İDRAK MEDYA

Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü – 1

Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü – 1
03 Temmuz 2019 - 20:45

Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü – 1

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şaban 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü” isimli makalenin birinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

Yeryüzünün doğusunda ve batısında yaşlı, çocuk, kadın ve erkek Müslümanlar ölürken, müşrikler ve mürtedler Müslümanların beldelerine ve köylerine her türlü yıkıcı silahı üzerlerine yağdırarak musallat olmuşken kötü âlimler, sapıklık davetçileri ve demokrasi hiziplerinin tağutları, Mücahidlerin ellerinin ulaştığı müşrikler için ağlamakta ve haçlı dostlarına yapılan her saldırıdan beri olduklarını ilan etmektedirler.

Bunlar, İslam’ın bu amelleri helal görmediğini zan ederler ve bu operasyonları yapanları bu dini bozduklarıyla onları itham ederler. Hatta günahkâr dillerini ve necis kalemlerini, harbi kâfirlerin malları ve kanlarına masumiyet vermek için kullanırlar. Ve âlemlerin Rabbinin müşrikler hakkındaki hükmünü ikame eden seçkin Muvahhidleri kınarlar. Bu Muvahhidler, sadece sözleri ile değil bilakis eylemleri ile de tağutları ve dostlarını mahveden şer’i ahkâmları yeniden hayata geçirdiler. Bu mübarek operasyonlardan biri de; İslam Devleti askerlerinin Mısır ve Sina’da muharip Hristiyanlara yönelik yaptıkları operasyonlardır. Nitekim onları suikast ve saldırılar ile hedef aldılar ve kiliselerine ateş ve patlayıcılarla saldırdılar.

Onları kahrettiler ve onlarda derin yaralar bıraktılar. Onlara yapılan en son mübarek eylem, Mısır’ın güneyinde ve kuzeyinde, İskenderiye ve Tanta mıntıkasında bulunan en büyük kiliselerine 12 Recep 1438 Pazar günü bayram günlerinde eş zamanlı patlamalar ile saldırmalarıydı. Nitekim müşrik Hristiyanlardan ve mürted tağut askerlerinden olan dostlarından 200’den fazla ölü ve yaralı meydana geldi. Öncesinde de sonrasında da hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a ﷻ olsun. Bu kısa makalemizde, Mısır’daki Hristiyanların ırzları, malları, canları ve kiliseleri konusunda İslam’ın hükmüne ışık tutacağız. Ta ki yaşayan da bir delil üzere yaşasın ve helak olan da bir delil üzere helak olsun. Allah doğru yola iletendir.

Müşrikleri Bulduğunuz Yerde Öldürün…
Müşriklerde asıl olan kanlarının mubah olmasıdır. Çünkü Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Haram aylar çıkınca Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” [Tevbe, 5]

Allah’a ﷻ şirk koşmak kanı helal kılar. Allah’a ﷻ iman ise kanı masumlaştırır. Nitekim Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar, Allah’tan başka hak ilah yoktur deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Her kim Allah’tan başka hak ilah yoktur derse malını ve canını benden korumuş olur. İslam’ın hakları bundan müstesnadır. Onun hesabı ise Allah’a aittir.” [Muttefekun aleyhi]

Müşrikler kanlarını ancak zimmet, sözleşme veya eman akidleri ile masumlaştırabilirler. Onun kanını bu şekilde korumaya alması bu akidlerle oluşan arızi bir durumdur. Çünkü asıl olan kanlarının mubah olmasıdır. Sözleşmelerini bozmaları veya sözleşme veya eman sürelerinin dolması gibi akidleri zail olursa, kanlarında asıl olana dönülür ki; o da, kanlarının mubah olmasıdır. Ve bu konuda Müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf da yoktur.

Müşriklerin Kanları Ancak İman veya Eman ile Masumlaşır
Allah ﷻ, Mısır ve diğer Müslümanların beldelerinde yaşayan Hristiyanların, Müslümanların zimmetlerine girerek veya zelil bir şekilde cizye ödeyerek kanlarını koruyabilmelerini helal kılmıştır. Nitekim Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Rasûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” [Tevbe, 29]

Eğer bunu yaparlarsa kanları, malları ve ırzları masumlaşır. Ancak İslam’ın hakları bundan müstesnadır. Anlaşmalı, zimmet ehli ve eman verilmiş kâfirlerin kanlarının haram olduğuna dair naslar çoktur ve meşhurdur. Onlardan biri, Allah Rasûlü’nün ﷺ şu sözleridir: “Anlaşmalı bir kâfiri öldüren cennetin kokusunu alamaz. Hâlbuki cennetin kokusu, 40 yıllık mesafeden hissedilir.” [Buhari rivayet etti.] İmam Ahmed ve diğerlerinin rivayetinde şöyle geçer: “Her kim zimmet ehlinden birini öldürürse…” bir diğer delil ise Ömer’in r.h sözleridir.

Nitekim Ömer r.h Ebu Lu’lu’ tarafından vurulduktan sonra şöyle demiştir: “Ben, benden sonraki devlet başkanına: Allah’ın ﷻ zimmetiyle ve Rasûlünün ﷺ zimmetiyle Kitap ehline verilen taahhüdlerin onlara tastamam yerine getirilmesini, onların arkalarından haklarının korunması yolunda muharebe edilmesini ve onların ancak takat getirebilecekleri miktar cizye ile mükellef tutulmalarını vasiyet ediyorum.” [Buhari rivayet etti]

Bu hal üzere Allah’ın ﷻ dostlarının sünneti, faziletli asırlarda devam etti. Müslümanların zimmetlerine girenlere, Müslümanların onlara koştukları şartlara ve sözleşmelerine bağlı kaldıkları sürece onlara güvence verdiler. Sözleşmesini bozanlara ise Allah Rasûlünün ﷺ Yahudilere uyguladığı gibi onlara ne söz ne de eman vardır. Nitekim Allah Rasûlü ﷺ: “Herhangi bir şeyi gizlemeyeceklerine ve saklamayacaklarına dair onlara şart koştu. Eğer bunu yaparlarsa onlara ne zimmet vardır ne de masumluk vardır.” [İbn-i Hibban rivayet etti.]

Ne zaman onların maldan bir takım şeyleri gizledikleri Allah Rasûlüne ﷺ beyan olunca -ki o da Huyay bin Ahtab’a ait bir maldı- Allah Rasûlü ﷺ Ebi Hukayk’ın iki oğlunu öldürdü. Onlardan biri, Safiyye bint-i Huyay bin Ahtab’ın kocasıydı. Allah Rasûlü ﷺ, sözlerini bozdukları için onların zürriyetlerini ve kadınlarını köle aldı ve mallarını dağıttı. [İbn-i Hibban Sahih’inde ve Beyhaki Sünen’inde bunu rivayet etmiştir.]

Bir Müslümanın bir müşrike olan emanı, tüm Müslümanlar için bağlayıcıdır ve ellerini onlardan çekmeleri gerekir. Nitekim üzerinde ittifak edilen hadiste, Ali r.h dedi ki; Allah Rasûlü ﷺ dedi ki: “Müslümanların zimmeti birdir. En alttaki bile onu gözetir. Her kim bir Müslümanın verdiği emanı bozarsa Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir. Kıyamet gününde onun farz veya nafile hiç bir ibadeti kabul edilmeyecektir.” Aynı şekilde Ali’den r.h rivayet edilen hadiste Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Mü’minlerin kanları denktir. Başkalarına karşı onlar tek bir el gibidirler. En alt seviyede biri de olsa, emanlarını tanırlar. Haberiniz olsun! Bir Mü’min bir kâfire karşılık ve sözleşme sahibi (bir gayr-i müslim de) ahdi esnasında, kâfire karşılık (kısas yoluyla) öldürülmez.” [Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud ve Nesai rivayet etti.]

Mısır Hristiyanları, Muharip Kâfirlerdir
Bugün Mısır’da ikamet eden Hristiyanlar muharip kâfirlerdir. Muharip kâfir, zimmet ehli veya eman akdi olmayanlardır. İster savaşçı olsun ister olmasın, ister İslam dinini kötülesin ister kötülemesin, ister Müslümanların kanlarına ve mallarına tecavüz etsin ister etmesin fark etmez. Durum böyle olduğu halde, Mısır Hristiyanları tüm bu düşmanlıkları yapmış iken onların hali nasıl olur? Mısır Hristiyanları, Müslümanlar aleyhinde savaşmak için kullanılan silahı taşımaktadırlar. Hatta onlar, Hristiyanlardan Müslüman olanlara devam ettikleri düşmanlıkları sürecinde bu savaşa bizzat iştirak edenlerdir.

Şirke geri dönünceye kadar onları kaçırdılar, öldürdüler ve dinlerinde onları fitneye düşürdüler. Nitekim onların çoğu, tağutların şeriatını koruyan ve Müslümanlarla savaşan tağutun askerleri, istihbarat servislerinin çalışanları ve polisleridirler. Hatta onlar, Mısır’da tağut Sisi’nin en sadık destekçileri, en yakın dostları ve Müslümanlarla savaşında en vefakâr ortaklarıdırlar. Onlar, rahipleri ve keşişleri, en çok İslam’ın, Kur’an’ı Kerim’in ve Allah Rasûlü’nün ﷺ aleyhinde konuşanlardır. Onlar, Allah’ın ﷻ öldürülmesini emrettiği küfrün önderleridir. Nitekim Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarını öldürün. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.” [Tevbe, 12]

Onlar da Onlardandır…
Mısır Hristiyanları dâhil olmak üzere Muharip Hristiyanların genel olarak kanlarının helal olmasıyla beraber onlardan hedef alınanlar savaşabilenleridir. Savaşabilenler demek, hakikatte silah taşımasa bile silah taşıyabilecek kudrette olan veya savaşanlara görüş ve istişaresi ile destek olanlardır. Ancak normal olarak kadın, çocuk, yaşlı, zayıf gibi silah taşıyamayanlar ise asıl itibari ile öldürülmez köle alınırlar. Buna rağmen şirkleri üzere kaldıkları için kanlarının herhangi bir masumiyeti yoktur. Çocuklar babalarına tabidirler. Bunlardan silah taşıyanlar, çocuk veya kadın bile olsa öldürülürler.

Savaşa görüş veya istişaresi ile bile olsa destek verenler yaşlı ve zayıf bile olsa öldürülürler. Çünkü Nebi ﷺ Huneyn’den sonra Dureyd bin Samme’nin öldürülmesini ikrar etmişti. Nitekim Dureyd, savaşa güç yetirmeyen yaşlı bir adamdı. Lakin kavmi içinde görüş ve istişare sahibiydi. Bu kıssa, sahihayn ve diğer sünen kitaplarında mevcuttur. Hristiyanların kadınlarından ve çocuklarından savaşçı olmayanlarının hedef alınmadan yanlışlıkla öldürülenlerin kanı, savaşçı olanların kanı gibi hederdir. Çünkü bunların kanı, İslam veya sözleşme ile masum kılınanlar gibi değildir. İşte bu şekilde İmam Buhari Allah ona rahmet etsin kitabında; “Evlere yapılan gece baskınlarında isabet alan çocuklar ve zürriyetler konusu” başlığı ile konu açmış ve Sa’b bin Cessame hadisini rivayet etmiştir.

Nitekim Sa’b şöyle dedi: “Allah Rasûlü’ne ﷺ, gece baskınlarında isabet alan müşriklerin kadınları ve zürriyetleri soruldu. Allah Rasûlü ﷺ dedi ki; “Onlar da onlardandır.” [Muttefekun aleyhi] Kadın ve çocuklar, saldırılarda direk hedef alınmadan öldürülebilirler. Örneğin Mücahidlerin, savaşçıları diğerlerinden ayırt etmelerinin güçleştiği gece baskınlarında bunları direk hedef almadan öldürmeleri caizdir. Aynı şekilde füze, havan, patlayıcı kemer ve bombalı araç gibi genele zarar veren silahlarla kadın ve çocukların, savaşçıların içlerine karıştığı bir yerde direkt hedef alınmadan öldürülmeleri de caizdir.

Bu tür silahlarla hedef alınmalarının caizliğinin delili ise, Allah Rasûlü’nün ﷺ Taif ehlini mancınıklarla hedef almasıdır. Nitekim Allah Rasûlünün ﷺ mancınıklarla hedef aldığı Taif ehlinin bulunduğu kale içinde, öldürülmesi kastedilmeyen kişiler, savaşçılarla iç içeydiler ve ayırt edilmeleri mümkün değildi. Aynı şekilde Amr bin el-As, İskenderiye ehlini mancınıklarla hedef almıştı. İmam Begavi gece baskınları konusunda dedi ki; “Bunda, şirk ehlinin içlerinde zürriyetleri ve kadınları bile olsa gece baskınları gibi gaflet anlarında öldürülmelerinin caizliğine dair bir delil vardır. Kadın ve çocuklarının öldürülmelerinin nehyedilmesi, ayırt edilmelerinin mümkün olduğu durumlar içindir.

Aynı şekilde eğer kale içerisinde iseler mancınıkla hedef alınmaları, ateş ile onlara atış yapılması veya su ile boğulmaları caizdir. Allah Rasûlü ﷺ taif ehlini mancınık ile hedef almıştır. Ben-i Mustalık’a iki defa baskın düzenlemiştir. Ve gece baskınlarını ve yakmayı emretmiştir. [Şerhu’s Sunne]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA