İDRAK MEDYA

EL-KAİDE VE MÜRTED KARDEŞLERİNİN KARANLIKLARINDAN İSLAM DEVLETİ’NİN AYDINLIĞINA – 7

EL-KAİDE VE MÜRTED KARDEŞLERİNİN KARANLIKLARINDAN İSLAM DEVLETİ’NİN AYDINLIĞINA – 7
06 Mayıs 2019 - 16:18

El-Kaide ve Mürted Kardeşlerinin Karanlıklarından İslam Devleti’nin Aydınlığına (Canlı Tanıklık) – 7

İstifadenize sunacağımız yazı, tüm imtihanlara ve zorluklara rağmen hak üzere Allah’ın doğrultuda yollarına devam eden Hilafet askerlerinden bir kardeş ile yaptığımız röportajın son kısmıdır.

Şimdi ey insanlar! Sizler bu dalalet ehlinin, İslam Devleti’ne karşı duran bu grupların yollarına ve menheclerine bakın. Onların nasıl da her yönleri ile seleften uzak durduklarını görün. Bu grupların, bu cemaatlerin kalplerini kaplayan makam sevdasından ötürü hevalarından konuştuklarını anlarsınız.

Şeyh Usame’nin dediği gibi bu âlimler bizlere “siz gidin yolunuz hak savaşın” dediler ama kendileri gelmediler. Oturdukları yerde kalmayı tercih ettiler. Şeyhin zamanındakiler en azından yolun hak olduğunu söylediler. Bunlar ise oturdukları yerden oturmaları ile övünüp cihad edenleri, şeriatı ikame edenleri karaladılar. SubhanAllah.

Şimdi olaylara bakan biri Şam sahavatının içine düştüğü çelişkiyi görür. Zira onlar “İslam Devleti’nin ikame ettiği şeriata tabi olunmaz, âlimler kabul etmiyor, âlimlerin görüşü budur” dediler. Bugün aynı âlimler menfaatlerine uymayan fetva verince onlara uymayı da terk ettiler. Bugün âlim dedikleri onları, onlar da âlim dediklerini nasıl da karalıyor. Makdisi Allah’ın şeriatını kabul etmeyip insanların yönlendirdiği Cevlani cephesine bugün tağutlar diyor. İslam Devleti’ne harici diyen Tartusi bugün Cevlani cephesinin hariciler olduğunu söylüyor. Cevlani cephesi o gün grubu için faydalı görüp tabiyiz dedikleri âlimleri bugün cihadı ifsat edenler olarak görüyor. Her durumda kameralara poz veren Muhaysini İslam Devleti’ne karşı olunca onu âlim görüp faydalandılar, sonra da telsiz konuşmalarında suikast düzenleyip öldürmeyi planladılar. El-Kaideciler İslam Devleti’ne karşı en azgın olan Ebu Katade’ye Cevlani cephesinin taassupçusu diyor. Kullanıp attıkları kadıları Sami Ureydi Cevlani’ye insanların hayatları ile kumar oynayan kumarbaz diyor. İslam Devleti’ne karşı birleşen bu grupların ve âlim dedikleri kişilerin bugünkü durumuna bakan biri gerçekten İslam Devleti’nin davasının haklılığını bir kez daha iyi anlamış olur.

En önemli meselelerden biri de yüce Allah bizlere kâfirleri dost edinmememizi emretmiş, bunu yapanların büyük bir fitne ve fesada yol açacağını haber vermiştir. Bugün İslam Devleti’ne karşı savaşan bu taifelere bakın. Gerçekten büyük bir fitnenin içine girmiş ve bu fitne içinde battıkça batıyorlar. Bunların grupları dağılmış, paramparça olmuş, her biri ayrı bir fikir üzerindedir. Hususen Şam sahavatına bakan biri bunu çok iyi görür. İslam Devleti’ni karaladıkları bütün meselelerin hepsi kendi aralarında yaşanmış ve birbirlerini karalayan, öldüren gruplara dönüşmüşlerdir.

Neredeyse 3 ayda bir parçalanıyorlar. Yeni gruplar ve isimler ortaya çıkıyor. Neredeyse her hafta birbirlerini öldürüyorlar. Nerdeyse her hafta birbirlerini satılmışlık ve yabancıların projelerini uygulama ile itham ediyorlar. Neredeyse her hafta âlim dedikleri kişiler ile birbirlerini karalıyorlar. Neredeyse her hafta birbirlerini fitneci olarak lanse ediyorlar ve her geçen gün Allah’ın dininden uzaklaşıyorlar.

Hatırlayın El-Kaide ve Şam sahavatını. İslam şeriatının ikamesine ve uygulanmasına karşı çıkanlar şimdi beşeri sistemleri uygulamak için her şeyi yapıyorlar. İdlib’de yerel meclisler adı altında kasabaların, köylerin, şehirlerin idaresini sağlıyorlar. Allah’ın ahkâmı uygulanmaz diyenler beşer sistemini uygulanır olarak görüyor ve uyguluyorlar. SubhanAllah. Nasıl da bataklığa batmış olanın durumu gibi her halleri ile batıyorlar. Yüce Allah’ın hükmünün şimdi bu vakitte savaşta uygulanamayacağını savunuyorlar ama yerel meclisler adı altında beşer kanunlarını uyguluyorlar. Sorarım ey insanlar! Allah’ın hükmü ve kanunları özelikle kanların ve canların söz konusu olduğu zamanda geçerli değil de diğer zamanlarda mı geçerli? Yerel meclisler adı altında uygulanan kanunlar mı canları ve ırzları koruyacak?

Nebi ﷺ’in “Size iki şey bırakıyorum bu ikisine uydukça sapıtmazsınız. ” dediği iki şey Kitap ve Sünnetidir.


İslam Devleti ile Şam grupları arasındaki farklar:
Yüce Allah Şöyle buyuruyor: “Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer kötülükten vaz geçerlerse, şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını çok iyi görür. ”

Nebi ﷺ buyuruyor ki: “Ben Lailaheillallah diyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaparlarsa canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. ”

İslam Devleti de yeryüzündeki savaşının gayesinin bu olduğunu söylemiş, insanları bunun için savaşmaya çağırmıştır. Savaşının amacının tamamen Allah’ın kelimesinin yeryüzüne hâkim kılmak olduğunu bütün dünyaya açıkça söylemiştir.

Şam sahavatları ise gayelerinin Suriye olduğunu, devrimi gerçekleştirmek istediklerini, bazılarının ise demokrasi istediğini, bazılarının ise Esad ile herkesi kapsayacak ortak bir anayasa oluşturmak olduğunu beyan etmişlerdir. El-Kaide ve Şam’daki müttefikleri bu yol ile insanların sapmalarına sebep olmuşlardır. El-Kaide Şam’a yerleşsin, güçlü olsun da insanların doğru yol üzerinde olup olmamaları çok önemli değildir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın ayrılığa düşmeyin.”

İslam Devleti Müslümanları tevhid ve şeriat etrafında tek saf olmaya çağırmış, kendisi de bunu bizzat gerçekleştirmiştir. Onun safında Şamlı, Iraklı, Arap, Acem hepsi tek bir saf olmuş yüce Allah’ın emrini yerine getirmişlerdir.

El-Kaide ve Şam sahavatına bakın. Onlar ise tek saf olmak yerine parça parça, grup grup olmayı istemiş ve yüce Allah’ın emrine karşı çıkmışlardır. Böylece demokrasi isteyenlerle, yabancıların uşaklarıyla beraber Allah’a isyan olan bu ameli meşrulaştırmışlardır.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Kâfirler de birbirlerinin dostudurlar. Eğer birbirinizle yardımlaşmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat doğar.”

İslam Devleti bu emrin gereğini yerine getirmiş, Muvahidleri dost edinmiş kâfirleri ise düşman ilan etmiştir. Amerikalı bir Müslümanı Şamlı olandan ayırmamış bilakis taşıdıkları tevhid inancı ile kardeşler edinmiş ve açık bir şekilde bunun gereğini yerine getirmiştir.

El-Kaide ve müttefikleri Şam sahavatı ise mücrim Nizama karşı savaşta kim olursa olsun mürted, demokrasi isteyen veya satılık olan herkesi dost edinmiş, bunlarla aynı hendeğe girmiştir. Onlar bu mürtedlerle birlikte Muvahhidlere düşmanlık etmiş, onlara karşı aynı hendeği paylaşmışlardır. Hatta Arap ve Acem tağutları bu yolda dost ve yardımcı edinmiş, bunların emri ile hareket etmişlerdir. Kardeşlikleri ve dostlukları Esad’a karsı savaşta veya Suriye toprağı etrafında kim olursa geçerli olmuştur.

Allah ﷻ şöyle buyuruyor: “Onlar o kimselerdir ki, eğer kendilerine, yeryüzüne yerleştirip bir mevki versek, namazlarını dosdoğru kılarlar, zekâtlarını verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin neticesi Allah’a döner.”

“Zulme uğradıkları için kendilerine savaşma izni verdiğimiz bu müminleri, yeryüzünde bir ülkeye yerleştirdiğimiz takdirde, onlar namazlarını dosdoğru kılarlar, mallarının zekâtını verirler, insanları, Allah’ı birlemeye ve onun emirlerine itaat etmeye çağırarak iyiliği emrederler. Allah’a ortak koşmayı ve ona karşı günah işlemeyi yasaklayarak kötülüğe mâni olurlar. Bütün işler sonunda Allah’a varır. Onların sevap ve cezalarını verecek olan sadece O’dur. ”

İslam Devleti eline geçen bir karış toprakta bile Allah’ın hükmünü uygulamış, namazı emretmiş, zekâtı vermiş, insanlara iyiliği emredip, onları kötülüklerden ise alıkoymuştur. Bütün kâfirlerle cihad etmesine rağmen bunlardan bir adım geri durmamıştır.

Şam sahavatı ve El-Kaide ise çeşitli sebepler öne sürerek yüce Allah’ın emrini yerine getirmemiş, Allah’ın bu emrine asi olmuşlardır. İnsanları tevhide veya Allah’ın ahkâmına değil, demokrasiye, maslahat denen dinden taviz verene çağırmış, fısk fücuru engellememiş ve insanları bu hal üzerine bırakmıştır.

Nebi ﷺ “Biz müşriklere karşı müşriklerden yardım almıyoruz” demiştir. Bununla insanları hidayetin önemine çağırmış. İlk önce etrafındakilere en önemli meselenin bu olduğunu göstermiştir. Hatta “Önce iman mı edeyim savaşayım mı, yoksa önce savaşayım sonra iman mı edeyim?” diyen birine “Önce iman et sonra savaş demiştir.”

İslam Devleti safında olanlara “ne olursa olsun gel” dememiş bilakis küfrü ve şirki terk edip iman edenler olarak etrafında toplamış ve bunlar ile beraber kâfirlere karşı aynı safta savaşmıştır. İnsanlara ilk önce hidayetin önemini göstermiş, böylelikle hem onların dünyalarını hem de ahiretlerini kurtaracak hidayet yolunu göstererek etrafında toplamış ve buna çağırmıştır.

Şam sahavat ve El-Kaide ise bunun aksine insanlar kendi saflarında olsun veya onlara yardım etsinler de ne olursa olsunlar mantığı ile gitmiş, insanların içindeki küfürleri söylemeyi bırakın içindeki küfür ve şirk amelleri ile beraber onlara “siz Müslümansınız” demiş, insanları dalalet yolunda her haliyle savaştırmış ve onları aldatarak helak olmalarına sebep olmuştur. Hatta NATO ordusundaki TC askerlerini mıntıkaya yerleştirmiş, insanları onlara yönlendirmiş ve Şam’daki grupların neredeyse yarısından fazlasını Türkiye’nin gayrı resmi ordusuna dönüştürmüştür. Takip ettikleri bu yol ile insanlara hidayetin önemini unutturmuş onları helake sürüklemişlerdir.

Nebi ﷺ “İslam üstündür ona üstün olunmaz” demiştir. Böylelikle bir kâfirin Müslümanlar üzerine yönetici olmasını veya kararlar almasını engellemiş, kâfirin hiçbir zaman Müslümana üstün olamayacağını dile getirmiştir ve bunu yasaklamıştır

İslam Devleti, elindeki topraklarda veya idaresi altındakilere şeriat ile hükmetmiş ve onlara İslam ve Müslümandan başka birinin onların üzerinde hak sahibi olmasını veya üstün olmasını engellemiştir.

Şam sahavatı ve El-Kaide ise insanlara sundukları yol ile demokrasi isteyenleri, değişik fikirdeki birçok kişiyi, mürtedleri Müslüman avamın başına yöneticiler yapmış ve hatta daha ileri giderek NATO ordusu olan Müslüman katili TC’yi övüp yardım ederek Şam halkının üzerinde yönetici olmasını sağlamıştır. Hatta TC artık Şam hakkında kararlar alan, onları birçok yerde yöneten, yöneticiler tayin eden bir konuma gelmiştir.

Allah ﷻ şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde din Allah’ın oluncaya dek onlarla savaşın. ”

Nebi ﷺ “Ben Lailaheillallah diyinceye dek insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaparlarsa canlarını benden korumuş olurlar.” diyor.

İslam Devleti bu emir gereği dini hâkim kılmak için bunun önünde engel olanlarla savaşmış ve onları öldürmüştür. Bunu yaparken kişileri Amerikalı veya Suriyeli olarak ayırmamış bilakis her kim Allah’ın şeriatının önünde engel ise onları öldürmüştür.

Şam sahavatı ve El-Kaide ise devrim ve Suriye toprağı için, devrimlerine veya Suriye toprağına karşı çıkanlara karşı Müslüman olsun veya olmasın savaşmış ve Müslümanları öldürmüştür. Ama Esad’a karşı ona yardım eden herkesi kardeş görmüştür. Hatta yılarca Müslümanlara kan kusturan, onları öldüren Amerika’yı, Batı’yı, Arap ve Acem tağutlarını Esad’a karşı onlara devrim için yardım ediyor diye kardeşler ve dostlar edinmişlerdir.

“İslam Devleti Müslüman kanı akıtıyor” diyip de müşriklerin ve mürtedlerin kanını korumaya alıp, Mücahidleri öldürmüşlerdir.

Yüce Allah insanlara doğruyu ve yanlışı ayırt eden Kitap indirmiş ve onu açıklayıcı Sünnet göndermiştir. İşte bu iki kaynak hak ile batılı, doğru ile yanlışı, Müslüman ile kâfiri birbirinden ayıran yol ve ölçüdür. İnsanlar bu iki hidayet kaynağına tutunursa kurtulacak ve doğru yolu bulacaklardır.

İste İslam Devleti takip ettiği yol ve menhec ile insanları buna çağırmış, bunun etrafında sorunları çözmeye ve gereğini yerine getirmeye çalışmıştır.

Şam sahavatları ise bunun aksine “falan âlim bilir, falan komutan şöyle dedi, falan emirden daha mı iyi biliyorsunuz?” diyerek şeriata ve İslam Devleti’ne karşı durmuş insanları hak yoldan alı koymuşlardır. Kendileriyle İslam Devleti’nin saflarına şüphe düşürdükleri ve karaladıkları âlim dedikleri kişilere kendileri dâhil uymamış birbirlerine muhalefet etmekten geri kalmamışlardır.

İşte ey Müslümanlar! Gerek cihad sahaları gerek ise başka mıntıkalardaki asıl sorun birçoğunun şeriatı ve İslam’ı kendi hevası veya menfaatleri için kullanmasıdır. Yoksa Kitap ve Sünnetin yolu bunların insanları sürüklediği yol değildir. Eğer ki hakkı talep eden her Müslüman hakka karşı bir şey gördüğü zaman gerekeni yapmazsa, hevasına uyanlarla beraber o yolda kalır.

Evet, bizler bugün neyi kendimize ölçü edineceğiz? Kurtuluş kaynağı olan Kitap ve Sünneti mi, yoksa fitnelerinden emin olunmayan kişileri mi? Dinimizi neyin üzerine bina edeceğiz? Kendisine sarıldıkça sapıtılmayan Kitap ve Sünnetin mi, yoksa tağutların sultası altında hevalarına uyabilen hata yapabilen kişilerin üzerine mi?

Nitekim İmam Malik şöyle demiştir: “Bu ümmetin evveli ne ile kurtulmuş ise ahiri de aynı şey ile kurtulacaktır. O da Kitap ve Sünnettir. ”

Ey Müslüman! Yıllardır gerek davet sahaları gerek cihad sahaları iki çeşit insan görmüştür. Bunlardan biri canını, malını elindeki her şeyini İslam’a feda etmiş, dinin hâkim olması için mücadele etmiştir. Bu sınıftaki insanlar bu yolun sadıkları olmuş, Allah’ın dini için azgın düşmanlara karşı savaşmış, din ve cihad bu insanların omuzunda yükselmiştir. Bu insanların hiçbir zaman ölçüleri kişiler olmamış bilakis her zaman Allah’ın dini olmuştur. Böylelikle yüce Allah’ın koruması altına girmiş, dinlerini muhafaza ederek yüce Allah’a kavuşmuşlardır. Onlar kim olursa olsun Allah’ın dininden sapmaya girdiğinde veya bir yanlış yaptığında müdahale etmiş, kim olursa olsun onu sapkınlığı ile bırakmamışlardır. Nitekim selefin yolunun selametinin sebebi ise ne olursa olsun hak üzerine amel edip kınayıcının kınamasından korkmadan hakkı söyleyip hak ehli ile beraber olmuşlardır böylelikle dinin ve insanlığın selametini sağlamışlardır.

Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Siz insanlar içinden çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder kötülükten men edersiniz. ”

Ve ey Müslümanlar! Yine bu yolda gerek davet ve gerek ise cihad sahalarında bir sınıf insan vardır ki bunlar Allah’ın dinini kullanarak kendilerine menfaat sağlayanlardır. Bunların ölçüleri hiçbir zaman dinin yücelmesi ve hâkim kılınması olmamıştır. Bilakis kendi nefislerini ve menfaatlerini gözetmişlerdir. Siz bunlara bakın, din ayaklar altında iken, kâfirler her yerde Müslümanları katlederken bu sınıftakilerin seslerinin çıkmadığını görürüsünüz. Ama iş bunlara veya cemaatlerine veya gruplarına dokunsa, menfaatlerinin tehlikeye girdiklerini görseler başlarlar seslerini yükseltmeye. Bunlar her zaman davetleri ile menfaat sağlamış karınlarını bunlarla doldurmuşlardır. Bununla beraber insanları da hak yoldan alıkoyup sürekli engellemiş ve kendi etraflarında toplamışlardır. İşte bu ümmetin Allah’ın düşmanlarına karşı tek saf olmasının önündeki engeller hep hevalarını tatmin etmek isteyen bunlar yüzünden olmuştur.

İşte bugün İslam Devleti’ni seçmemizin, onlarla beraber küfür devletlerine karşı savaşmamızın gereği şüphesiz ki şeriatın bize gösterdiği yoldur. Bizler İslam Devleti’nin şeriatı ikame ettiğini, kâfirler ile cihad ettiğini, ümmeti akide ve menhec etrafında İslam Devleti adı altında bir saf yaptığı için onların emirlerinden tutun da âlimlerine kadar hepsinin bu yolda gereken bedeli ödediğini gözlerimizle gördük. Ve bu yolda hakka en yakın oldukları için hataya düşebilme durumlarına rağmen onların safında toplandık. Herkesin bu din için her şeyini ortaya koyduğuna şahit olduk.

Bizler bu safta savaşırken elbette kolay olmayacağını, meşakkatlerle dolu olacağını biliyorduk. Ama yüce Allah’ın rızasını kazanmak ve onun azabından kurtulmak, bize dünya ve içindeki meşakkatlere sabretmemiz, ne olursa olsun hak yolda sebat etmemiz gerektiğini gösteriyordu.

Evet, bu yol bedel yoluydu. Öldürülme, esir edilme, yok edilme vb. her şey vardı. Yıllardır yaşadığın topraklardan çıkma, akraba, eş dosttan ayrılma yoluydu. Bu yol sahip olduğun birçok şeyi terk etme, bırakma yoluydu. Ama karşılığında yüce Allah’ın rızası ve cennet vardı. Canını dünyada verip ebedi olan cana kavuşmaktı. Geçici olan malı verip sonsuz mala kavuşmaktı. Dünya ahalisinden uzaklaşıp cennet ailesini kazanmaktı. Samimi dostları terk edip, ahiret dostlukları kurmaktı. Dünyadaki güvenli evleri terk etmek, ama cennet evlerine kavuşmaktı. Evet, işte bizler yüce Allah’ın vadettiğine kavuşmak için, bütün dünyaya karşı savaşmak için İslam Devleti’nin safını seçtik ve bu yolda mücadele ettik.

Evet, İslam Devleti ve onun askerleri bu asırda çok büyük bedeller verdi. Onun askerleri bu yolda dinin hâkimiyeti için azgın düşmanlara karşı bedenlerini siper ettiler. Vermeleri gereken neleri varsa bu yolda yüce Allah’a verip O’nun katındakini kazanmaya çalıştılar. Onlardan binlercesi şehid oldu. Bu bedel sadece savaşan Mücahidlerle kalmadı bilakis eşlerini, çocuklarını, annelerini, babalarını bedel olarak verdiler. Hatta birçok kardeş ciğerparelerini bu yolda verdi. Esaretler, sürgünler yaşandı. Bu asırda birçok acılar bu yoldaki Mücahidleri buldu. Ama onlar yollarından dönmediler, taviz vermediler, yılmadılar savaştılar. Tüm kâfirlerin toplanıp her şeyleri ile saldırmalarına aldırmadılar ve onlara şunu söylediler “sizler ancak Allah izin verirse bizim bu dünyadaki canımızı alırsınız başka da bir şey yapamazsınız. ” Ve asırlara destan olacak bir savaş verdiler. Bizlere bu asırda canlarımızı din için ucuz bir şekilde vermeyi öğrettiler. Rabbim onlardan kabul etsin, onlara Firdevs’i versin, onlara büyük dereceler versin.

Ey Müslüman! Bu acılar ve sıkıntılar, ödenen bu bedeller hiçbir zaman boşa gitmeyecektir. İnşaAllah içinde bulunduğumuz bu sıkıntılar bizler için bir imtihan ve saflarımızın temizliği olacak. Ve inşaAllah gelecek günlerde inanıyoruz ki yüce Rabbimiz bu beldelerde akan bu kanlardan ve esirlerin çektiği bunca meşakkatten sonra dünyadaki birçok şey gün yüzüne çıkacaktır. Safların karışıklığı bitecek ve Mücahidler tüm dünyada tevhid üzere tek saf olacaktır. İnşaAllah artık bir tarafta hiçbir şüphenin olmayacağı iman safı olacak diğer tarafta da hiçbir şüphenin olmadığı küfür safı olacaktır.

Rabbimiz bizleri kitabına uyan, Rasulü’nün sünnetine tabi olarak Nebevi menhec üzerine tek saf olarak birleştirsin. Aşırılıklarımızı gidersin, bizleri razı olduğu yola iletsin. Ödenen bu bedelleri kabul etsin. Esirlerimizin esaret bağını çözsün, onların ailelerine sebat versin ve onları ailelerine hidayet ve kurtuluş sebebi kılsın. Ey Rabbimiz sana sığınıyoruz, senden başka yardımcımız yoktur. Bizlere katından yardımını yolla.

ALLAH EMRİNDE GALİP OLANDIR LAKİN İNSANLARIN ÇOĞU BİLMEZLER.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA