İDRAK MEDYA

Ey İslam’ın Evlatları Sizlere Söylüyorum!

Ey İslam’ın Evlatları Sizlere Söylüyorum!
Ebu Ğureyb Eş-Şami
Ebu Ğureyb Eş-Şami( [email protected] )
13 Temmuz 2019 - 17:20

Ey İslam’ın Evlatları Sizlere Söylüyorum!

Sonsuz hamd ve metihler, bu küfür ve şirk çağında bizleri oturanlardan kılmayıp tevhid ile nimetlendirip kendi yolunda cihad ettiren Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya mahsustur. Salat ve selam ise, Muhammed aleyhisselamadır.

Ey İslam’ın evlatları!
Tarih boyunca her din ve her ideoloji, kendi hâkimiyetini sağlamak için ona bağlı olanların fedakârlıklarına ihtiyaç duymuştur. Dünya tarihine bakarsanız gerek hak dinin müntesiplerinin, gerek batıl dinlerin müntesipleri yeri ve zamanı gelince fırsatları değerlendirmiş, ellerinden gelen bütün imkânları kullanmıştır.

Buna en yakın tarihimizden örnek olarak, Yahudilerin İngilizler ve Amerika’nın yardımıyla Filistin topraklarına toplanmasıyla verdikleri mücadeleyi görebilirsiniz. Yahudiler tarih boyunca hor ve hakir kılınmışlıktan kurtulmak için ellerine gelen bu fırsatı kaçırmadılar. Yahudi toplumu aralarındaki ihtilaflara görüş ayrılıklarına bakmadan devlet olmak yolunda bir vücut haline geldiler. Aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp hakir kılınmışlıktan kurtulmak için devlet olmanın önemini anladılar. Ve bu uğurda tek vücut gibi hareket ettiler.

Öyle ki sizler onların ilk devlet başkanlarının savaş siperleri kazdığını ve aralarındaki zenginlerin bütün mallarını verdikleri gibi bedenleriyle de mücadele ettiklerini internet sitelerinden izlemektesiniz. Yahudi mezheplerine bağlı bütün din adamlarının bu devlete sahip olmak ve bu devleti korumak için tek vücut olmaları gerektiğini ilan ettiler.

Ey İslam ümmetinin hocaları, âlim ve ilim talebeleri!
Devlet olmanın bir Halife etrafında toplanmanın önemini bu Yahudiler kadar bile anlamadınız. İslam ümmetinin hor ve hakirlikten kurtulmasının tek yolunun bu olduğunu bildiğiniz halde önünüze gelen bu fırsatı değerlendirmediniz. Hepiniz bütün fert ve malınızla sahip çıkmanız gereken devletinizi kendinizce mazeretlerinizden ve ihtilaflardan dolayı ona sırt döndünüz. Siz sandınız ki bu ihtilaflar Hilafet olmamasından dolayı başımıza gelen musibetlerden daha büyüktür.

Hayır, Hilâfet ve devletsiz bir hiç olduğunuzu sizler çok iyi bilmektesiniz. Rahatınızdan vazgeçmek sizlere zor geldi. Hoşunuza gitti ümmetin saf gençlerinin sizlere saygı göstermesi. Sizlerin isim ve fetvalarını yaymaları.
Hoşunuza gidiyor değil mi, düzenlediğiniz piknik programlarında yemek sofrası açmak için bile sizden izin istemeleri? Etrafınıza toplanan insanların sizlerin iki dudağınızdan çıkanlara bakmaları… Evet, hoşunuza gidiyor. Bundan dolayı belirlersiniz maslahatları.

Öyle ki işittiğimiz kadarıyla kendi bölgenize insanları hicrete davet edersiniz. Öyle ya, dinin merkezi siz olmuş gibisiniz. Özür dileriz sizin maslahatınız İslam’ın maslahatından öndedir. Siz rahat olmalısınız ki rahatça hadis tahriçlerini ve fıkhi ihtilafları çözesiniz. Sizin gençleriniz sizden piknikte top oynamak için izin isterken bizim gençlerimiz bizden istişhad ameli için izin istemekte. Bu fark ise size zillet olarak yeter.

Sizin tek zilletiniz bu da değil!
Birkaç senede bir, sayınız çoğalınca tağutların postallarının sabah namazı vaktinde mahremlerinize basması size zillet olarak yeter. Birkaç ay ceza evine atıp, sizlere akıllı ol dedikten sonra sizi tekrar salıvermeleri ve bunu devamlı olarak tekrar etmeleri size zillet olarak yeter. Ve sizler serbest kalınca tekrar baştan başlayıp insanları tekrar etrafınızda toplarsınız.

Tabi ki sizler “Cihad etmezseniz zilletiniz sizden kaldırılmaz” hadisini bizden iyi bilirsiniz. Ne zaman yakalansanız İslam’ın maslahatı gereği aklınızdan ruhsat konuları geçmekte. Karşınızdaki tağutun askerine ve savcısına ifade vereceğiniz kelimeleri pür dikkat seçmeniz size zillet olarak yeter.

İçinizden birçoğu İslam Devleti (Allah onu korusun) büyük toprak ve servete hükmederken hepiniz İslam Devleti tarafındaydınız. Güç ve temkin olunca var olmanız, toprak bakımından zayıflayınca ortalıktan kaybolmanız size zillet olarak yeter. Oysaki İslam Devleti akide ve menheci ile ortadadır. Ve bütün izzetiyle savaşmaktadır.

O kadar büyük bir zillet içerisindesiniz ki, bunları size açıklama gereği duymamam bile size zillet olarak yeter. Rabbimden sizlerin zilletini bitirmesini ve izzetlice savaşanlara katmasını istiyorum. Sizlerden hayır sahipleri bu hayırdan nasiplerini alsın diye dua ediyoruz.

Sizlere Nebi ﷺ‘in müşrik olmalarına rağmen aralarında bir anlaşma olmasından dolayı zulme uğrayan Huzâa kabilesi için verdiği tepkiyi hatırlatırım. “Eğer Huzâalılara yardım etmezsem yardım görmeyeyim!” demişti. Ve ordu toplayıp Mekke’ye yürümüştü.

Ey âlim ve hocalar, bugün şeriatı ikame etmek için bu kadar bedel ödeyen İslam Devleti bütün dünya tarafından saldırıya uğradı. Oysaki bizler akide, din, İslam kardeşleriyiz. Huzâa kabilesi müşrik olduğu halde onlar için “Yardım etmezsem yardım görmeyeyim” diyen Nebi ﷺ sizleri görseydi ne derdi? “Yardım etmezsem yardım görmeyeyim” lafzını iyi düşünün. Bu size bir ihtar olsun. Müşrik kabileye değil, şeriatınıza, bacı ve kardeşlerinize, yardım etmezseniz yardım görmezsiniz.

Bundan sonra ey cemaatların fertleri!
Sizleri değişik fetva ve yorumlarla cihaddan ve şeriatı ikame etmek için savaşan Hilâfetin arasına katılmaktan alıkoyanları terk edin. Hiç bir tevil ve yorum şeriatı ikame etmeyi iptal etmez. Bu gerçeği unutma. Onların tevilleri ancak kendi maslahatlarınadır. Allah ona rahmet etsin İmam İbn-i Kesir’in dediği gibi, “Müslümanlar yeni bir put dikti, ismini maslahat koydu.” Kaldı ki İmamın dönemindeki bahsettiği maslahat, ferdi olan maslahatlarla alakalıydı. Bugün şeriat toprakları işgal edilirken, ümmetin kadınları tecavüze uğrarken, yetimleri köle gibi satılırken, hangi maslahat bunların önüne geçebilir. Onların süslü söylemlerine aldırma!

Sizler Hilâfet saflarında savaşmadıkça, bulunduğunuz grup ve cemaatin ufak bir akvaryumdan farksız olduğunu anlayamazsınız. İslam Devleti’nin okyanusuna girdikten sonra şimdiye kadar bir akvaryumda oyalandığınızı anlayacaksınız. Hiç görenle görmeyen bir olur mu?

Bundan sonra,
Ey dünyanın değişik coğrafyalarında yaşayan, kendisini tevhide nispet edip, bunun için her şeyi göze aldığını iddia edenler! Ey tarih sahnesinde izzetlice yerini alması gerekirken, olayları sadece bir sinema izleyicisi gibi takip edenler! Ölümler ve zulümler hakkında sadece futbol yorumcusu gibi konuşup akşam yatağına rahatça yatanlar!

Ey sosyal medyada tevhid ve cihad söylemleri yapan tevhid fenomenleri! Ey parçalanmış bedenleri gördükçe, “Allah sizi kahretsin” diyerek kendisini kenara çekilip, Allah’ın onun eliyle kâfirlere azap etmesini istediğini unutanlar! Ey ders halkalarında “biz şeriat istiyoruz” deyip saatlerce nutuk atanlar ve şeriat beldeleri yok edilirken rahatlarından vazgeçmeyenler!

Ey bütün dünyanın, Müslümanları öldürdüğü bir zamanda, sıranın kendisine gelmeyeceğini zannedenler! Ey tecavüze uğrayan, satılan, namusları kirletilen bacıları gördükçe, onların esaretlerini çözmek için sadece birkaç kuruş vererek yardım ettiğini zannedenler!

Ey kendisini, bir bacının başı açılınca onlara dünyayı dar eden peygambere nispet edenler!

Ey kendisini “şeriat kalesinden bir taş düşerse taşı yerine koyana kadar uyumak ve rahat yok” diyen selefe nispet edenler!

Ey, “sizler cihadı bırakırsanız gelir sizden cizye alırım” diyen, Ömer’in (Allah ondan razı olsun) tâbileri!

Ey, “biz cihad ederiz ki olur da Allah bizlerden şehidler alır” diyen Ebubekir’in (Allah ondan razı olsun) tâbileri!

Ey, kâfirleri öfkeden kudurtan Kur’an’a tâbi olanlar!

Ey, kendisini batılı mahveden onu yaşatmayan İslam’a tâbi olanlar!

Ey….!

Ey…!

Ey…!

Kendilerini, tarihin en izzetli ümmetinden, sünnetin tabiri ile “suyun üzerinde çerçöp” kılıp bu kadar (ey) kılanlar. Yazık sizlere, yuh olsun iddialarınıza ve samimiyetinize! Binlerce kilometre öteden gelip senin dininle savaşanlar, senin varlığına rağmen gelmekte. Askerler, pilotlar, sizlerin yaşadığı beldelerden sizlerin varlığınıza rağmen çıkıp geldiler. Bir düşünsen bu hakikati, bu zillet olarak size yeter. Onlar senin varlığına rağmen o beldelerde emanla gezmekte. Kimisi senin komşun, kimisi elinin yetiştiği yerde. Ama buna rağmen güven içerisinde yaşamakta ve istediği zaman gelip İslam ile savaşmaktadır. Senin varlığın onun için bir tehlike arz etmemekte. Çünkü sen olaylara bir ölü gibi bakmakta ve ona hiçbir zarar veremeyeceğine kendini inandırmış bir haldesin.

Bu zilletinle yerin altı, senin için üstünden hayırlı değil midir? Ne zamana kadar ölü kalacaksın? Nerede senin iman iddian? Bu savaşın senin dinine, tâbi olduğun Kur’an’a ve senin Rabbine karşı yapılmış bir savaş olduğunu ne zaman anlayacaksın?

Kalk ve üzerindeki ölü toprağını at. Sen hak ehli isen, batıl ehli seninle birlikte nasıl nefes alır? Kafanı kaldır ve olaylara iyi bak. İyi düşün ve tefekkür et. Tâbi olduğun İslam’ın izzetini düşün, onu hiçe sayan, onunla alay eden, onu inkâr eden, ona tâbi olanları tonlarca ağırlığındaki bombalarla öldürenler ve öldürenleri seçenler, hemen seninle birlikte yaşamakta. Bu gerçeği gör ve silkelen.

Sana düşen dünyayı onlara zindan etmektir. Senden dolayı korkudan uyumasınlar, bizim evlatlarımızı öldürdüğü gibi onların da evlatları ölsün.

Bizim kadınlarımız dul kaldığı gibi onların da kadınları dul kalsın.

Bizim evlerimiz yıkıldığı gibi onların da evleri yıkılsın.

Bizim şeriatımızı (düzenimizi) yıktıkları gibi, onların da düzenleri yıkılsın. Bir bilsen bu iman ehline hiç zor değil.

Artık şunu kalbine yerleştirmelisin ve bu gerçeği her zerrende hissetmelisin. Tarih sahnesinde küfür âlemi ve İslam’a gerçekten tâbi olanların savaşı sürmektedir. Hak ile batıl tarafında tarafsız kalarak kendini yok ettiğini bilmelisin. Âlemlerin Rabbinden korkmalı ve kâfirlerden korku duymamalısın.

Dünya üzerinde bu kadar zulüm ve dehşet verici olaylar olurken, sosyal medyada paylaştığın birkaç söylem seni kurtarmayacak. Parçalanmış bedenleri gördükçe, birkaç dakikalık üzüntü duyman seni Allah huzurunda mazeretli kılmayacak. Ayda bir ettiğin birkaç kuruş infakla kurtulacağını sanmayasın. Ya kâfirlerin bizimle savaştığı gibi sen de onlarla savaşırsın, ya da tarihten bir geldi geçti gibi değersiz bir anı olarak kalırsın.

Kafanı kaldır ve pencerenden dışarı bak. Senin Rabbine o kadar asi olmuş, kendisiyle savaşılmayı hak eden bir toplum bulacaksın.

Hocan ve emirin sana maslahat söylemleri söylemesin!

Nefsin “daha zamanı değil” demesin!

Veya sen İslam’a “şöyle şöyle hizmet ediyorsun” demesin. Onların kalplerine ateş düşürmek kadar bu dine fayda vereceğin bir amelin yoktur. Kalk ve onlara bu din için kendinden geçmiş fedailer olduğunu ispatla. Şeriatı kendi kanıyla sulayan ve kâfirlerin kanını akıtan tâbilerin olduğunu dünyaya göster. Kimseden korkmadığını ve sadece Rabbinin rızasını kaybetmekten korktuğunu Rabbine ispat et. O’nun rızasını cezbedecek bu amellerin peşine düş. Rabbinin meleklere karşı seninle övüneceği bu ameli terk etme.

Ey izzetli İslam’ın izzetli tâbileri! Öyle bir amel edin ki, gördükleri her taştan korksunlar.

Yanan her ateşten nasiplerini alsınlar!

Her bıçakta kanlarından damlalar bulsunlar!

Bu dinin sahipsiz olmadığını bilsinler ve kabul etsinler. Sizden sonra gelen nesiller sizlerden hayırla bahsetsin. Evlatlarınız sizinle gurur duysun. Analarınız evlat doğurmanın onurunu tatsınlar. Dininiz ateş altındayken, yaşamanın zilletinden kurtulun. Ve bizi öldürdükleri gibi sizde onları öldürün.

Eğer bunların hiç birine güç yetiremezseniz, İslam’a bir iyilik yapın, onun davetçisi olduğunuzu iddia etmeyin yeter.

“Allah emrinde galip olandır. Lakin insanların çoğu bilmezler.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

فرسان الشهادة أبو حفص المصلاوي17 Temmuz 2019 / 10:22Cevapla

allahım bizlerden razı oluncaya kadar kanlarımızdan almaya devam et

allah razı olsun maşallah

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA