İDRAK MEDYA

EL-KAİDE VE MÜRTED KARDEŞLERİNİN KARANLIKLARINDAN İSLAM DEVLETİ’NİN AYDINLIĞINA – 5

EL-KAİDE VE MÜRTED KARDEŞLERİNİN KARANLIKLARINDAN İSLAM DEVLETİ’NİN AYDINLIĞINA – 5
01 Mayıs 2019 - 15:54

El-Kaide ve Mürted Kardeşlerinin Karanlıklarından İslam Devleti’nin Aydınlığına (Canlı Tanıklık) – 5

İstifadenize sunacağımız yazı, tüm imtihanlara ve zorluklara rağmen hak üzere Allah’ın doğrultuda yollarına devam eden Hilafet askerlerinden bir kardeş ile yaptığımız röportajın beşinci kısmıdır.

İslam Devleti had cezalarında dahi hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayıp yüce Allah’ın emirlerini yerine getirmede hiçbir gevşeklik göstermedi. Bu noktada insanları razı etmeyi değil yüce Allah’ı razı etmeyi tercih etti. Nitekim Raşid Halifelerden sayılan Ömer bin Abdülaziz bidatler ile mücadele ederken diyor ki “Baktım ki eğer sünnete sarılıp bidatlere karşı savaşırsam insanlar bana öfkelenir, Allah benden razı olur. Eğer savaşmazsam insanlar benden razı olur Allah bana gazap eder. Ben her şeye rağmen dedim ki Allah benden razı olsun varsın bütün insanlar da benden nefret etsin. ”

SubhanAllah! İslam’ın bağlarının koptuğu, ilmik ilmik eksildiği bu zamanda bunu yerine getirmek ne büyük bir şey.

Tabi bunu bilen Amerika insanların İslam şeriatının selametini ve ferahlığını anlamasınlar diye gece gündüz durmadan İslam Devleti elindeki mıntıkaları vurmaya başladı. Hatta çok şiddetli bir şekilde bunu yaptı. Özelikle ilk vurmaya başladığı yerler halkın faydalandıkları kurumlar ve yerlerdi. Yollar olsun köprüler olsun İslam Devleti’nin halka ulaştığı, yardım ettiği ne kadar kurum varsa bunları vurmaya başladılar. Ben bir seferinde 600 kilometre yol gittim. Nerdeyse vurulmadık köprü, menfez veya büyük bombalarla bozulmamış yol kalmamıştı.

Şehirleri neredeyse her gün vuruyor, insanların kalbine korkunun vererek İslam’ın selametini anlamasınlar diye uğraşıyordu. İnsanlar şeriata yönelmesin diye, İslam Devleti’nin kaç yıldır verdiği savaşta nerdeyse uçakların eksildiği bir gün bile yoktu.

Evet, Amerika ve müttefikleri bunu çok iyi biliyorlar. Eğer ki bir yere şeriat veya Hilâfet gelirse insanlar bunun selametliğini ve ferahlığını idrak eder. Tevhidin önündeki engeller kaldırılıp şirk izale edildiği zaman bunun büyük bir dirilişe ve güce dönüşeceğini çok iyi bildiklerinden dolayı, onu durmadan uçakları ile neredeyse her gün büyük bombalarla vurdular. Öyle bombalar ki onların şiddetinin ve sarsıntısının halkın içinde oluşturacağı korku İslam’ın şeriatının selametini onlara unutturdu ve bu korku ile insanların Allah’ın dinine yönelmesinin önünde engel olmaya çalıştılar.

Aslında eskiden insanları boğan, onları yıkıma uğratan küfrün, fıskın ve günahların kalkması onların işine gelmezdi. Tabi İslam Devleti ile bu kalkınca bunun yerine bombalarla korku oluşturup o selameti anlamasınlar diye sürekli büyük bir karalama da yaptılar.

Ben İslam Devleti’ne girdiğim ilk zamanlar Amerika İslam Devleti’ni uçaklar ile vurmaya başlamıştı. Onlara ait ne varsa, eğitim yerleri, fabrika, şehir hizmetleri için kullanılan yerler, medreseler; İslam Devleti’ne gelir getiren ne varsa, petrol yerleri, tankerler, açılan küçük fabrikalar, ne varsa vurmaya başladılar.

Yine Dımeşk’te bir kardeş ile görüşüyordum. Amerika, müttefikleri ile birlikte İslam Devleti’ne saldırma kararı aldığında, uçakları ile vurmaya başladıklarında ve İslam Devleti Ürdünlü pilotu yakalayıp yaktığında Dımeşk’te bulunan El-Kaide kadılarından olan Sami Ureydi’nin de bu açıklamayı yaptığını ve o zaman sahavat ile birleşip İslam Devleti’ne orda saldırdığını söylediler. “Bizler İslam Devleti’nin kökünü kazıyacağız” deyip Amerika ve müttefiklerinin saldırıya başladığı anda onlar da saldırdılar. Lakin zannettiler ki bu saldırı İslam’ın sadık evlatlarını yıldıracak ve onlar istediğine kavuşacak. Aldıkları darbe ve cevaplarla tekrar mazlum rolüne yatıp ağlamaları uzun sürmedi.

Taassup ile bakmayan biri bunu çok net görür ki Şam sahavatı her yol ile İslam Devleti’ne saldırıyor ve onunla savaşıyor. Gerek sahada gerek medyada, her yerde İslam Devleti buna cevap verince hemen ağlamaya başlayıp saldırılarını sinsice gizler ve sanki sadece İslam Devleti onlara saldırıyormuş görüntüsü verip Şam tilkiliklerinin hakkını verirler. Siz onlara bakın, onların nasıl da dünyada masum rolüne büründüklerini çok iyi görürsünüz.

İslam Devleti gerek Amerika ile gerek Rusya ile gerek İran ile gerekse de bunlara bağlı bütün devletler ve bunların sahadaki uzantıları olan grupların hepsi ile kaç yıldır savaşıyor. Ve bu savaşta büyük bedellerle beraber hiçbir zaman ne davetinden, ne cihadından ne de İslami ilkelerinden asla taviz vermeden savaştı.

Gerçekten İslam Devleti’nin bu zamanda verdiği savaşa bakan biri böyle bir savaşın tarihte nadir olduğunu görür. İslam Devleti’nde yaşayan bir esnaf ile konuşuyordum, dedi ki; “tarihte İslam’a bu kadar düşmanın birleşip de saldırdığı an çok az olmuştur. Bir tarafta Ruslar bir tarafta Amerikalılar bir tarafta Farslılar ve bunlara bağlı devletlerin hepsinin birleşip saldırdığı bir devlet o da İslam Devleti’dir. ”

Gerçekten İslam Devleti’nin Mücahidleri her cephede savaşmıştır. Irak’ta Amerika, koalisyon, Rafızîler, mürted sahavat ve mürted Kürtler ile savaşıyordu, çok şiddetli bir şekilde. Bir taraftan da Rusya-İran-Nusayri rejimi ve ona destek veren milisler ile de Suriye’de savaşıyordu. Yine Suriye’de Amerika, koalisyon, PKK ve mürted Araplar ile savaş bir başka cephede sürüyordu. Diğer bir cephede de Türkiye, Şam sahavatı ve onlar ile birlikte olan El-Kaide grupları ile savaşıyordu. Yine Dera’da da Ürdün ve desteklediği sahavat ve El kaide grupları ile savaşıyordu. Yine Şam’da Suudi Arabistan’ın desteklediği Ceyşu’l İslam ve diğer sahavatlar, El-Kaide grupları ile beraber İslam Devleti’ne karşı duruyordu ve İslam Devleti hepsi ile savaşıyordu.

Dikkatle bakan bir insan görür ki El-Kaide ve uzantıları İslam Devleti’ni, şeriatı yıkmak için bütün mürtedlerle birlikte aynı hendeği paylaşıyor. El-Kaide’nin “biz savaşmadık, biz çekildik onlar bize saldırıyor, bizi öldürüyor” sözleri inanın ki hepsi yalan. Onlar İslam Devleti’ne karşı sahavatla birlikte bütün hendeklerde durdular ve savaştılar. Biraz dürüst olup savaştıklarını söyleseler ya…

Afganistan’da ellerine geçtiği zaman Tahir Can cemaatini ve beraberindeki kadın ve çocukları nasıl katlettiklerini de biliyoruz. Bunlar işledikleri cürümleri gizler, örter sonra karşılığını görünce de başlarlar ağlayıp insanları kandırmaya. .

İslam Devleti bunlarla savaşmasına rağmen Allah’ın şeriatını ikame etmiş bundan taviz vermemiştir. Hiçbir bahane ile şeriatın ikamesini ertelememiştir.

Bu kadar devler ve düşmanlar ile bunca sene savaşa devam edebilmek aslında bir mucizedir. İslam Devleti Allah’ın yardımı ile bu kadar düşmana karşı durmuş savaşını vermiştir.

Aslında İslam Devleti çok uzun yıllardır olmayan şeriat düzenini uygulamış, bunun gereklerini yerine getirmiştir. Kişileri ön plana çıkarmamış, İslam düzeni ve kaidelerini yerleştirmiştir. Böylelikle emirleri ve komutanları şehid olsa dâhi yoluna devam etmiştir. Çünkü herkesin uyması gereken kaideler ve ne için savaşıp sabretmesi gerektiğini bildiği esaslar üzerine kurulmasına dikkat etmiştir.

Gerçekten bugün İslam Devleti’ne bakan biri şunu iyi bir şekilde görür ki emirleri şehid olmasına rağmen devam yoluna ediyor. Gerek cihad etmede gerekse şeriatı tatbik etmede en ufak bir gevşeme göstermiyor. İşte bu; kişileri değil de şeriatı ve kaidelerini öne çıkardığın zaman gerçekleşen şeydir.

Ve yine İslam Devleti yaşadığı mıntıkalarda ister Mücahidlerden olsun isterse de yönetimindeki insanlardan (avamdan) olsun; kim olursa olsun suçlu olana Allah’ın şeriatını uygulamada bir ayrım yapmamış şeriatın hükümlerini hepsine uygulamıştır. Ve birçok Mücahidini işledikleri suçlardan dolayı cezalandırmıştır.


İslam Devleti’ne atılan iftiralar ve cevapları:
“İslam Devleti’nin hak yolda değil, olsaydı yenilgiye uğramazdı. Bak işte Amerika ve diğerleri onu yendi ellerindeki topraklar gitti. ”

Aslında bu, genelde Türkiye’deki cahil insanların ve kalplerini bürüyen kinden ve hasetten önünü göremeyenlerin, El-Kaide’ye tabi olduklarını söyleyen veya Şam sahavatının ortaya attıkları şüphelerden biridir.

Bir topluluğun hak olup olmaması toprak kazanması veya kaybetmesi ile alakalı değildir. Asıl kayıp düşmana karşı savaş azmini kaybedip ilkelerinden taviz verip düşmanına uymaktır. Oysaki İslam Devleti hiçbir zaman ne akidesinde ne de kâfirlerle olan mücadelesinde bir gevşeklik göstermemiştir. Bugün aklı başında olan biri Irak’a veya Şam’a bakarsa İslam Devleti’nin tekrardan onlarla her cephede savaştığını çok hızlı bir şekilde görür.

Eğer ki düşmanın senden toprak alması veya seni şehid etmesi batıl olmana delalet etseydi bil ki nice peygamberler, rabbaniler, Sıddıklar bu yolda öldürülmüş şehid edilmiş ve onların toprakları ellerinden gitmiştir. Ve hiç kimse onların kaybettiğini söylememiştir. İste İslam Devleti’nin kazancı da akidesi ve menheci üzerinde sebat etmesi olmuştur.

Tabi şu anki El-Kaide tebaası olaylara taassup ile baktığı için hak ile batılı birbirine karıştırıyor. Onlardan bilinenler Yahudiler gibi olayları saptırıyor.

Onların Şam’daki şeyhleri, emirleri olan Cevlani Amerika ve batının biraz sıkıştırması ile neredeyse her şeylerini değiştirmiştir. Öyle bir hale gelmişler ki olaylara ve baskılara göre şekillenen ve değişen bir yapıya dönmüşlerdir.

Biraz eskiye gidersek Taliban’ın Afganistan’da 7 sene hüküm sürdü. Binlerce savaşçısı, tankı, topu, hatta Rusya’nın bıraktığı tonlarca silahı olmasına rağmen Amerika ve beraberindekilere 3 ay ancak dayanabilmişti. Amerika’nın uçaklarla biraz bombardıman yapması sonucunda mıntıkaları Amerika’ya teslim etmişlerdi. Onların kaidelerine göre Taliban ve ona tabi olan Şeyh Usame ve diğerleri demek batıl üzere idiler ki 3 ay ancak dayandılar.

Kaldı ki Afganistan’ı bilen biri oraların dağlarını, sarp yollarını ve oralarda Amerika’nın elindeki silahlarını ve araçlarını kolay kolay Suriye ve Irakta kullandığı gibi kullanamayacağını çok iyi bilir. Sadece hava üstünlüğü olan bir savaşa rağmen Taliban ve beraberindekiler ancak 3 ay dayanmış, mıntıkaları Amerika’ya ve beraberindekilere teslim etmişlerdi. Kaldı ki İslam Devleti bugün daha büyük biri saldırıya uğramasına rağmen kaç senedir tavizsiz bir şekilde savaşını veriyor.

Diğer bir şüphe yine bu taifelerin insanları İslam Devleti’nden uzaklaştırmak isterken attıkları şüphelerden biri: “Bu kadar insanı oraya çağırdılar, hepsini öldürttüler esir olmalarına sebep oldular. ”

Hiç bir savaş yoktur ki onda öldürülme veya esir düşme olmasın. Hatta peygamberlerin düşmanları ile savaşlarında dâhi öldürülmeler ve esir edilmeler olmuştur. Bunu tarihte olan savaşları okuyan biri çok rahat görür. Ama bir tarih söylesinler ki orada öldürülmeler esir düşmeler olmadan bir savaş meydana gelmiş olsun. Bunlar; karalamak için attıkları iftiralardan başka bir şey değildir.

En başında Müslümanlar Mecusi Farslarla olan savaşlarında binlerce şehid vermişler. Sadece mecusi Farslarla son yapılan Kadisiye Savaşı’nda 8500 şehid verilmiştir. O da zafer ile sonuçlanan bir savaş olmasına rağmen.

Tabi ölçüsü Kur’an ve Sünnet olmayan; tamamen heva ve taassup ile olaylara bakan bir insanın hakka karşı tutumu bundan başka bir şey olamaz.

Amerika Afganistan’a saldırdığı zaman binlerce Müslüman şehid oldu, binlercesi esir alındı, binlercesi tırlara bindirilip üst üste yığılıp tarandılar. Hala da esir olup Guantanamo veya başka cezaevlerinde yatan binlerce esir. Afganistan’da Taliban’ın savaşmayıp çekilmesi ile Taliban’dan binlerce kişi Kuzey İttifakı’na katıldı ve oraya giden binlerce muhacir esir edildi. Binlercesi öldürüldü. Binlercesi orada bazı kişiler tarafından kandırılıp 100 dolara Amerika’ya satıldı. Hatta Şeyh Usame bir defasında Amerika’ya cevap verdiğinde “sizler bizim kardeşlerimizi onları esir alanlardan bir koyun parasından daha az bir fiyata satın aldınız. Bizden savaştan başka ne bekliyorsunuz?” şeklinde bir açıklamada bulunmuştu.

Müslümanlar İslam Devleti’ne gelmeseydiler şu an yasıyor olacaklar mıydı? Ne olacaktı? Nerede olurlarsa olsunlar ölüm onları yine bulacaktı. Ama yüce Allah’ın rahmeti ile küfür diyarlarından çıkıp İslam Devlet’ine gelip şeriatı savunurken şehid oldular. Aslında bu İslam Devleti’ne gelenlere yüce Allah’ın bir lütfudur. Yoksa onlar için ziyan değil. Asıl küfür diyarlarında dinin emirlerini yerine getirmeden günah ve fısk üzere olmak ziyandır. Yoksa İslam Devleti’ne gelip cihad edip bu uğurda ölmek değil.

Şehid olan bir kardeş şehid olmadan önce ailesi ile görüşüyor. Tabi aile her aradığında sürekli “sizi kandırıyorlar öleceksiniz” gibi ne kadar şüphe varsa bu yoldan alıkoymak için söylüyorlar. Ailesi ona diyor ki “abin öldü. ” Kardeş de onlara diyor ki “hani sizin ülkeniz vardı, askerleriniz vardı, polisiniz vardı, emniyetteydiniz, güvenli evleriniz vardı? Hani diyor sizde savaş yoktu? Uçaklar sizi vurmuyordu. Bakın, abim güvenli ülkenizde öldü. Ben ise uçakların altında hala yasıyorum. ” Aslında bu kıssa herkese çok şey anlatıyor, ancak kalbini hased ve kin ile dolduranlara değil.

Yine esir olan bacılarımız hakkında İslam Devleti’ne çok iftiralar atılıyor. Bununla onu karalayıp kendilerine bir pay çıkarmak istiyorlar. Bu karalama en çok TC istihbaratı ve Türkiye’deki cemaatler tarafından yapılıyor. Öncelikle belirtelim ki İslam Devleti elindeki imkânlar ile onları kurtarmak için uğraşıyor, gerek Irak’ta gerek Suriye’de gerek ise başka yerlerde. Hatta en son Nusayri rejiminin elindeki birçok esiri yaptığı operasyonlar ile kurtardılar. Ve inşaAllah ellerindeki her imkânı da onları kurtarmak için kullanacaklardır. İnanın bu çığırtkanlığı yapanlar, bunu dillendirip karalayanlar söyleyin bakalım siz kaç tane esir kurtardınız? Esir kurtarmak için ne yaptınız sadece konuşup İslam Devleti’ni karalamaktan başka? Oysaki İslam Devleti birçok yerde esirlerini kurtarmıştır. Hatta bunun için çalışan kurumu dahi vardır. Ve bu kurum gerek Irak’ta gerek Şam’da birçok esir bacılarımızı kurtarmıştır. Halifemiz -Allah ondan razı olsun- onların kurtarılması için elindeki imkânları vermiştir. Lakin gücün yetmediği anlar oluyor. Rabbimizden bizlere güç vermesini, esirlerimizi kurtaracak kapıları bize açmasını diliyoruz. Çok uğraştılar lakin Rafızî necisleri ne esir takası ne de para kabul etmedikleri için onlardan şu an almak zor. Fakat inşaAllah bir müddet sonra da olsa onları kurtaracağız.

Ben kardeşlerin bu işte çalışıp hususen PKK’nın elinden birçok aileyi kurtardığına bizzat çok defa şahid oldum. Gerek para vererek gerekse esir takaslarında çokça esir kurtardılar ve halen bunun için çalışıyorlar.

Tabi Türkiye’den gelenler ilk defa esir oldukları için özelikle türkiyedeki insanlar daha önce bu ümmetin Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Çeçenistan’da Mücahidlerin kâfirlerle savaştıkları her yerde sürekli esir alınma öldürülme olaylarının olduğunu çok bilmezler. Bu iftiracıların derdi hiçbir zaman Müslümanların bacıları veya esirleri olmamıştır. Onlar ancak istihbaratların onların kulaklarına fısıldadıklarından başkasını da söylemezler. Allah bunları öldürsün.

Yine Çeçen rus savaşında çecen komutanlardan birinin şöyle bir sözü var: “Bizlerin kadınlarına ve bacılarına tecavüz ediliyor. Bu durumda olan birinin ne yapmasını bekliyorlar? Vallahi biz onlara gerekeni yapacağız. ”

Yine El-Kaide taassubunda olup esirler meselesinde insanların kafasını karıştıran İslam Devleti’ni karalayan biri ile konuşuyordum. “Siz insanları çağırdınız, esir ettiniz” diyerek esir kadınlarımızı diline doluyor. Eline arayıp da bulamadığı bir fırsat geçmiş gibi karalıyor. Tabi bu arada etraftakilere timsah gözyaşı döküyor.

Dedim ki “Sen Lal Mescidi olayını biliyor musun? Orada öldürülen ve esir edilip satılan bacılardan haberin var mı?” Lal Mescidi Pakistan’ın Peşaver kentinde olup Müslümanların ilim aldıkları bir medreseydi. Pakistan istihbaratı bu mescidin âlimine diyor ki “sen Şeyh Usame ve Mücahidlere harici veya tekfirci diyeceksin onlarla savaşmak caizdir diyeceksin. Onlar asilerdir diyeceksin yoksa sizi tutuklarız medreseyi de kapatırız. ” Bakın binlerce Pakistan askerinin ve polisinin arasında erkek ve bayan öğrencilerle dolu olan bu yer onların dediklerini kabul etmedikleri için saldırıya uğruyor. Birçok kişiyi şehid edip birçok bayanı esir alıyorlar. Oradan kurtulan bir bacı anlatıyor diyor ki “Ben o gün yüzümün çirkin olmasına hamd ettim. Bizden güzel olanları alıp başka ülkelere sattılar. ” İşte inandığı hak dava için verilen bedel ve sonunda da bu âlim ve beraberindeki birçok kişi ölüyor, diğerleri esir ediliyor ve medrese kapanıyor. Ve inanın ki bizler hala da bu olayın üzüntüsü içindeyiz. Kâfirlere olan öfkemiz gün olmasın ki artmasın. Ama bizler hiçbir zaman hak uğruna ölmeyi göze alan, dinini kâfirlere satmayan o âlimi karalamadık, ona öfkelenmedik bilakis onun onurlu duruşunu takdir ettik ve ona yardım edemedik diye üzüldük.

Peki, şuan kendini İslam nispet eden veya âlim olduklarını söyleyenlere bakın. Onların kâfirlerin medyalarında bu karalamayı yapmak için uğraşıp didindiklerini görürsün.

Hatta Şeyh Usame bundan dolayı daha önceden Pakistan ile savaşmadığından dolayı kendini kınıyor ve yardım edemediği için de üzülüyor. Ve ondan sonra Pakistan’a birçok saldırı düzenleniyor.

İşte bugün kendilerini haklı çıkarmak için her şeyi mubah gören, her türlü karalamayı yapan kişilerin attığı iftiradan başka bir şey değildir. Ve bizler onların bu karalamalarını gördükçe yolumuzun hak olduğuna olan inancımız artıyor. Ve inşaAllah bizler esirlerimizi bir müddet sonra dahi olsa Allah’ın yardımı ile kurtaracağız.

Ne yazık ki öyle bir tarihte yaşıyoruz ki izzetlice kâfirlere karşı duranların, amel edenlerin, canlarını verip dinini savunanların en çok kötülenen ama dininden taviz verenlerin, oturanların, hiçbir şey yapmayanların ve kâfirlerin kendilerinden emanda olduğu kimselerin ise güvenilir olduğu bir tarihteyiz. Yüce Allah’tan ayaklarımızı dini üzere sabit kılmasını diliyoruz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

Mervan tekin1 Mayıs 2019 / 19:38Cevapla

Allah razi olsun kardesten soylediklerinde sonuna kadar hakli Mesele cok acik ya Allahin dostu olucaz yada seytan ve avanelerinin

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA