İDRAK MEDYA

EL-KAİDE VE MÜRTED KARDEŞLERİNİN KARANLIKLARINDAN İSLAM DEVLETİ’NİN AYDINLIĞINA – 6

EL-KAİDE VE MÜRTED KARDEŞLERİNİN KARANLIKLARINDAN İSLAM DEVLETİ’NİN AYDINLIĞINA – 6
03 Mayıs 2019 - 21:31

El-Kaide ve Mürted Kardeşlerinin Karanlıklarından İslam Devleti’nin Aydınlığına (Canlı Tanıklık) – 6

İstifadenize sunacağımız yazı, tüm imtihanlara ve zorluklara rağmen hak üzere Allah’ın doğrultuda yollarına devam eden Hilafet askerlerinden bir kardeş ile yaptığımız röportajın altıncı kısmıdır.

Yine İslam Devleti’ne iftira atanların dillendirdikleri bir mesele var. Bu mesele tekfir meselesidir. İslam Devleti Müslümanları tekfir etmemiştir. Ancak dinden çıkan bir amel işleyenleri tekfir etmiştir. İslam Devleti’nin akidesi ve menheci beyanlarda bellidir.

İslam Devleti’ne bu iftirayı atanlar tağutların yıllardır Müslümanları karalamak için söyledikleri bu karalamayı almış, dilleri ile insanları Allah yolundan alıkoymak için bu iftirayı atmışlardır. Özelikle bu iftirayı atanlara bakın. Birçoğunun tağutları tekfir etmediğini, onlarla işbirliği içinde olduklarını, onların uşaklıklarını yaptığını görürüsünüz.

Şam sahavatı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Amerika ve NATO devletlerinden her türlü yardımı alarak Amerika’nın uçakları, Türkiye’nin uçakları, tankları ve orduları ile İslam Devleti’ne ve Allah’ın şeriatına karşı savaşmışlardır. Kişi kâfirlerle beraber Müslümanlara karşı savaşıp bununla dinden çıkmıyorsa daha başka hiçbir amel kalmaz ki kişiyi dinden çıkarsın. Kim Müslümanlara karşı kâfirlerden yardım alır, onlarla birlikte ona karşı eliyle veya diliyle nasıl olursa olsun savaşırsa bu küfürdür. Bunu yapanlar gece gündüz namaz kılsa da yıllarca cihad etse de fark etmez.

Şam sahavatının demokrasi beyanlarını, tağutlara dostluk beyanlarını, sizin askerlerinizin beyanlarını ve daha birçok şeyi yazmıyorum. Onlar neredeyse dinden çıkacak birçok amelde bulundular.

Yüce Allah’ın Nebisi ﷺ’e “Ant olsun sen Allaha şirk koşarsan bütün amellerin boşa gider. ” demiştir.

İslam Devleti ancak bunları tekfir etmiş bunlara destek olanları, yardım edenleri tekfir etmiştir. Bunda da İslam’dan çıkaran küfür ameli işledikleri için onları tekfir etmiştir. Eğer bugün bir insan kâfirlerle beraber Müslümanlara karşı savaşıyor, onlara yardım ediyorsa ve Allah’ın şeriatının ikamesini engelleyip de Müslüman olarak kalıyorsa artık insanı dinden çıkaracak bir amel kalmamıştır.

İnsanların İslam Devleti’nden ve Allah’ın şeriatından uzaklaştırmak için attıkları iftiralardan biri de İslam Devleti’nin Müslüman kanı akıttığı iftirasıdır. İslam Devleti savaştığı gruplar ile ancak Allah’ın şeriatının ahkâmının uygulanması için savaşmış, döktüğü kanı da ancak bu gaye için dökmüştür. Dünyalık bir sebepten dolayı kimsenin kanını kendine helal görmemiş, helal saymamıştır. Ancak İslam’ın helal kıldığı kanlar hariç veya hata ile meydana gelen bazı durumlar hariç.

İslam Devleti’ne iftira atan, bunu en çok yayan ise Şam sahavatı ve El-Kaide cemaati olmuştur. Şam sahavatı tağutları razı etmek için yüzlerce Mücahid katletmiştir. Ama bundan bahseden bir “âlim” görmezsiniz. Bu gruplar yıllardır kendi aralarında yüzlerce savaş veriyor. Bu savaşların sebebine bakarsan hiçbiri Allah’ın kelimesinin yücelmesi için değil bilakis hep menfaatleri ve de grupları için olmuştur.

Bu gruplar neredeyse her ay, her hafta birbirlerine saldırmakta birbirlerini öldürmektedirler. Niçin öldürüyorlar? İnanın bazen bir silaha sahip olmak için, bazen bir kontrol noktasına sahip olmak için, bazen bir makar için, bazen bir köy veya beldeye olmak için, bazen sınır kapıları için ki oraları alarak giriş çıkış parasına sahip oluyorlar. Bazen stratejik bir yol için veya bazen kaçaklığın çok olduğu o ara kazanılan bir mıntıka için, bazen gelen yardımlar için, bazen tağutlara yaranmak için, nerdeyse dünyalık her şey için her zaman birbirlerini öldürüyorlar. Allah’ın dinini hâkim kılmanın dışında her şey için birbirlerini öldürüyorlar.

İşte İslam Devleti’ne iftira atanlar attıkları çamura kendileri batmış lakin hakka karşı takındıkları tutumdan dolayı bunu göremeyecek kadar kör olmuşlardır.

Yine atılan iftiralardan biri de İslam Devleti’nin insanları kendi amaçları için öne sürmesi. Gerçekten bu iftirayı atanları Allah Azze ve Celle öldürsün. Bugün İslam Devleti’nin verdiği bu savaşta özelikle emirleri savaştan dolayı görülecek bütün meşakkatleri ve cefaları en başta çekenler olmuştur. Esirse en çok emirlerin ailesinden esirler olmuş, şehadetse emirleri şehadeti tatmış, yaralanmaksa emirleri bundan nasiplerini almışlardır. Hatta aileleri olsun çocukları olsun bu yolda bedel ödemişlerdir. Gerçekten İslam Devleti’nin emirlerinin bu asırda İslam için, Allah’ın dininin ikamesi için ödedikleri bedeli çok az kimse ödemiştir. Hatta Halifenin -Allah onu korusun- ailesinden esirler olmuş, oğlu Huzeyfe 15 yasında olmasına rağmen Humus çöllerinde Rus uçaklarını bulunduğu hava üssüne fedai operasyonu yapmıştır. Onun bilinen birçok emiri kâfirlere karşı savaşta en ön cephede şehid olmuştur. Yüce Allah’tan onları Firdevs cennetine almasını diliyorum.

Bir kardeşin memleketindeki cemaatleri ile alakalı bir kıssayı anlatmak istiyorum. Anlatıyor: “Cemaatten gençler cihada çıktı. İnsanlar dediler ki ‘bu hocalar baştakiler bunları gönderiyor para alıyorlar’. Sonra dediler ki “niye bunların çocukları gitmiyor? Bunlar niye gitmiyor?” Şüpheler atmaya başladılar. Sonra cemaatteki hocaların çocukları da gitti şehid oldu. Hocalar da gitti şehid oldu. Hatta bir hocaları gitmiş. Ortalıkta görünmeyince insanlar diyormuş ki “sattı her şeyi paraları aldı nerede yiyordur şimdi. ” Neyse, Şam’da Nizam ile savaşta şehid olunca Nizam tarafından görüntüleri çıktı vurulmuş bir halde. Tabi artık iftira atanlara söyleyecek bir şey kalmadı cemaatte. Hoca gitti şehid oldu, çocuk gitti şehid oldu, ağabeyler gitti şehid oldu. Artık atacak iftira kalmadı ne dense tutmayacak, bu sefer başladılar “aslında bu hocalar da gençler de ağabeyler de sadık samimi Müslümanlar ama gittikleri yerdekiler Araplar bunları kandırıyor para alıyorlar” gibi şeyler demeye.

Bu iftirayı atanlar gerçekten de aşağılık insanlardır. Kalplerini bürüyen kin ve hasetten başka bir şey değildir. Bir de bu iftiraların en çok Türkiye’de savaşsız, uçaksız, cihadsız yaşamayı düşünen taife tarafından atılması da bunların ne kadar alçak olduğunu gösteriyor. Bir de bunlar Türk istihbaratının özelikle İslam Devleti’nin saflarına şüphe düşürmek için kullandığı çokça dillendirdiği meselelerdir. Bunlar onların kulağına istihbarat tarafından fısıldanan ve onlara gösterilen yollardır. Niye olmasın ki? Gerek Türk istihbaratı gerek bu alçaklar aynı memleketin selametini isteyenlerdir. Rahatları yerinde nasılsa, cemaatleri de onlar için çalışan şirketler gibi olduğu için söylemleri de aynı olur.

Bu iftiralardan peygamberler bile kurtulamamış, insanlar tarafından iftirayı uğramışlardır. Vallahi hakka ne kadar çok tutunursan o kadar çok iftiraya maruz kalırsın. Bugün gerçekten de İslam Devleti’ni bulan bu iftira ve karalamaların çoğunun en baş nedeni ise Allah’ın dinine karşı samimiyetleri ve Allah’ın düşmanlarına karşı olan duruşlarıdır.

Yeryüzünde en karaktersiz insanlar hangi taifeden olursa olsun kendi ayıbını kusurunu kapatmak için başkasına saldıran, iftira atan, bu yüzden inandığı değerlerden bile bazen vazgeçip onu dahi kötüleyenlerdir. Gerçekten de yapamadığından, aciz kaldığından dolayı pişmanlık duysa bu onun için hayr olacakken bunun yerine Müslümanlara ve değerlere saldırarak kendi kusurunu kapatmaya ve işin içinden çıkmaya çalışıyor. Lakin çamura battıkça batıyor haberi bile olmuyor.

Yine Şam sahavatının insanları İslam Devleti’nden alıkoymak için attıkları iftiralardan biri de İslam Devleti’nin onların kadınlarını cariye olarak aldıklarıdır ve cariye olarak gördükleridir. Gerçekten bunlar alçaklardır. İslam Devleti ne Rafızîlerden ne Nusayrilerden ne PKK’dan ne de bu Şam sahavatından o kadar yer almasına rağmen ve ellerine bunların kadınları dâhil her şey geçmesine rağmen bir tane kadını bile cariye almamıştır. Hiçbirinin ne kadınlarına ne de çocuklarına dokunmamıştır. Bunlara sorun El-kaide ve kardeşleri olan Şam sahavatında kimin kadınlarını cariye almışlar bir tane göstersinler. Bunu iddia edenler bir tane delil dahi gösteremezler. Tabi kandırdıkları kişiler kanmaya ihtiyaç duydukları için, nefislerini rahatlatmak için buna inanmış ve bir gün dahi bunu sorgulama ihtiyacı duymamıştır.

Bütün dünya biliyor ki İslam Devleti Yezidiler dışında kimseden cariye almamış ve kadınlara ve çocuklara karışmamıştır. Ancak Yezidilerden de bu asırda yüce Allah’ın emri olan ve içinde birçok hikmet ve fayda olan bu emri yerine getirmek için cariye almıştır.

Yine Yezidiler hakkında insanları aldatan bu kişiler Müslümanları şehvetlerine düşkün olarak göstermiş, onları şehvet peşinde koşanlar olarak lanse etmişlerdir. Gerçekten bugün İslam Devleti’ni kötülemek isteyen kâfirlere bakın onlar da bu cariye veya çok evlilik ile Peygamber ﷺ ve ashabını kötüleme yoluna gitmiş, bununla karalamışlardır. Bugün İslam Devleti’ne iftira atanların kâfirlerin yolundan adım adım gittiklerinden haberleri bile yok.

Gerçekten bizler İslam Devleti’nde alınan birçok cariyenin İslam dinine girip Müslüman olduklarını ve kardeşler tarafından azad edildiklerini ve bazılarının da kardeşler ile evlendiğine kendimiz şahid olduk. Vallahi onlardan bir kişinin dahi bu olayla Müslüman olması yeryüzündeki birçok şeye sahip olmamızdan daha hayırlıdır.

Yine birçok Yezidi çocuğa Mücahidler tarafında sahip çıkılmış, onlar medreselerde okutulmuş, birçoğu hidayet bulup kâfirlere karşı savaşta yerlerini almıştır. Ve bu cariye olayından dolayı birçok faydalar hâsıl olmuştur. İşte bu yüce Allah’ın insanların bilmediği ama insanlara birçok faydası olan bir meseledir.

Burada daha kötü olan bir durum var ki kalplerinde kin ve hased olanlar bu cariye olayının yüce Allah’ın yerine getirmemizi istediği bir emir olduğunu unutmuş ve şiddetlice saldırmışlardır. Böylelikle kâfirlerin İslam dinini ve onun en şereflilerini kötülediği karaladıkları meselede onlar da yerini almışlardır.

İşte “biz bunu yaparsak kâfirler de bizim kadınlarımızı alır, bizim kadınlarımıza bunu yapar” deyip insanları aldatma yolunan gitmişlerdir. Bugün İslam Devleti’nden önce Irak’taki cezaevlerinde olanlar derdi İslam olan herkesin bildiği bir meseledir. Amerika’nın, Afganistan Irak ve daha başka yerlerde yılardır Müslümanları esir aldığı herkesçe bilinen bir şeydir. Rusya’nın eli ile Çeçenistan’da olanlara bakın. Myanmar, Türkistan, Afrika… Dünyanın her yerinde İslam Devleti’nden önce Müslümanlar esir ediliyor, çok zulümler görülüyordu.

Yine El-Kaide ve sahavatın İslam Devleti’ne attığı iftiralardan biride İslam Devleti’nde âlim olmaması İslam Devleti’nin âlimlere uymaması ve genelde gençlerin cahil kimselerden oluşması. Böylelikle tebaalarını ancak kişiler üzerinden kandırarak İslam Devleti’nden alıkoydular.

Bunların sözleri Mekke müşriklerinin sözlerine ne kadar da benziyor. “Ey Muhammed! Aramızda ancak düşkünlerimiz ve gençlerin sana katıldığını görüyoruz. ” diyerek kendilerine tabi olanları kandırmaya çalıştılar. Ne kadar benziyor batıl ehlinin hakka karşı sözleri.

Bizler bu ümmetin en hayırlı sahabelerinin dahi ölçülerinin kişiler olduğunu okumadık. Bizler tabiin neslinin ve onlara uyanların tarih boyunca ölçülerinin bu olduğunu okumadık. Bilakis hepsi Allah’a en güzel şekilde davet edenler ve yaşayanlar olarak hiçbiri dini ölçüleri kişilere has kılmadı. Zira sahabeler din olarak Kitap ve Sünneti görürdü ve buna çağırırdı. Hatta “Nebi ﷺ şöyle dedi” diyen sahabeye “Ebubekir r.a böyle dedi” dedikleri zaman sahabe dedi ki “korkarım başımıza taş yağar, ben diyorum Nebi ﷺ böyle dedi siz diyorsunuz ki Ebubekir böyle dedi. ”

Yine mezhep imamlarımızın hepsi, ölçülerinin kitap ve sünnet olduğunu, kendilerinin hata yapabileceğini söylemişler, bunun için kendi sözlerinden kitap ve sünnete uyanı almaya çağırmışlardır. Hatta biz öldükten sonra bize ait olan kitap ve sünnete ters olan tüm görüşlerimizden döndüklerini söylemişlerdir.

İşte İslam’da hakkın ölçüsü hiçbir zaman kişiler olmamıştır. Bilakis kişiler hak ile bilinilmiştir.

Şimdi sormak lazım acaba İslam bize neyi emrediyor? Zamanımızda hiçbir yerde İslam Devleti ve Allah’ın şeriatı yokken bu Müslümanlar çıkıp İslam Devleti ilan edip şeriatı ikame ettiler. Şeriat bize bunlara tabi olmayı bu şeriatı hâkim kılıp korumayı açık ve net deliller ile emrediyor. Bu mesele şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olan bir meseledir. Bu âlim dedikleri insanların neredeyse hiçbiri cihad meydanlarında değil. Bilakis küfrün en azgın ülkelerinden yaşayıp Şam sahavatı ile beraber şeriata tabi olmayı, onu korumayı engellediler. Şeriat yerine sokak kanunlarını, İslam Devleti yerine grupların tasallutu altındaki yerleri ve küfür topraklarını seçtiler. Oturdukları yerden fetvalar verip ümmeti parça parça olmaya sebep oldular. Herkesin kendi yanındaki değişik fikirleri etrafında kalmalarını istediler.

Bu âlim dedikleri kişilerden biri İngiltere’de, ikisi Ürdün’de diğerleri dünyanın başka yerlerindeki küfür ülkelerinde cihaddan ve savaştan uzak yerlerde yaşayıp oturdukları yerden İslam Devleti’ne karşı fetva verdiler. Şeriat yerine tağutların desteklediği yerel meclislere veya parçalanmış gruplara çağırdılar. Bunlar tıpkı selefleri olan Yahudiler gibi buna durmadan çağırdılar. İnsanları alıkoyup şüpheler yaydılar. Evet, bunlar küfür ülkelerinde tağutların hükmü altında yaşamlarını devam ettirmek için bazen tağutların hoşuna gidecek fetva vermeleri gerekir. İşte bu âlim dedikleri kişiler maalesef doğu ve batının tağutları ile ittifak edercesine İslam Devleti’ne aynı sözler ile karşı koyup ona karşı savaştılar. Kimi silahları ile kimi ise dilli ile kimi kalemi ile hepsi bu savaşta yerini aldı. İşte bugün Kitap ve Sünneti iyi biliyor denilen âlimler. Kitap ve sünneti iyi bilen rabbani âlimler Müslümanların, Mücahidlerin önünde onlara önderlik edenlerdir.

Burada Şeyh Zerkavi’nin -Allah ona Firdevs’i versin- Makdisi’ye yazdığı risalesinde şöyle demişti: “Mücahidler kâfirleri bu kadar zorlamış ve onlara darbeler vururken, meyveleri toplama zamanı geldiği vakit senin çıkıp da yaptığın açıklamalar ancak tağutları sevindirdi ve onlar senin verdiğin fetvalar ile insanları cihaddan alıkoyuyorlar. ”

Gerçekten yüce Allah bizlere şeriat ile hükmedilen bir toprak parçası nasip etmişken, ümmeti bir safta toplayacak İslam Devleti ve Hilâfet kurulmuşken, dünyanın her yerine bunun etkisi görülürken, meyvelerin olgunlaştığı bir zamanda yine ortaya çıkıp Müslümanların kalplerine şüpheler atıp insanları alıkoymaya çalıştılar.

Düşünün El-Kaide’nin emiri olan Zevahiri ve onunla çocuk gibi oynayan Cevlani birbirlerine minnet ederken “en çok ben engelledim onlarla en çok ben savaştım” diyenler bununla seviniyor bununla övünüyorlar. Bu asırda şeriatı ikame eden dünyanın neredeyse tüm kâfirleri ile savaşan İslam Devleti’ne karşı savaşmayı, şeriatı uygulanmasını engellemeyi birbirlerine övünerek anlatıyorlar.

Gerçekten bugün, düne çok benziyor. Âlim dedikleri kişiler bugün gerçekten tağutlara ve Amerika’ya arayıp ta bulamadıklarını sundular. Müslümanların saflarını, yollarını ayırmayı ve cihada şüphe atmayı ve onu karmaşık bir hale getirmeyi bu âlim diye öne sürdükleri ile çok iyi yaptılar.

İşte âlim dedikleri kişiler bakın hiçbiri cihad meydanlarında veya İslam Devleti’nin kurulduğu mıntıkalarda değil. Acaba ümmete öncü olanların Mücahidlerin önünde olmaları gerekmez mi? Namazda önde olanların cihadda daha önde olmaları gerekmez mi? Nerede sahabenin yolu? Nerede bugün küfür ülkelerinde oturup da kendini onlara nispet edenlerin yolu? Yüce Allah onlardan bunun hesabını sorsun. İşte İslam Devleti’ne uyguladıkları şeriata karşı çıkan âlimler. . .

Ben Suudi Arabistan’ın, Mısır’ın ve Türkiye’nin şarlatanlarını yazmıyorum. İşte bunlar cihadda olmayıp İngiltere, Ürdün veya başka yerlerde kendilerini cihada nispet edenler oldukları için bunları yazıyorum: Hani Sibai, Ebu Muhammed El-Makdisi, Tarık Abdulhalim, Ebu Katade El-Filistini, Muhaysini, Ebu Basir Et-Tartusi… İşte bu şarlatanlar oturdukları yerden İslam Devleti’ne her türlü savaşı açan kişilerdir. Yüce Allah Mücahidlerin canlarını, eşlerini, çocuklarını feda ederek ikame ettikleri bu şeriatın ve o Mücahidlerin hesabını bunlardan sorsun.

Şimdi her akıllı Müslümanın düşünüp ibret alması gereken bir mesele var. Canlar verilirken, bendenler paramparça olurken, uçakların ve tankların altında her türlü bedel ödenirken bu âlimler niye burada değil? Niye gelip Müslümanlar ile beraber savaşmıyor? Durumu ve vakıayı, çekilen acıları, ödenen bedelleri yaşayıp görseydiler ya. İnsanların kanlarını, canlarını, her şeylerini verdikleri bu yol için bizzat içinde olup gördükten sonra fetva verip konuşmaları gerekmez miydi?

Nitekim selef âlimleri meseleleri ribat ehline yollar, fetvayı onlardan bekler, Allah’ın ribat ve cihad ehlinin kalplerine doğruyu vereceğini düşünüp meseleyi onlara yollarlardı. Ne yazık ki günümüzdekiler ise ribat ve cihad ile alakalı meseleleri Ürdün’e, İngiltere’ye, İsveç’e, Kanada’ya, Türkiye’ye ve daha başka yerlerde cihaddan, savaştan uzak kişilere gönderiyor. İşte selef ile günümüz insanları arasındaki fark budur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA