İDRAK MEDYA

Hesap görücü olarak Allah yeter

Hesap görücü olarak Allah yeter
17 Kasım 2018 - 17:52

Hesap görücü olarak Allah yeter

Mü’minlerin Emiri Ebu Bekir El-Hüseyni El-Kureşi El-Bağdadi’nin -Allah ﷻ O’nu korusun- “Ve Sabredenleri Müjdele” başlıklı konuşmasını sizlerin okumasını kolaylaştırmak için konuşmayı parçalara ayırıp yeniden istifadenize sunuyoruz.

İman ve takva ehli olan Mücahidlerin katında zaferin veya yenilginin ölçüsü, bir şehre veya zorla alınmış bir beldeye bağlı değildir ve yaratılanın sahip olduğu hava üstünlüğüne, balistik füzelere, akıllı bombalara ve tabi olanların ve taraftarların çokluğuna da tabi değildir. Zira yeryüzü Allah’ındır ﷻ, kullarından dilediğini ona varis kılar. Rabbimizin ﷻ perçeminden tutup denetlemediği hiçbir şey yoktur. Her tebliğ eden, mücahid ve mümin istese de insanların çoğu müminler değillerdir.

Bilakis bu terazinin iki kefesi, kulun sahip olduğu; Rabbinin ﷻ sözüne yakinen inanmasına, din düşmanlarına karşı savaşta gerçek iradesi, imanı ve tevhidi üzerinde sebat etmesine ve bundan caymayıp vaz geçmemesine bağlıdır. İman ehli durumların değişmesini işte bununla tartar.

Ne zamanki dinlerinden, sabırlarından, düşmanlarına karşı cihaddan ve yaratıcılarının sözüne yakinen inanmalarından vazgeçseler yenilgiye uğrar ve zelil olurlar. Ne zaman da buna sımsıkı sarılsalar bir süre sonra olsa bile izzetli olur ve zafer elde ederler. Zira sonuç muttekilerindir.

Allah’ı ﷻ birledikten ve ona iman ettikten sonra bu dini aziz kılmanın savaşmaktan, onun yolunda şehid olmayı sevmekten ve her yerde mücrim kâfirler olan onun düşmanlarının burnunu yere sürtmekten başka bir yolu yoktur. İşte bununla din ikame edilir ve ümmet zafer kazanır.

Hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Rabbimiz ﷻ bazen mümin kullarına zaferle ihsanda bulunmakta, bazen de onları sınamakta ve kendisinin takdir ettiği ve bildiği bazı hikmetlerden dolayı bu nimetten onları mahrum edip imtihanın tadını onlara tattırmaktadır.
İbni Kayyim –Allah ﷻ ona rahmet etsin- bu hikmetlerden bir kaçını saymış ve şöyle demiştir:

“O hikmetlerden birisi; Sadık Müslümanın yalancı münafıktan ayrılmasıdır. Zira Allah Bedir gününde Müslümanlara düşmanlarına karşı zafer verince ve Müslümanlar meşhur olunca batınında onlarla beraber olmayanlar zahiren onlarla beraber İslam’a girdiler. Allah Azze ve Celle’nin hikmeti, kulları için müminle münafığı birbirinden ayıran bir imtihanı ortaya çıkarmayı gerektirdi. Bu gazve de –yani Uhud’da- münafıklar kafalarını çıkardılar ve önceden gizledikleri şeyleri konuştular. Onların göndermeleri açık bir şekilde beyan etmeye dönüştü. İnsanlar zahir bir taksimatla kâfir, mümin ve münafık diye kısımlara ayrıldılar. Müminler, kendi yurtlarında kendilerinden hiç ayrılmayan ve her daim onlarla beraber olan düşmanlarının olduğunu bildiler ve onlar için hazır olup tedbir alarak onlardan korundular.

Yine o hikmetlerden birisi; Şayet subhanehu ve teala müminlere devamlı yardım etse, her yerde onlara düşmanlarına karşı zafer verse ve otoriteyi ve düşmanlarını yenmeyi devamlı onların lehine kılsa onların nefisleri haddini aşar, kibirlenip böbürlenirdi. Şayet fethi ve zaferi onların önlerine serseydi rızkı onların önlerine serdiği halde oldukları gibi olurlardı. Onun kullarını ancak bolluk ve darlık, zorluk, rahatlı, sıkmak ve serbest bırakmak ıslah eder. Zira O ﷻ, hikmetine yakışır şekilde kullarının işlerini idare edendir. O ﷻ, onlardan haberdar olan ve onları görendir.

Yine o hikmetlerden birisi; Dostlarının ve taraftarlarının, bollukta da darlıkta da, sevdikleri hususlarda da hoşlarına gitmeyen hususlarda da ve zafer elde ettiklerinde de düşmanları onlara karşı zafer elde etse de kulluklarını ortaya çıkarmasıdır. Sevdikleri hususlarda da hoşlarına gitmeyen hususlarda da itaat ve kulluk üzere sebat ederlerse işte onlar gerçekten onun kullarıdır. Bolluk, nimet ve afiyet üzerindeyken tek bir taraf üzere Allah’a ibadet edenler gibi değillerdir.

Yine o hikmetlerden birisi; O ﷻ onları mağlup olmakla, bozguna uğramakla ve yenilgiyle imtihan edince ona boyun eğer ve itaat ederler. Bundan dolayı da O’nun ﷻ onlara izzet ve zafer bahşetmesini hak ederler. Zira zaferin bahşedilmesi zillet/güçsüz düşme ve boyun eğmeye sahip olmakla olur. Allah teala şöyle buyurmuştur: “Andolsun, siz güçsüz iken Allah size Bedir’de yardımıyla zafer verdi” (Ali-İmran 123) Yine şöyle buyurmuştur: “Huneyn gününde de size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat size hiçbir yarar sağlamamıştı” (Tevbe 25). Zira O ﷻ, kulunu izzetli kılmayı, durumunu iyileştirmeyi ve ona yardım etmeyi dilediği zaman, önce onu güçsüz ve önünde boyun eğer kılar. Onun işlerini düzeltmesi, onarması ve ona yardım etmesi, onun güçsüzlüğü ve Onun önünde boyun eğmesi oranında olur.

Yine o hikmetlerden birisi; Allah Subhaneh mümin kulları için, keramet yurdunda amellerinin kendisine ulaşamadığı, onlarında ancak zorluk ve imtihanla kendisine ulaşacakları yerler hazırladı ve onları ona ulaşmalarının sebeplerinden olan salih amellere muvaffak kıldığı gibi, onlara ona ulaşacakları imtihan ve zorluklardan oluşan sebepler nasip etti.

Yine o hikmetlerden birisi; Nefisler, sürekli olan afiyetten, zaferden ve refahtan azgınlığı ve dünyalığa bağlanmayı elde eder. Buda, onun Allah’a ﷻ ve ahiret yurduna giden yolundaki çabalamasından onu alıkoyan bir hastalıktır. Onun Rabbi, sahibi ve ona rahmet eden onun iyiliğini irade ederse ona kendisine giden bu önemli yoldan onu alıkoyan bu hastalığın ilacı olan imtihan ve dertleri nasip eder. Bu zorluk ve imtihan, hastaya rahatsız edici bir ilacı içiren ve ondan hastalıkları gidermek için ondan ona acı veren damarları kesen bir doktor konumundadır. Şayet o doktor onu olduğu hal üzere bıraksa hastalık ona galip gelir ve onun ölümü o hastalıktan olur.

Yine o hikmetlerden birisi; Şehitlik,  Allah ﷻ katında dostlarının en üst mertebelerindendir. Şehidler onun kullarında özel olanlar ve ona yaklaştırılmış olanlardır. Sıddıklık derecesinden sonra şehitlikten başka bir şey yoktur. O, kullarında kendi sevgisi ve rızası için kanları akıtılan ve O’nun sevgisini ve rızasını nefislerine tercih eden kullarından şehidler edinmeyi sever. Bu mertebeye ulaşmanın, düşmanın musallat olmasından oluşan buna götüren sebepleri takdir etmekten başka bir yolu yoktur” (Zadul-Mead 3/198) –Allah ﷻ ona rahmet etsin- Onun sözü bitti.

Ey ribat tutan ve cihad eden muvahhidler! Ey gurbet zamanında İslam’ın oğulları olanlar ve onun sancağını taşıyanlar! Kitabı kuvvetle alın, sorumlulukların kozunu tutun ve Peygamberleriz, Nebilerin ve Sıddıkların izini sürün; “Onlar (O peygamberler) Allah’ın risaletini tebliğ edenler, O’ndan içleri titreyerek korkanlar ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter” (Ahzab 39).

Rabbimiz ﷻ, aziz kitabında bizlere onların kıssalarından öğüt alınacak şeyler hikâye etmiş ve kendilerine tabi olmaları ve sıkıca sarılıp tuttukları şeylere sıkıca sarılmaları için Allah’ın ﷻ kendilerini hidayete erdirdiği kişilerin yolundan gidenleri teselli etmek için bize onların kavimlerinin hallerini ve onların sözlerini zikretti.

İşte bu, savaş ve rahmet nebisi olan değerli Peygamber sallallahu aleyhi ve selem, ardından gelenler onu takip etsinler ve onu kusursuz menheci ve Allah’ın ﷻ dosdoğru yolu üzerinde yürüsünler diye fedakârlık, tüm gücüyle çabalama ve feda olma hakkında ümmetine ciltlerce ciltler dolusu bilgiler öğretiyor ve peş peşe gelen nesillere bunları bahşediyor.

Zira onun yüzü yarılmış, ön dişleri kırılmış, amcası, sahabeleri ve sevdikleri öldürülmüş, ifk/iftira sahipleri ona eziyet etmiş ve onu ve değerli sahabelerin başına açlık ve sıkıntılar gelmişti. Öyle ki şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı ve Allah’ın ﷻ iman ve takva ehline taktir ettiği sıkıntı ve zorluklar hayatı ve daveti boyunca onların başına gelmişti.

Buhari, sahihinde Habbâb ibnu’l-Eret’ten –Allah ﷻ ondan razı olsun- rivayet etmiştir ki O şöyle demiştir:” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem Ka’be’nin gölgesinde kaftanını yastık ederek dayandığı bir sırada kendisine şikâyette bulunmuş ve şöyle demiştik: ‘Bizim için Allah’tan yardım dilemez misin? Bizim için dua edemez misin?’ Bunun üzerine O şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetler içinde öyle kişiler vardı ki, müşrikler tarafından yakalanır, onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi o çukurun içine gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, onun başı üzerine konulurdu da başı iki kısma ayrılırdı. Demir taraklar ile etinin ve kemiğinin altındakiler taranırdı da, bu işkenceler onu dîninden çevirmezdi. Allah’a ﷻ  yemîn ederim ki, bu iş, muhakkak surette kemâle erecektir. Hattâ o derecede ki, bir yolcu San’â’dan Hadramevt’e kadar gidecek de Allah’tan ve kurdun koyuna saldırmasından başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz”. (Buhari, ‘Dövülmeyi, öldürülmeyi ve horlanmayı küfre tercih eden kişi’ Babı 6943).

Medaric (isimli kitabın) sahibi şöyle dedi: “Doğru yolu arayan kişi, yoldaşları oldukça az olan bir yolda yürümeyi isteyerek insanların çoğunun kendisinden saptığı bir yolu aradığı için ve nefisler de yalnızlıktan ürkme ve ünsiyet kurma ile yoğrulduğu için Allah Subhanehu bu yoldaki yoldaşlara ve onların “Allah’ın ﷻ kendilerine nimet verdiği Peygamberler, Sıddıklar, Şehidler ve Salihler. Ne iyi yoldaştır onlar” olduklarına dikkat çekmiş ve yolu, o yolda yürüyenlerle ilişkilendirmiştir. Ki onlarda Allah’ın ﷻ kendilerine nimet verdiği kişilerdir. Böylelikle hidayeti ve bu yolda yürümeyi isteyen kişiden zamanının insanlarından ve türünün oğullarından ayrı kalmanın ürkekliği gider ve bu yoldaki yoldaşlarının Allah’ın ﷻ kendilerine nimet verdiği kişiler olduğunu bilir ve bu yoldan sapanlara zıt olmasına önem vermez.

Zira onlar sayı olarak çok olsalar da değer olarak en az olanlardır. Nitekim seleften bazıları şöyle demiştir: ‘Hak yola tabi ol ve o yolda yürüyenlerin azlığından dolayı ürkme. Batıl yoldan sakın ve helak olanların çokluğuna aldanma’. Tek oluşundan ürkünce önceki yoldaşlara bak ve onlara yetişmek için çabala ve onların dışındakilerden gözünü yum. Çünkü onlar, Allah’a ﷻ karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Yürüdüğün yolda seni çağırdıklarında onlara iltifat etme. Zira sen onlara iltifat ettiğinde onlar seni alıkoyar ve sana engel olurlar”. Onun sözü bitti.

Allah’ın ﷻ kendilerine nimet verdiklerine tabi olup onların izinden gidene müjdeler olsun, zira o, tebdil ve tağyir yapmadan havza ulaşıncaya kadar, onların karşılaştıklarıyla karşılaşır ve onların sabrettikleri gibi sabreder.
Ebul-Vefa b. Ukeyl –Allah ﷻ ona rahmet etsin- şöyle demiştir: “Zamanının insanlarından İslam’ın konumunu bilmek istersen onların cami kapılarındaki izdihamlarına veya Arafe’de ‘Lebbeyk’ diye bağırmalarına bakma. Bilakis onların şeriat düşmanlarına karşı savaşmalarına bakın”.

Necd davet imamı –Allah ﷻ ona rahmet etsin- şöyle demiştir: “Dinin tam olması ve cihadın ve İyiliği emredip kötülükten nehyetmenin bayrağının kaldırılması ancak Allah ﷻ için sevme, Allah ﷻ için buğzetme ve Allah ﷻ için düşmanlın yapma, Allah ﷻ için dostluk yapma ile mümkündür. Şayet insanlar, düşmanlık ve buğz olmaksızın sevgi ve tek bir yol üzere anlaşıyor olsalardı, hak ve batıl arasında, mümin ile kâfir arasında ve Rahman’ın dostlarıyla şeytanın dostları arasında bir ayrım olmazdı”. (Evseku Ural- İman 38) Onun sözü bitti.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
2 ADET YORUM YAPILDI

Ebu hamza17 Kasım 2018 / 22:44Cevapla

Allah onu korusun islam devletini izetlendirsin Allahumme Amin

Allah'a Teslim19 Kasım 2018 / 12:31Cevapla

Allah’a yürüyerek gidersek, O bize koşarak gelir.
Zorluklar bu yolda ecirden başka nedir?
Ölüme yürüsen de geri durma!
Muhakkak Allah kullarını görendir

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA