İDRAK MEDYA

Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü – 1

Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü – 1
10 Haziran 2019 - 20:45

Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü – 1

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şevval 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü” isimli makalenin birinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Salat ve Selam Resullerin en hayırlısının, ehlinin ve tüm sahabelerinin üzerine olsun. Bundan sonra;

Sultanların âlimlerinden olan deccallar, Nebilerin ve Resullerin kendisi ile geldiği tevhidi tahrif ettikleri gibi cihad fıkhını da tahrif ettiler. Ehl-i kitap, Mecusi ve müşrikleri, Müslümanların kardeşi ve dostları kıldılar. Dinleri birbirine yaklaştırdılar ve ümmetleri birleştirdiler ve böylelikle fetvaları ve kitapları ile kâfirlerin kanlarını ve mallarını masumlaştırdılar. Onların halleri, Allah’u Teâlâ’nın; “Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar” [Nisa, 46] dediği Yahudilerin hallerine benzemektedir.

Kâfirleri kendi yurtlarında suikast ile öldürmek veya mallarını çalarak ve gizliden alma konuları fakihler arasında yaygın olan konulardandır. Ancak bu tağutlar, yere çökme fıkhına teşvik ettiler ve tuzaklarıyla cihad ve ganimet olgularını İslam dininden silmeye veya onu zillet ve kâfirlere tabi olma menheciyle değiştirmeye çalıştılar. Ayrıca insanları, ‘dinler arası yaşam’, ‘barış İlkeleri’ni kökleştirme, cihadın iptal edilmesi ve kâfirlerden ellerin çekilmesi olan yeni kararlaştırdıkları dine boyun eğdirdiler.
Kendisine İslam’a ve ilme nispet eden nicelerini, daha önce ümmetin caizliğinde icma ettikleri bir konuyu haram kılmak için toplanmaya çalıştıklarını bulur hale geldik. Zuhri’nin Dımeşk’te Enes bin Malik’in yanına girerken ondan işittiği şu sözünü düşündüğümüzde bunda bir garipliğin olmadığını görürüz. Zuhri dedi ki; “Ben Dımeşk’te Enes bin Malik’in yanına girdim; o ağlıyordu. Ona: Seni ağlatan nedir? Dedim. Enes: (Beni Resûlullah ﷺ zamanında) erişmiş olduklarımdan, namaz müstesna, hiçbir şeyi tanımaz olmaklığım (ağlatıyor). İşte bu namaz dahi zayi edilmiştir, dedi.” [Buhari rivayet etti]

O dönem böyle ise, Allah’ın kitabında, Resulünün ﷺ sünnetinde ve selefin icma ettiği apaçık hükümlerin silindiği bizim zamanımda nasıl olur varın siz düşünün. Bu dönemde insanlar arasında hükmü silinen ahkâmlardan birisi de; harbi kâfirlerin kanları ve malları hakkındaki hükümdür. Harbi kâfirlerin kanları ve mallarının hiçbir masumiyeti yoktur. Ancak iman etmeleri veya şer’en muteber bir sözleşmeleri bulunma hali bundan müstesnadır. Herhangi bir Müslümanın, Allah Resulü ﷺ ve onurlu sahabesini örnek alarak harbi kâfirlerden dilediğinin kanını dökmesi ve mallarını alması caizdir. Sen bugün, kötü âlimlerin ve sapıklık davetçilerinin, muvahhidleri, Ebu Basir ve Ebu Cendel r.h gibi sahabelerin yapmış olduğu eylemlerin aynısı ile ayıpladıklarını ve İslam’ı karaladıkları ile onları itham ettiklerini görürsün.

Buna karşılık, efendileri olan batılı ve doğulu tağutların, Müslümanların mallarını yağmaladıkları ile ilgili hiçbir kelimeyi onlardan duyamazsın. İslam Devleti -Allah onu tevhid ile izzetlendirsin-, din tamamı ile Allah’ın ﷻ oluncaya kadar ve aslında olduğu gibi dinlerini tertemiz ve safi bir şekilde Müslümanlara döndürünceye kadar kâfirlerden ve mürtetlerden olan bu dinin düşmanlarıyla kılıçla, mızrakla, hüccetle ve beyan ile cihadı boynuna yükledi. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Fitne (şirk) ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” [Enfal, 39]

Bu makalede darul harbteki harbi kâfirlerin malları hakkındaki hükmü beyan edeceğiz. Onlardan alınan malların bir kısmı ganimet, bir kısmı fey ve diğer bir kısmı ise hırsızlık ve ihtitaptır. Ayrıca bu konudaki bazı ilim ehlinin sözlerini beyan edip bu konudaki muhaliflerin bazı şüphelerine de cevap vereceğiz. İslam Devleti ile tüm küfür milletleri arasında var olan savaş çerçevesinde mallarının alınması konusundaki bazı faydaları da zikredeceğiz. Allah’ın ﷻ muvaffakiyet veren ve doğru yola iletendir.


Harbi Kâfirin Malı ve Kanı Helaldir
Harbi kâfirlerin kanlarında ve mallarında asıl olan masumluğun olmamasıdır. İlim ehli icma etti ki; Allah’ın ﷻ harb ehli için olan hükmü; kanlarının ve mallarının masum olmayışıdır. Bilakis kanları ve malları Müslümanlar için helaldir.

İmam İbn-i Teymiyye -Allah O’na rahmet etsin- şöyle demektedir: “Küfür ve harbilik her kâfirde bulunmaktadır. Öldürülmeleri caiz olduğu gibi köle edinmeleri de caizdir.” [Mecmu’l Fetava, C.31, S.380]

Fakihlerin ıstılahındaki harbi kâfirler, sadece Müslümanlar ile onlar arasında bir savaşın var olduğu kâfirler ile sınırlı değildir. Bilakis harbi kâfirler; Müslümanların zimmet, eman veya sözleşme ile onlara güvence vermediği tüm kâfirlerdir. Harbi kâfirlik konusunda, görevli askerler ile asker olmayanlar veya kâfirlerin avamından birileri eşittir. Bunların kanları ve malları Müslümanlar için mubahtır. Bu hüküm, her yerdeki müşrikler için geçerli olan genel bir hükümdür. Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” [Tevbe, 5] Ve şöyle buyurdu: “Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir.” [Tevbe, 11] Müşriklerin kanlarının mubah olmasının sebebi Allah’a şirk koşmalarıdır. Eğer şirkten tevbe ederlerse kanları masumlaşır. İbn-i Kudame şöyle dedi: “Allah’u Teâlâ’nın, “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” [Tevbe, 5] sözünden ötürü harbi kâfiri öldürene kısas yoktur. Aynı şekilde mürtedi öldürene de kısas yoktur. Çünkü onun da kanı harbi kâfirler gibi mubahtır. [ElKâfi fi Fıkhi’l İmami’l Ahmed, C.3, S.254]

İbn-i Ömer’den r.h rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurdu: “Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şahidlik edinceye, namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Onlar bunu yaparlarsa İslam’ın hakkının gereği (olan hadler) müstesna canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.” [Buhari, Hadis No:25; Müslim, Hadis No: 36-22]

İslam’a girmenin dışında kanların va malların bir koruması yoktur.

İmam Taberi -Allah O’na rahmet etsin- şöyle demektedir: “Tüm ilim adamları icma etmiştir ki; harb ehli (eman, anlaşma ve zimmet akitleri olmayan) müşrikler hakkındaki Allah’ın hükmü; öldürülmeleridir.” [Taberi Tefsiri, C.9, S.479]

İmam Şafii -Allah O’na rahmet etsin- şöyle demektedir: “Allah Tebareke ve Teâlâ, kâfirin malını ve kanını da helal kılmıştır. Cizye verenler veya belli bir süreye kadar eman altında olanlar müstesnadır. [El Umm, C.1, S.301]

İmam Şafi kendisiyle anlaşma bulunan kâfirler hakkında şöyle der: “Ayette geçen ve ebedi olarak vasfedilen anlaşma, kâfirin anlaşmasına bağlı kaldığı sürece belli bir süreye kadardır. Anlaşmaları kalkarsa, kanları ve malları helal olan harbi kâfire dönüşürler” [El Umm, C.7, S.341]


Darulküfür Mübahlık Diyarıdır
Allah’a ﷻ şirk koşmak, malı ve kanı mubah kıldığına dair geçen delillerden ötürü darul harb veya darul küfür mubahlık diyarıdır. Kâfirlerin kanları ve malları Müslümanlara helaldir. İmam Şafi -Allah O’na rahmet etsin- el-Umm adlı kitabında şöyle der: “Diyar, şirk diyarı olduğu için mubahlık diyarıdır.”

Cessas dedi ki: “Darul harbte olan şeyler sahih bir mülk değildir. Çünkü orası mubahlık diyarıdır. Ehlinin malları mubahtır. [Ahkamu’l Kur’an]
İbn-u ebi Zeyd el-Keyravani (Vefat 386 h) şöyle der: “Sahnun dedi ki; Bir kavim darul harbte Müslüman olursa, güçlerinin yettiği harbi kâfirleri öldürmeleri ve mallarını almaları onlara helaldir.” [en-Nevadir Ve’z Ziyadat, C.3, S.322]

Şeyh Hamd bin Atik şöyle dedi: “Muhakkiklerin kararlaştırdığı şeyden haberi olanlar müttali olmuşlardır ki; bir beldede şirk açığa çıkar, haramlar ilan edilir ve dinin şiarları iptal edilirse o belde küfür diyarıdır. O beldenin ehlinin malları ganimet alınır ve kanları mubah olur.” [EdDurreru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, C.6, S.402]

Kâfirlerin Malları, ya Ganimet Malıdır ya Fey Malıdır ya da İhtitap Malıdır.

İmam İbn-i Teymiyye -Allah O’na rahmet etsin şöyle dedi: “Ganimet; kâfirlerden savaşarak alınan mallardır.” [Mecmuu’l Fetava, C.28, S.269]

Allah ﷻ Müslümanlara ganimeti helal kılmış ve şöyle buyurmuştur: “Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” [Enfal, 69]

Buhari ve Müslim’in Cabir bin Abdullah’tan rivayet ettiklerine göre Nebi ﷺ şöyle buyurdu: “Benden evvel hiç kimseye verilmedik beş şey bana verilmiştir: Bir aylık yola kadar korku (salmak) ile yardım olundum. Yeryüzü bana namazgâh ve temizlik sebebi kılındı. Onun için ümmetimden her kime namaz vakti erişirse, hemen namazını kılıversin. Ganimetler bana helal kılındı. Hâlbuki benden evvel kimseye helâl edilmemiştir. Bana şefaat verildi. Bir de benden evvel her peygamber, hâsseten kendi kavmine gönderilirken, ben genel insanlara gönderildim.” [Buhari, Hadis No:335; Müslim, Hadis No:3-521] Fey: Savaşılmadan kâfirlerden alınan mallardır. [Mecmuu’l Fetava, C.28, S.276]

Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: “Onların mallarından Allah’ın, savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, peygamberlerini, dilediği kimselerin üzerine salıp onlara üstün kılar. Allah’ın her şeye hakkıyla gücü yeter.” [Haşr, 6]

İhtitap veya çalma ise; kâfirlerin mallarını hile ve aldatma ile almadır. Sarih bir şekilde harbi kâfirlere eman verilmediği sürece mallarının bu şekilde alınması mubahtır. Bunun mubahlık konusunda genel olarak ilim ehli arasında itibar edilecek bir ihtilaf yoktur. Ancak ilim ehli; bu şekilde elde edilen malların ganimet veya sadece elde edene has olan helal bir kazanç olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. İhtitap: Hırsızlık, aşırma, dolandırma veya hile yolu gibi yollarla harbi kâfirlerden elde edilen mallardır. İhtitap, kelime olarak odun toplamak demektir. Harbi kâfirlerden elde edilen kazançlar, odun ve avlanma gibi Müslümana helal olan kazançlar gibi olduğu için ona bu isim kullanılmıştır.


Mezhep Âlimlerine Göre İhtitap Mallarından Beşte Bir Alınacak Mallar
Esirin kurtulduktan sonra harbi kâfirlerin mallarını çalması veya önce pazarlık yapıp daha sonra inkâr yolu ile tüccarın hırsızlıkları veya darul harbte Müslüman olanların hırsızlıkları gibi hırsızlık, imamın izni ile veya izni olmadan, gücün varlığı ile veya yokluğuyla, saldırı ile veya saldırı olmadan gerçekleşir. Bu durumlarda alınan malların beşe bölünüp bölünmeyeceğine dair ilim ehlinden gerekli tafsilat gelecektir.


Birincisi: Saldırı ile Elde Edilen Hırsızlık
Güç ve kuvvet sahibi Müslümanlardan bir kişi veya bir grup, darul harbe saldırırsa ve onların mallarını güç ve kuvvet ile veya hile ile alırsa bu mallar beşe bölünür ve bu konuda âlimlerin cumhuru ittifak halindedir. Cumhuru ulema bu konuda kuvvetin meydana geleceği herhangi bir sayıyı şart koşmamışlardır. Şafi âlimlerinden imam Begavi (Vefat 516 h) -Allah ona rahmet etsin- dedi ki: “İster sayıları az olsun isterse de çok olsun fark etmez. Beşte biri humus ehli içindir. Geri kalan ise ganimeti alanlarındır. Hatta tek bir adam darul harbe girerse ve harbi bir kâfirle savaşırsa ve ondan mal elde ederse bu aldığı mal beşe bölünür, beşte biri hak sahiplerine dağıtıldıktan sonra geri kalan mallar onundur. [Et-Tehzib Fi Fıhi’l İmami’ş Şafi, C.5, S.175]

Hanefilere gelince; Ebu Yusuf, alınan malların beşe bölünmesi için Müslümanların en az dokuz kişi olmasını şart koşmuştur. Çünkü ona göre güç ve kuvvet en az bu sayı ile gerçekleşir. Hanefi âlimler, Müslümanlardan herhangi birinin yalnız başına yaptığı saldırıda aldığı mallarda beşte biri şart koşmamaktadırlar. Bu şekilde alınan malları mubah kazançlar çerçevesinde değerlendirmektedirler. Eğer darul harbe saldıran kişi imamın izni ile bunu yapıyorsa onun durumu bundan müstesnadır. Bu şekildeki bir kişinin hükmü seriyenin hükmüdür. Çünkü o, imamın gücü ile desteklenmektedir.


İkincisi: İmamın İzni ile veya İzni Olmadan Saldırı ve Hırsızlığın Yapılması
Cumhuru ulema, imamın izninin olması ile olmaması arasını ayırmamışlardır. Herhangi bir Müslüman, imamın izni ile veya izni olmadan darulharbe çıkıp kâfirlerin malını alırsa bu aldığı mallar beşe bölünür. İmam Begavi (Vefat 516 h) -Allah O’na rahmet etsin- dedi ki: Eğer bir taife, İmamın izni olmadan savaşırsa -ki bu onlar için mekruhtur.- Çünkü eğer imamın izni ile savaşa çıkmış olsalar, imam onların durumlarını araştırır ve onları yardım ile destekler. Eğer onun izni olmadan bunu yapar ve ganimet alırlarsa aldıkları ganimet beşe bölünür. [Et-Tehzib Fi Fıhi’l İmami’ş Şafi, C.5, S.175]

Ebu Muhammed es-Salebi el-Bağdadi el-Maliki (Vefat 422 h) dedi ki; kim tek başına hırsızlık için darulharbe girer ve ganimet alırsa ondan beşte bir alınır. İmam malik onun İmamın izni ile veya izni dışında girip girmemeyi tafsilatlandırmamıştır. [Uyunu’l Mesail Li’l Kadi Abdulvehhab el-Maliki, S.232] Bu, cumhur ulemanın ve imam Ahmed’ten rivayet edilen görüştür. İbn-i Kudame, İmam Ahmed’in bu rivayetini şöyle nakletmektedir: “Onların elde ettiği ganimet, başkalarının elde ettiği ganimet gibidir. İmam bunun beşte birini alır ve geri kalanını aralarında paylaştırır. Şafi ve çoğu ilim ehlinin görüşü de budur. Çünkü Allah’ın ﷻ “bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir” [Enfal, 41]” ayeti geneldir. İmamın izni ile girilmesine kıyas yapılır.” [el-Muğni, C.9, S.304-305]


Üçüncüsü: Tüccarın, Kurtulduktan Sonra Esirin, Darul harbte İkame Edenlerin veya darul harpte Müslüman Olanların Çaldıkları Mallar
Bu konuda ilim ehlinin ihtilaflarına bakan, beşte bir illetinin, güç, kuvvet ve savaş ile ganimet elde etmenin olduğunu görecektir. Ganimetin şartı budur. Aynı şekilde şartlarından biri de saldırıları cihad olarak isimlendirilmesine sebep olan imamın iznidir. İlim ehli, tüccarın, kurtulduktan sonra esirin, darul harbte ikame eden Müslümanların veya darul harbte Müslüman olanların çaldıkları mallar gibi bu şartların haricinde harbi kâfirlerden elde edilen malları ganimet olarak isimlendirmemiş bilakis avlanma ve odun toplama gibi helal kazanç olarak isimlendirmiştir. Bunun delili ise imam Taberi’nin -Allah O’na rahmet etsin- “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.” [Talak, 2] ayetinin tefsirinde Salim bin Ebi Ca’d’tan rivayet ettiği nakildir.

Taberi dedi ki; Bu ayet, kendisine fakirliğin isabet ettiği gayretli bir adam hakkında nazil oldu. Bu adam Allah Resulü’nün ﷺ yanına geldi (durumunu anlattı). Allah Resulü ﷺ O’na “Allah’tan kork ve sabret” dedi. Adam dönüp gitti ve esir olan ve Allah’ın esaretten kurtardığı bir oğlunu kâfirlerden bir dişi keçiyi alıp geldiğini gördü. Bu adam Allah Resulü’nün ﷺ yanına geldi ve bu durumu ona anlattı ve dedi ki; “Ey Allah’ın Resulü! Bunu bana helal görür müsün? Allah Resulü ﷺ dedi ki; evet.” [Taberi Tefsiri, Camiu’l Beyan Fi Te’vili’l Kur’an, C.23, S.447]

Bu esir Müslüman, kâfirlerden kurtulduktan sonra bu dişi keçiyi onlardan çalmıştı. Allah Resulü ﷺ aldığı bu malı beşe bölmedi. Çünkü bu olay, Müslümanların otoritesinin dışında; darul harbte, savaşmadan ve Allah Resulü’ün ﷺ izni olmadan meydana gelmiştir. Bundan dolayı Allah Resulü ﷺ bunu ganimetten saymamıştır. Bundan dolayı ihtitap mallarında, darul harbte ve imamın izni olmadan elde edilme şart koşulur. Bu hüküm, darul harbte mal aşıran tacir için de gerçekleşir. İmam Begavi -Allah O’na rahmet etsin- dedi ki; “Eğer bir kişi darul harbe girerse harbi kâfirlerden pazarlık suretiyle bir şey alıp daha sonra bunu inkâr edip kaçarsa bu elde ettiği mal sadece onundur, beşe bölünmez.” [Et-Tehzib Fi Fıhi’l İmami’ş Şafi, C.5, S.175]

Aynı hüküm, darul harbte ikame edip kâfirlere eman vermeyenlerin veya darul harbte Müslüman olanların kâfirlerden çaldıkları mallar için de geçerlidir. Çünkü Allah Resulü ﷺ döneminde dişi keçiyi alan kişi için gerçekleşen şartlar bunlar içinde geçekleşmiştir. Bu şekilde kâfirlerden elde edilen malların beşe bölüneceğini söyleyenlerin bir delili bulunmamaktadır. İbn-u ebi Zeyd el-Keyravani (Vefat 386 h.) şöyle der: “Sahnun dedi ki; Bir kavim darul harbte Müslüman olursa, güçlerinin yettiği harbi kâfirleri öldürmeleri ve mallarını almaları onlara helaldir.” [en-Nevadir Ve’z Ziyadat, C.3, S.322] Mal ile malın sahibi arasında herhangi bir fark yoktur. Kâfirlerin erkek, kadın veya çocuğun malı çalınabilir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA