İDRAK MEDYA

Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü – 2

Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü – 2
12 Haziran 2019 - 20:45

Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü – 2

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şevval 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Ganimet, Fey ve İhtitabın Hükmü” isimli makalenin ikinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.


Harbi Kâfirlerden Alınan Malların Taksimi
Ganimet: Allah ﷻ şöyle buyurdu: “Eğer Allah’a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.” [Enfal, 41]

Beşe bölünen ganimetin dört kısmı ganimet alan Mücahidlerindir. Beşte bir kısmı ise Enfal suresindeki ganimetten bahseden ayette zikredilen sınıflar içindir. İbn-i Ömer ve İbn-i Abbas’tan r.h rivayet edildiğine göre şöyle demişlerdir. “Allah Resulü ﷺ ganimetin beşte birini beşe bölerdi.” Yani ganimet alan Mücahidlere verilen ganimetin dört kısmının dışında kalan ganimetin beşte bir kısmı beşe bölünür. İmam Ahmed şöyle dedi: “Allah ﷻ ve Resulünün ﷺ payı bir paydır. Allah Resulünün ﷺ akrabalarına bir pay vardır. Bunlar ben-i Haşem ve ben-i Muttalip oğullarından olan Allah Resulünün ﷺ akrabalarıdır. Allah Resulü ﷺ sadece bunlar arasında bu payı dağıtmıştır. Yetimlere bir pay vardır. Fakirler bir pay vardır. Yolculara bir pay vardır. [Mesailu Ahmed bin Hanbel Rivayetu İbnihi Abdullah]


Allah ve Resulünün ﷺ Payının Dağıtıldığı Yerler
Allah ve Resulü’nün ﷺ payı hakikatinde feydir. Binek, silah ve Müslümanların maslahatına olan işlerde kullanılır. İbn-i Kudame dedi ki; “Allah’ın ﷻ bu payı kendine ve Resulüne nispet etmesi, bu malların yöneltileceği yönün maslahat yönü olduğunun bilinmesi içindir. Yoksa bu pay, sadece Allah Resulü’ne ﷺ has olup vefat ettiğinde yürüllülükten çıkan bir pay değildir.” [Muğni, İbn-i Kudame]

Fey: Allah ﷻ Haşr suresinde feyin dağıtılacağı yerleri beyan etmiştir.
“Allah’ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Bu mallar özellikle, Allah’tan bir lütuf ve hoşnudluk ararken ve Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” [Haşr, 7-10 ]

İlim ehli, feyin beşe bölünüp bölünmeyeceği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bunun sebebi ise; Haşr suresinin yedinci ayetinde kendilerine feyin dağıtılacağı sınıfların, Enfal suresinde ganimet ayetinde zikredilen sınıfların aynısı olmasındandır. Enfal suresindeki ganimet ayetinde bahsedildiği gibi Haşr suresindeki yedinci ayetinde beşe bölünme bahsedilmediği halde bazı ilim ehli, ayetin zahirini alarak feyin de beşe bölüneceğini söylemişlerdir. Bazıları ise; Ömer’in r.h yukarıda zikredilen ayetleri okuduktan sonra söyledi sözünü delil almışlardır. Nitekim Ömer r.h şöyle dedi: “Bu, Müslümanları kuşattı.” Bu sınıflar, feyin beşte biriyle özelleştirilme şekli ile değil de, kuşatma ve kapsama şekli ile zikredilmiştir.

İbn-i Kudame el-Kâfi adlı kitapta şöyle dedi: “Allah’u Teâlâ’nın “Onların mallarından Allah’ın, savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz…” ayetinden ötürü, mezhebin zahir görüşüne göre fey, beşe bölünmez.

Allah’u Teâlâ fey malını tüm Müslümanlar için kılmıştır. Ömer r.h bu ayeti okuyunca şöyle dedi: “Bu ayet, genel olarak tüm Müslümanları kuşattı. Eğer yaşamış olsam ve bir çoban bana (Yemen’deki) Himyer kabilesinin dağlarını bana getirse, onun ondan nasibi vardır. Bu ondan men edilmez.” [El-Kâfi fi Fıkhi’l İmam Ahmed]

İbn-i Kudame, feyin beşe bölüneceği görüşünü benimsemiştir. Feyin beşte biri, Allah’ın ﷻ ganimet ve fey ayetinde zikrettiği kişiler içindir. Feyin geri kalan dört kısmı ise, el-Kâfi adlı kitabında zikrettiği tertip üzere tüm Müslümanlar içindir. Nitekim şöyle demektedir: “Buna en önemli olandan önem derecesine göre başlanılır. Müslüman askerlerin rızıklarının karşılanması, kefayet sahibi kişiler ile sınırların kapatılması, rızıklarının karşılanması, ihtiyaç duyulan binaların yapılması, hendeklerin kazılması ve silah ve mermileri gibi ihtiyaç duyulan malzemelerin alınması gibi önemli maslahatlardan başlanılır. Daha sonra köprülerin, yolların ve mescidlerin yapılması, nehirler için yol kazmak, sel sularının önünü kapatmak için sedlerin yapılması, kadılar, imamlar ve müezzinler gibi Müslümanların ihtiyaç duyduğu kişilerin erzaklarının verilmesi ve faydası Müslümanlara yönelik olan tüm işlerin yapılması gibi önem derecesine göre en önemli olanlarından başlanılır. Daha sonra artan miktar, zikrettiğimiz ayetten ve Ömer’in r.h sözünden dolayı Müslümanlar arasında paylaştırılır. [ElKâfi fi Fıkhi’l İmam Ahmed]


Eman
Darul harbin mubahlık diyarı olduğunda ve harbi kâfirlerin kanlarının ve mallarının masum olmadığında hiçbir ihtilaf yoktur. Zimmet ve eman akidleri kanlarının dökülmesine engeldir. Müslümanlar ile aralarında eman veya ateşkes gibi bir anlaşmaya sahip olan sözleşmeli kâfirler, yaptıkları anlaşmanın şartları tahakkuk ettiği sürece anlaşmanın gereğine bağlı kalmaları gerekir. Bu, üzerinde icma edilen ve ihtilaf edilmeyen bir konudur. Allah Resulü ﷺ dedi ki; “Anlaşmalı bir kâfiri öldüren, cennetin kokusunu alamaz. Hâlbuki cennetin kokusu, kırk yıllık mesafeden hissedilir.” [Buhari, Hadis No:3166]

Bir Müslümanın bir müşrike olan emanı, tüm Müslümanlar için bağlayıcıdır ve ellerini onlardan çekmeleri gerekir. Nitekim üzerinde ittifak edilen hadiste, Ali r.h dedi ki; Allah Resulü ﷺ dedi ki: “Müslümanların zimmeti birdir. En alttaki bile onu gözetir. Her kim bir Müslümanın verdiği emanı bozarsa Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir. Kıyamet gününde onun farz veya nafile hiç bir ibadeti kabul edilmeyecektir.” [Buhari Hadis No:3179]

Aynı şekilde Ali’den r.h rivayet edilen hadiste Allah Resulü ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Mü’minlerin kanları denktir. Başkalarına karşı onlar tek bir el gibidirler. En alt seviyede biri de olsa, emanlarını tanırlar. Habe riniz olsun! Bir mü’min bir kâfire karşılık ve sözleşme sahibi (bir gayr-i müslim de) ahdi esnasında, kâfire karşılık (kısas yoluyla) öldürülmez.” [Müsned, Ahmed bin Hanbel, Hadis No:959; Sünen, Ebu Davud, Hadis No:2751; Sünen, Nesai, Hadis No:4746]

İbn-i Hişam dedi ki; Ebu Ubeyde bana anlattı ki; Ebu’l As bin Rebi Şam’dan dönüp yanında müşriklerin malı varken ona denildi ki; Müslüman olup bu mallları alma düşüncen var mı? Çünkü bu mallar müşriklerin mallarıdır. Ebu’l As dedi ki; emanetime ihanet ederek İslam’ıma başlamam ne kötü bir başlangıçtır. [İbn-i Hişam Siyeri, C.1, S.659]

Muğire bin Şube’den rivayet edildiğine göre o, cahiliyede bir kavimle (eman üzere) arkadaşlık yapmış ve onları öldürerek mallarını almıştı. Daha sonra Allah Resulüne ﷺ gelerek Müslüman olmuştu. Allah Resulü ﷺ dedi ki; “İslam’ına gelince, bunu kabul ediyorum. Mallara gelince (bunlar ihanetle alınmıştır); ben bunlardan hiçbir şeyi de (alıcı) değilim.” [Buhari Hadis No:2731]

İbn-i Kayyım dedi ki; Allah Resulü’nün ﷺ Muğire’ye söylediği ‘İslam’ına gelince, bunu kabul ediyorum. Mallara gelince (bunlar ihanetle alınmıştır); ben bunlardan hiçbir şeyi de (alıcı) değilim.’ Sözü delildir ki; sözleşmeli müşrikin malı masumdur. Ve bunlar mülk edinilemez bilakis sahibine geri döndürülür. Muğire, mallarını aldığı o müşriklerle eman üzere arkadaşlık yapmış daha sonra onlara ihanet edip mallarını almıştı. Allah Resulü ﷺ onların mallarını almamış, haklarını savunmamış veya onlara kefil de olmamıştı. Çünkü bunlar Muğire’nin İslam’ından önce idi. [Za’du’l Mead, C.3, S.271]


Sözlerle Aldatmak, Emandan Sonra İhanet Değildir
Bu, Abdullah bin Üneys ve Muhammed bin Mesleme’nin yaptığı eylemlerdir. Muhammed bin Mesleme, Ka’b bin Eşref’e eman vermemiş bilakis ona Nebi ﷺ ile hayatı kötü gördüğünü vehmettirmiş ve bununla onu kandırmıştır. Allah Resulü’nden ﷺ birşeyler söylemek için izin istemiş ve Nebi ﷺ de ona bu konuda izin vermiştir. Söylediği şey ise Buhari’de geçen şu sözlerdir: “Şu kişi (yani Resulullah) bizden sadaka istedi. Ve bizi yordu. Ben de ödünç bir şey almak için sana geldim,’ dedi. Ka’b şöyle dedi: ‘Aynen! Muhakkak siz, daha da usanacaksınız.’ Muhammed bin Mesleme şöyle dedi: ‘Bizler O’na bir kere uymuş bulunduk. Onun işi nereye varacağını görmeden O’nu terk etmek istemiyoruz.’” Muhammed bin Mesleme’nin ‘bizi yordu’ sözünün anlamı; yani Sahabe r.h Allah Resulü’ne ﷺ biat ettikten sonra rastlayacakları sıkıntıları yükleneceklerine dair biat ettiler. Onlar, Allah ﷻ yolunda onları bekleyen imtihan, sıkıntı ve yorgunluğu biliyorlardı. Lakin Muhammed bin Mesleme bu sözle onu aldattı ve fırsat bulup onu öldürebilmesi için ondan ihtiyacını istedi. Aynı şekilde Abdullah bin Üneys’in, Halid bin el-Huzeli’ye “Duyduğuma göre şu adam (Allah Resulü ﷺ) için kuvvet topluyormuşsun, bunun için sana geldim, dedim.” ‘Bunun için sana geldim’ sözü iki ihtimal barındıran bir sözdür. Yani ‘ona yardım etmek sana geldim’ veya ‘onun aleyhinde size yardım etmek için sana geldim’ ihtimallerini barındırır. Bundan dolayı, sarih bir eman olmadığı sürece fillerle veya sözlerle aldatıp daha sonra öldürme veya mallarına el koyma ihanet değildir. Eman, iki taraf; eman veren ve eman isteyen tarafından açık ve sarih lafızlarla yapılan sözleşme ve akidleşmedir. Muhataba emanı vehmettiren sözler veya eylemler eman değildir.

Sarih ve açık sözlerle verilen emanın eman olduğu konusunda fukaha arasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Açık ve sarih olmayan sözlerin eman olup olmadığı konusunda ise ihtilaf vardır. Âlimlerden bazıları bazı sözleri ve fiilleri emandan sayarken bazıları ise bunu emandan saymamıştır. Müslüman âlimlerden birini, herhangi bir söz ve eylemi ihanet, başka bir âlimin ise bunu savaştaki tuzak ve kandırmadan saydığını görmende bir gariplik yoktur.

Genel olarak; sarih olmayan emanın altına giren cüzi meseleleri kuşatan ve üzerinde ittifak edilen bir kaide yoktur. Hiç şüphesiz cüzi meselelerin muayyen bir aslın altına sokulması ihtilaf götüren içtihadı konulardandır. Bir mesele ile konunun seyrinden çıkmak veya kınamak doğru değildir.


Darulharbe Girmek İçin Vize veya İzin Almak, Kâfirlerin Kanlarını ve Mallarını Masum Kılmaz
Harbi kâfirlerin kanlarında ve mallarında asıl olan, bunların helal olması ve herhangi bir korumalarının olmamasıdır. Herhangi bir suretin eman olup olmadığında çekiştiğimizde ve bu suret hakkındaki olumlu ve olumsuz deliller birbirlerine denk veya yakın olduğunda, bu konuda kesinleşmiş olan asıl yani harbi kâfirlerin kanlarında ve mallarında asıl olanın helal olması aslı geçerli olur. Ancak muteber bir engel olursa bu asıldan vazgeçilir. Muteber bir engel olmadığı sürece asıl olan geçerlidir. Çünkü icma yakindir. İhtilaf ise şüphedir. Yakîn ile sabit olan bir şey şüphe ile kalkmaz. Te’min şüpheli bir engeldir. Şüphe barındıran bir engel, malum sebeplerle sabit bir hükmü iptal etmez. Kâfirlerin savaşta kandırılmasının caizliğinde hiçbir şüphe yoktur. Bu aldatma ise, yalan ve açık olmayan ihtimalli sözlerle olur.

Hulasa: bir malın masumiyeti, harbi kâfirlerin malı gibi sahibinin kâfir olmasıyla zail olunca, bu malın mümkün olan her yolla ele geçirilmesi caizdir. Eman verilmesi müstesna, bu asıl itibari ile üzerinde herhangi bir ihtilaf yoktur. Bir Müslüman, harbi kâfirin malını nerede olursa olsun ve onunla nerede karşılaşırsa karşılaşsın hile ile dolandırması veya çalması caizdir. Vizenin eman ve sözleşme olduğuna dair şer’i veya örfi hiçbir delil sabit değildir. Bilakis vize, bir yurda giriş iznidir. Bir yurda girmek için izin istemek eman değildir. Bir kişi kendi yurdunda eman içinde değildir. Bir yurtta yaşayan bazı kişiler, diğer bazısından eman içinde değillerdir. Bir tarafın eman vermesi diğer taraf için eman sayılmaz.

İbn-i Zeyd el-Kayravani (Vefat 386 ) dedi ki; “Eğer krala Müslüman olduklarını söyleseler ve kral da ‘siz eman altındasınız’ derse lakin onlar krala eman vermezlerse veya ona bir şey demezlerse ve kralın onlara eman verdiği ve onların eman altında olduğu şehirde yayılıp bilinmezse, bunlar dilediğini öldürebilir ve malını alabilirler. Aynı şekilde eğer kral onlara ‘size eman verdim İslam diyarına gidin’ derse fakat onlar krala bir şey demezlerse aynı şekilde onlar fırsat bulduklarını öldürme ve diğer şeyleri yapıp şehirden çıkabilirler… Bazı Irak ehli dediler ki; Eğer bir Müslüman darul harbe eman olmadan girerse ve onlara ‘ben sizdenim veya sizin yanınızda savaşmaya geldim’ derse ve onlar da onu bırakırlarsa, o Müslüman, imkân bulduğunun mallarını alabilir ve imkân bulduğunu öldürebilir. Onun onlara söylediği bu sözler onlara verilen bir eman değildir. [En-Nevadir Ve’z Ziyadat, C.3, S.322]

Her kim, şahsi bilgilerini ve dinini ifade eden sahte veya gerçek belgelerle darulharbe girerse, elinden geldiğini suikastla öldürmesi ve mallarını alması caizdir. Çünkü bu, eman veya eman manasını taşımaz. Amr bin Ümeyye kendisini ben-i Bekir kabilesine nisbet etti ve müşriklerden birine saptırıcı bilgiler verip onu aldattı. Ta ki o müşrik, onun da müşrik olduğunu zan etti ve ona güvendi. Ve Amr bin Ümeyye’nin yanında uykuya dalınca da Amr onu öldürdü. Taşıyanının şu yurttan olduğunu ifade eden sahte belgeler, ne örfen ne de şeran emanı ifade etmez.

Eğer sahte evraklar, onun bu yurdun ehli olmadığını, lakin onun bu yurda girmesine izin verildiğini ifade ediyorsa bu da eman sayılmaz. Çünkü bu, savaşın hilelerindendir. Bu, Muhammed bin Mesleme ve arkadaşlarının yaptıkları kadar da değildir. Darul harbe veya kâfir bir kavme intisap etmek veya yurtlarına sığınmak yahut yanlarında gecelemek buna benzeyen şeylerdendir. Bu kâfir ülkelere bu açıdan yönelmek bir Müslüman için eman olarak itibar edilmez. Öldürmek istenilen kişilerin yanında gecelemekte eman değildir. Nitekim Amr bin Ümeyye ed-Damiri de r.h bu şekilde yapmıştı. Aynı şekilde Muhammed bin Mesleme’nin r.h tağut Ka’b bin Eşref’in kalesine girmesi, onu kandırması ve onu öldürmesi de bunun gibidir. Küfür anlaşmaları ve küfür içerikleri barındırmadığı sürece mücahidin, sığınma yollarıyla darulharbe girmesi, sahabelerin yaptıklarının bir benzeridir.


Kâfirlerin Mallarının Alınmasına Ve Onlara Bu Yolla Cihad Etmeye Teşvik
Allah Resulü ﷺ Medine’ye hicret edince, rızkının kaynağı ganimetler idi. Ganimet, rızkın en faziletli kaynağıdır. Kâfirlerden güçle alınan mallar, bu yolunda dışında başka yollarla kazanılan mallardan daha temiz ve durudur. Allah ﷻ şöyle buyurmuştur: “Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” [Enfal, 69]

İbn-i Kayyım dedi ki; Racih olan görüşe göre en helal rızık, Allah Resulü’ne ﷺ de rızık kılınmış olan ganimetçilerin kazançları ve şeriat sahibinin diliyle onlara mubah kılınanlardır. Kur’an’da, bu kazancın övgüsü diğerlerinin övgüsünden daha çok yapılmıştır. Başkalarına yapılmayan övgü, bu rızık sahiplerine yapılmıştır. Bundan dolayı Allah ﷻ bunu, yaratıkların en hayırlısı, Resullerin ve Nebilerin sonuncusunun rızkı kılmıştır.

Nitekim Allah Resulü ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Ortağı olmayan tek Allah’a ibadet edilinceye kadar kıyamete yakın bir zamanda kılıçla gönderildim. Rızkım, mızrağımın gölgesi altında kılındı. Zillet ve horluk emrime muhalefet edenlerin üzerine kılındı.” [Müsned, Ahmed bin Hanbel Hadis No:5114] Bu rızık, Allah’ın ﷻ düşmanlarından zorla, izzetlice ve şereflice alınan rızıktır. Bu, Allah’a ﷻ en sevimli gelen şeylerdendir. Başka kazançlar buna denk olamazlar. Allah ﷻ en doğrusunu bilendir. [Zadu’l Mead, C.5, S.705]

Bugün, kâfirlerin mallarının güçle alınması, bazı Müslümanların hoşuna gitmemektedir. Bu yolun dışında başka işler karşılığında kazandıklarının daha faziletli olduğunu zan etmektedirler. Bu, doğru değildir. Kur’an nassıyla sabit olan en güzel helal kazanç, ganimettir. Ganimet, Allah Resulü’nün ﷺ Medine’ye hicret ettikten sonraki rızkı idi.

Allah ﷻ bu malları, Âdemoğullarının bu mallar yardımıyla kendisine itaat ve ibadet etmesi için yaratmıştır. Herkim bu mallar yardımıyla Allah’a ﷻ küfreder ve ona şirk koşarsa, Allah ﷻ Müslümanları ona musallat eder, Müslümanlar bu malları ondan alır ve ondan daha layık olan ibadet, tevhid ve itaat ehli olanlara verirler. Malı, almaya daha hak sahibi olana ve malın yaratıldığı maksada geri çevrildiği için feye fey denilmiştir. Çünkü feyin kelime anlamı dönmek, rücu etmek demektir.

Her muvahhidin cihad dairesini genişletmesi gerekir. Hiç şüphesiz mal ve iktisad savaşı cihadın en büyük sahalarından biridir. Nitekim Allah Resulü ﷺ çoğu gazvelerinde, kâfirlerin mallarını aldı ve mülklerini telef etti. Hiç şüphesiz bugün kâfirler, askerlerini ve güçlerini mallarıyla yürütmektedirler. Muvahhidlerin, kâfirlerin iktisadlarını zayıflatmaları için onların mallarını almaları ya da telef etmeleri için yeni taktikler geliştirmeleri ve bu konuda acele etmeleri gerekir. Özellikle hicret yolu bulamayıp Darul küfürde yaşayan Müslümanların sahabe Ebu Basir’in r.h Mekke müşriklerine yaptığını yapması gerekir. Hiç şüphesiz kâfirlerin mallarını telef etmek, bugün onlarla aramızda var olan savaşa büyük etkisi olacaktır.

Harbi kâfirlerin mallarının alınması veya diyarlarının harap edilip mallarının telef edilmesi, düşmanın gücünü kıran ve iktisadına zarar veren unsurlardandır. Ebu Yusuf dedi ki; “Kalelerinin ateş ile yakılmasında, suyun altında bırakılmasında, içindekilerinin üzerine yıkılmasında ve mancınıklarla hedef alınmasında bir sakınca yoktur. Çünkü Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı.” Ayrıca tüm bunlar savaş kapsamındadır. Çünkü bu şekilde kâfirler kahredilir, kızdırılır ve helak edilir. Ayrıca malların haramlığı, sahiplerinin haramlığına bağlıdır. Öldürülünceye kadar onlar için bir haramlık söz konusu değilken malları için nasıl öyle bir şey olsun? [Bedai’s Senai’]

Aynı şekilde eğer bu mallar Allah ﷻ yolunda kullanılırsa cihada ciddi faydası olur. Örneğin muvahhid, Müslüman kardeşlerinin Hilâfetin vilayetlerine hicret etmeleri için gereken giderleri karşılamak için harbi kâfirlerin mallarını alır. Yahut bu yolla mücahidleri finanse eder. Hicreti için gerekli malı biriktirmek için kâfirlerin yanında çalışan ve bundan dolayı hicretini geciktiren nice Müslümanlar var. İşte bu şekilde muvahhid mücahid, düşmanların yurtlarında cihadi operasyonların yapılması için gerekli malzemelerin ve silahların alınması için kâfirlerin mallarını kullanır. Ey kâfirlerin yurtlarındaki muvahhidler! Ebu Cendel r.h gibi olun ve harbi kâfirlerin mallarını ya zorla ve kuvvetle ya da çalmak ve dolandırmak suretiyle almakta tereddüt etmeyin.

İmam İbn-i Teymiyye’nin -Allah O’na rahmet etsin- Darul harbe giren Müslümanlar hakkındaki şu sözünü iyice düşünün! “Aynı şekilde şayet onların şahıslarını veya çocuklarını kaçırırsa veya herhangi bir şekilde onlara zarar verirse, (bilsin ki) muhakkak ki harbi kâfirler ve malları Müslümanlar için mubahtır. Bunları meşru yollarla ele geçirirse onun mülkü olurlar. [Mecmu’l Fetava] İbn-i Teymiyye -Allah O’na rahmet etsin-, harbi kâfirlerin çocuklarını kaçırma hakkında sözleri bu ise mallarının çalınması hakkında sen daha ne söyleyebilirsin? Unutma ki; kâfirlerin İslam Devleti aleyhindeki savaşları, mal üzerine mebnidir. Niyetini halis kıl, Allah’a ﷻ tevekkül et, mallarını almak için hiç kimseyle istişare etme ve Allah’ın ﷻ bereketi üzere yürü! Kâfirlerin mallarını almak, onları zayıflatır, iktisadlarının güvenliğini tehdit eder, mü’minleri güçlendirir ve onları cesaretlendirip daha büyük eylemlere hazırlar. Bu, günümüzdeki terk edilen cihadın çeşitlerindendir. Bunu ancak bir grup Müslüman yapmaktadır. Onlar da pek azdır. Allah’tan mücahid kullarına fetihler vermesini ve muvahhidlerin kalplerini ferahlatmasını diliyoruz.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
8 ADET YORUM YAPILDI

Yasir kılınç12 Haziran 2019 / 23:05Cevapla

Selamun aleykum. Rabbim çalışmalarınızı daim etsin kolaylık versin. Rumiyah dergilerin birinde fey ve ganimetle alakalı bi yazı daha vardı . Kuyumcu resmi vardı üzerinde . Türkiye ile alakalı. Sizden ricam . Rumiyah dergilerine ulaşabileceğim bi link veya bi telegram adresi var mı. Birde devletin haberlerini paylaşan bi telegram linki var mı. Yardımcı olursanız çok memnun olurum. Allah razı olsun rabbim Sebat ve sabır versin. Selamun aleykum

    idrakmedya12 Haziran 2019 / 23:21Cevapla

    Ve aleykumselam ve rahmetullahi ve berakatuh Telegram üzerinden @MeydanMedya ve @Munasir_link adreslerinden İslam Devleti kaynaklarına ulaşabilirsiniz.

Abdullah13 Haziran 2019 / 02:59Cevapla

Hicret edemeyen nice muvahhid Devletten bu tür fetvalar bekliyor .Bu tür konularin devamini bekliyoruz insallah.

    Abdullah13 Haziran 2019 / 03:01Cevapla

    Selamunaleykum ve rahmetullah

Cundullah23 Haziran 2019 / 22:01Cevapla

Geri cvp geliyomu burdan

Cundullah24 Haziran 2019 / 01:51Cevapla

Abi senden cvp bekliyom ne olur bana bi donus yap insallah

    idrakmedya24 Haziran 2019 / 16:22Cevapla

    Bahsettiğiniz konu hakkında internet ortamından bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. Bilakis tanıdığınız müslüman kardeşler varsa Allah’ın izniyle onlar aracılığıyla mümkün olabilir.

Cundullah24 Haziran 2019 / 11:38Cevapla

Selamun aleykum kardeşim bana bi cvp atsan meail atyom yorum yapiyom gelmiyomu acaba

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA