gerek cihad ve Müslümanların diğer işlerinin nasıl olacağını öğretmiştir.

Ben İslam Devleti’ne katıldığım zaman gerçekten bütün milletlerden kardeşlerin bir emir ve bir bayrak altında İslam Devleti adıyla tek saf olduğunu gördüm. Artık hepsinin yücelttiği, uğruna canlarını verdikleri Allah’ın kelimesinin yüceldiği tek bir saf ve isim vardı. O da İslam Devleti ve Hilâfet idi.

Oysaki diğer gruplara bakan biri onların sürekli gruplarının ve cemaatlerinin etrafında insanları topladığını, ona çağırdığını ve parçalar halinde olduğunu çok iyi görür. Bu gruplara bakan biri şunu çok iyi görür ki artık bölünme, parçalanma, grup grup olma, bunların üzerine yazılmış bir yol olmuştur.

Hatta onların insanları kandırdıkları âlimleri olan Muhaysini, İdlib alınırken şöyle diyordu. “Bizim İdlib’de bir düzen kurmamız lazım. Biz bir düzen kurmazsak gençler İslam Devleti’ne gidiyor onun için bu gereklidir. SubhanAllah! Baksanıza Allah istiyor diye değil, gençler İslam Devleti’ne gider diye düzen kurmak istiyor.

Zevahiri olsun diğer tabi oldukları âlim dedikleri kişiler olsun, onlar ümmeti bölme fetvası verirken ve ayrılığa gruplaşmaya çağırırken nasıl birleşsinler? Bunu güzel görüp İslam Devleti’ni ve Hilâfeti kötüleyip buna karşı duranların nasıl bir devletleri veya hilafetleri olsun? Artık bölünme ve parçalanma yolu onların menheci olmuştur.

Afganistan’da bulunan bir kardeş bir gün bunların bu halini anlatan bir kıssa anlattı bana. Dedi ki “Nusret Cephesi Irak Şam İslam Devleti’nden ayrılınca Afganistan’daki El-Kaide’nin ketibe emirleri sevinmeye başladı. Tabi ben onların bu haline anlam veremedim. Nasıl olur da Müslümanların safları bölünür güçleri dağılır bunlar ise buna sevinir? Benim öğrendiğim dine göre üzülmeleri gerekirken bunlar seviniyordu. Dayanamadım gittim emirlerine dedim ki; ‘Sizler üzülmeniz gerekirken seviniyorsunuz. Irak’taki kardeşlerimiz yıllarca küfürler savaşta öncüler iken bugün Şam’da çok güzel işler olurken buna nasıl sevinirsiniz?” İşte bunların aslında halini ve içine düştükleri durumu anlatıyordu.


Soru 23: İslam Devleti’ni içeriden biraz anlatır mısınız?
Ben oraya ilk gittiğimde gerçekten bir ucundan diğer ucuna elindeki topraklarda şeriat ile hükmedildiğini gördüm. Açıktan günah işlenmiyor, sokaklarda fıskı fücuru andıran nerdeyse hiçbir şey yoktu. Birçok günahın önü, alınmış Allah’a itaatin kolay olduğu, masiyetlerin ise çok zor işleneceği bir ortam olmuştu.

Tabi orada yaşayan halka soruyorum “İslam Devleti nasıl? Neler gördünüz?” Bu Müslümanlar buraya hâkim olduktan sonra sorduğum birçok kişi İslam Devleti geldikten sonra emniyetin geldiğini haramiliğin ve hırsızlığın önünün alındığını can ve mal güvenliğinin sağlandığını ifade etti.

Orada Türk, Çeçen, Özbek, Türkistanlı, Avrupalı, Asyalı, Afrikalı, Arap ve Acem olan herkesin bir safta olduğunu görmem beni ziyadesi ile sevindirmişti. Düşünün bu saf Çeçen ismi ile değil Türk ismi ile falan şahıs ismi ile değil hepsinin etrafında toplandığı İslam Devleti adı ile Hilâfet adı ile.

Ben Cerablus’tan içeri girdim, Rakka’ya kadar nerdeyse 300 km’den daha fazla bir yol gittik. 2 kontrol noktasından başka bir şey görmedik. Bu da İslam Devleti’nde emniyetin nasılda güzel sağlandığını gösteriyordu. Bu zamanda neredeyse bütün cephelerde savaş olmasına rağmen onlar böyleydi.

Oysaki sahavat mıntıkalarında sadece nizama karşı savaş olmasına rağmen neredeyse her iki kilometrede bir başka grubun kontrol noktası olurdu ve orda yaşayan Mücahidlerden olsun avamdan olsun hiç kimse bunlardan ne canından ne de malından emin değillerdi.

Namaz vakti olunca birden her yerin kapandığını, insanlarının camilere akın ettiğini namazlarını kıldıktan sonra tekrar ticaretlerine döndüklerini görürsün. Namazdan sonra imam sohbet ediyor insanlara dinlerini öğretiyordu. Ve tevhidi anlatmasında ona engel olacak hiçbir güç de yoktu. Bilakis tevhid anlatılsın diye canlarını veren bir ümmet vardı.

İslam Devleti’nin özelikle tevhidin yayılması ve onun önündeki engellerin kalkması için küfür devletleri ile cihada çok önem verdiğini gördüm. Bunun için gereken ne varsa; gerek eğitim, gerek silah, kısacası savaş için ne varsa hazırlık yaptıklarını ve İslam düşmanlarına karşı ortaya koydukları izzetli ve onurlu duruşlarını gördüm. Her Müslüman cihad etsin diye gerekli olan silahların eğitim araç gereçlerinin tamamı beytü’l maldan karşılanır, hiçbir eksik bırakılmazdı. Ta ki bizler üzerimize farz olan bu cihadı yapalım. Ve bunun için birden fazla kurum olup herkes üzerine düşeni yapıyordu.

İslam Devleti’nin; üzerine gelen düşmanlarının çokluğuna rağmen cihadlarına her cephede devam ettiğini, bununla beraber davet ve mescid divanını kurduğunu gördüm. Ki bunlar mıntıkada yaşayan halka davetçiler gönderip onlara dinlerini öğretiyorlardı. Yine mescidlerde bu halka davet yapıp dinleri hususunda bilmediklerini öğretiyorlardı.

Bir insan dinini öğrenmek istediğinde, bir mescide gitmesi yeterdi onun için. Orda din, yüce Allah’ın istediği şekilde ona anlatılırdı. Küfür ülkelerinde olduğu gibi bir engel veya alıkoyma ile de karşılaşmazdı.

Bir gün cumada hutbe veren bir kardeşin anlattıkları aslında mıntıkalarda olan gerçeği çok iyi ifade ediyordu. O gün Rakka’daki camide dedi ki: “İslam Devleti bugüne kadar size ne yaptı da sizden ne istedi bana söyleyin? Size ancak ‘Allah’a ibadet edin, haramlardan sakının, kadınlarınızı örtün, namazı kılın, evinizdeki veya dışarıdaki haramlardan korunun’ dedi. Ve sokaklardaki fuhşiyatı engellemek için gerekenleri yaptı. Bakın PKK’ya ve mıntıkasındaki insanlara. Neler yapıyor? Ya da Şam sahavatının TC’nin kontrolündeki mıntıkalarına bakın. Sizlere beşer kanunları ile hükmediyor mahremlerinize kadar karışıyorlar. Zorla evlerinize giriyor çocuklarınızı ve kızlarınızı alıyorlar. Sizlerden vergi adıyla zorla para alıyorlar. Kontrol noktalarında “bizi de görün” diyerek sizden almadıkları bir şey kalmadı. Evlerinize girip size ait olan her şeye zorla el koymuyorlar mı?” Aslında anlayan için İslam Devleti ve diğerlerinin hali ortadaydı.

İslam devletinin iyiliği emredip kötülükten alıkoymak için Hisbe kurumunu kurduğunu gördüm. Bu kurumun görevi çarşılarda, caddelerde ve sokaklarda iyiliği emredip kötülüklerden alıkoymaktı. İnsanları namaza çağırıyor, fuhşiyatı engelliyor ve en küçük bir günah dahi olsa ondan sakındırıyordu.

Gördüğüm Hisbe çalışmalarından biri özelikle şuydu; eğer ki İslam Devleti’nde yaşayan biri sigara içmek şer’i elbiseye muhalefet etmek veya küçük günahlardan birini işleseydi Hisbe’deki kardeşler bunu yakaladığı zaman önce yaptığı işin çirkinliğini ona anlatır ve ona tövbe etmesi gerektiğini söylerlerdi. Sonra da onları dinleri hakkında bilgi sahibi olsunlar diye şer’i devrelere gönderirlerdi. Bu devreler ihtiyaca göre bazen 1 ay bazen 2 hafta sürerdi. Kişiler ihtiyacı kadar şer’i dersler alırlardı. Tabi bu devreler günde 1 saat veya 2 saat belirlenen mescide gidilerek alınırdı. Şer’i derslerde Lailaheillallah’ın gerekleri ve onu bozan unsurlar anlatılır, onlara ihtiyaç duydukları namaz abdest vs. hakkında bilgiler verilirdi. Ama bir kişi bu aşamalardan sonra aynı günahları işlerse artık gereken ceza verilirdi. Tabi bu yolla birçok kişiye dinleri öğretilmiş olurdu.

Yine Hisbe çalışmalarından biri de ticaret yerlerinin denetlenip ticaretlerin tamamen İslami usullere uygun yapılmasının sağlanmasıydı. Örneğin hayvan kesiminden tutun da satılan gıdalara kadar her konuda dikkat edilirdi. Ayrıca fuhşiyat olan resimler vb. birçok şeyden sakındırılırdı. Bunları uygulamada bir gevşeklik de göstermiyorlardı.

İslam Devleti’nde özelikle çocukların veya gençlerin eğitilmesi için eğitim kurumu olan divanlar vardı. Buralarda çocuklara ve gençlere gerek şer’i ilimler gerekse ihtiyaç duyulan fenni ilimlerle beraber askeri alanda da eğitim verilirdi. Çocukların tevhid üzere yetişmeleri için gereken her şeyi buralarda öğretilirdi.

Aynı zamanda daha önceleri Beşar Esad’dan kalma ne kadar kitap ve insanları ifsad eden ne varsa imha edildi. Ve yerine tamamen İslami esaslar üzerine bir eğitim düzeni getirildi.

İslam Devleti’nde Divan-ı Mezalim diye bir kurum Halife tarafında kurulmuş, özellikle emirler veya kurumlar tarafından bir zulme uğrayan kişiler bu kuruma gider gerekli işlemler yapılır hak sahibi hakkını alırdı.
İslam Devleti’nin zekât kurumu kurduğunu gördüm. Bu zekât kurumu Müslümanlardan zekâtlarını alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak ile görevli idi. Halifenin emri ile zekât, alındığı mıntıkadaki ihtiyaç sahiplerini dağıtılır, eğer o mıntıkada ihtiyaç sahibi olmazsa başka mıntıkalara gönderilirdi.

İslam Devleti fakir insanlara, ihtiyaç sahibi olduklarına dair bir belge vermişti. İhtiyaç sahipleri bu belge ile gider gaz vs. ihtiyaçlarını İslam Devleti’ne ait yerlerden çok ucuza alırdı. Misal gaz 5000 lira ise onlar bu belge ile 1000 liraya alır ve İslam Devleti’nin ihtiyaç sahibi olanlar için sağladığı hastane, infak vb. her şeyden faydalanırdı.

Ve bizler İslam Devleti’nde bütün dünyanın savaşına rağmen insanların işleri üzerine çalıştıklarını, kimseye muhtaç olmadan yaşamlarını sürdürdüklerini gördük. Yardım kuruluşlarının esiri olmamışlardı.
İslam Devleti’nde sağlık hizmetleri ile çalışan bir kurum vardı. Bu kurum islam devletindeki hastane ve oarada ihtiyaç olan bu işlerden sorumluydu. mucahidler aileleri bu hastanelerden veya ilaç alımından ücretsiz faydalanırdı. Bu giderler tamamem beytulmalden karşılanırdı.

Bunlar ihtiyaç olan özelikle kâfirler ve mürtedler tarafından çok gündem edilen ama yüce Allah’ın emri olan suçlu ve mücrimlere verilen cezalarda uygulanırdı. Özelikle had cezaları uygulanır ve insanların bu günahlara tekrar düşmesini engellemek için bu yapılırdı. Tabi ki bu cezalar yüce Allah’ın kullarını bildiği için onları caydırmada kullanılan cezalar olup hem suçu işleyenin hem de toplumun faydasına olan cezalardı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA