İDRAK MEDYA

Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü – 2

Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü – 2
05 Temmuz 2019 - 20:45

Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü – 2

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şaban 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Muharip Hristiyanların Hedef Alınmasının Hükmü” isimli makalenin ikinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

Küfrün Önderlerini Öldürün…
Aynı şekilde ruhbanlar için asıl olan, elimizi onlardan çekmemizdir. Çünkü Ebubekir r.h Yezid bin Ebi Süfyan’a şöyle demiştir: “Muhakkak ki sen, Allah ﷻ için nefislerini bir yere kapattıklarını zannedenleri bulacaksın. Onları, nefislerini kendisi için hapsettiklerini zannettikleri şey ile bırak.” [Malik rivayet etti.] Onlara öldürülme hükmü vermek, kavimleri arasındaki duruşlarına göre değişir. Eğer onlar, kavimlerinden uzaklaşmış ve mabedlerine çekilmiş, onların yerleşim yerlerine girmiyor ve onlara görüş ile destek olmuyorlar ise, onlar bu halde oldukları sürece kendi hallerine bırakılırlar.

Ancak onlardan herkim onların içine karışıyor, batıl dinlerine davet ediyor, onlara nasihat ediyor veya onunla istişare ediliyorsa, bu haldeki rahiplerin hükmü diğer savaşçılardan farklı değildir. Hatta bunlar, diğer savaşçılardan küfür ve bozgunculukta daha şiddetlidir. İşte bu şekilde İslam âlimleri, insanlardan ayrılıp mabedlerine çekilen ruhbanlar ile kiliseleri ayakta tutan papazların arasını ayırmışlardır. Kiliseleri ayakta tutan papazlar öldürülür ve köle alınırlar lakin insanlardan uzaklaşıp mabedlerine çekilen ruhbanlar öldürülmez ve köle alınmazlar. Bununla beraber bu ruhbanların kanlarının herhangi bir masumiyeti de yoktur. Çünkü onlar, küfür ve şirk üzereler. Bundan dolayı, Mısır gibi muharip Hristiyanların kiliselerini ayakta tutan papazların öldürülme ve eziyet verilmeleri ile Allah’a ﷻ yakınlaşılır.

Hatta bunlar, küfrün elebaşlarıdırlar. Bunlar, Allah’ın ﷻ haklarında: “onlar, rahiplerini ve bilginlerini Allah’ın dışında rabler edindiler” [Tevbe, 31] dediği Allah’ın ﷻ dışında kendilerine ibadet edilen tağutlardır. Allah’ın ﷻ izni ile onları öldürmekte büyük ecirler ve sevaplar vardır. İmam İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi: “Âlimlerin, öldürülmesi ve kendilerinden cizye alınması konusunda tartıştıkları ruhbanlar, Allah Rasûlünün ﷺ halifesi Ebubekir es-Sıddık’tan r.h rivayet edilen hadiste zikredilenlerdir. Nitekim Ebubekir r.h Yezid bin Ebi Süfyan’ı Şam’ı fethetmeye emir olarak gönderirken ona yaptığı vasiyette şöyle dedi: “Muhakkak ki sen, Allah ﷻ için nefislerini mabedlere kapatanları bulacaksın. Onları, nefislerini kendisi için hapsettikleri şey ile bırak. Akıllarına danışılan bir kavme de rast geleceksin, kendilerine danışılan kafaları vurun. Çünkü Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Küfrün elebaşlarını öldürün. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.” [Tevbe, 12] …

Ancak savaşta görüşüne başvurulma, kışkırtma gibi eliyle veya diliyle dindaşlarına yardım eden rahipler, âlimlerin ittifakı ile mabedinde yalnız bile olsa güç yetirildiğinde öldürülürler veya cizye alınırlar. …Halkını Allah’ın ﷻ dininden alıkoyan, insanların mallarını batıl yollarla yiyen, Allah’ın ﷻ dışında rabler edinmeye razı olan küfrün önderlerinin öldürülmeyeceğini veya dinde zarar açısından onlardan daha az zararlı ve mal olarak onlardan daha az mal sahibi olan genel halktan cizye alınmasına rağmen bunlardan cizye alınmayacağını hiçbir âlim söyler mi? Ne söylediğini bilen biri bunu söylemez. Ancak şüphe, Rahip kelimesinin genel ve özel anlamının ne olduğundadır.” [Mecmuu’l Fetava]

Nihayet Onları Çökertip Etkisiz Hâle Getirdiğinizde Bağı Sıkı Bağlayın…
Muharip Hristiyanların kanlarının mubah olduğunu bildikten sonra bildik ki; onların cariye ve köle alınmaları da mubahtır. Aynı şekilde onları çökertip etkisiz hâle getirdikten sonra, esir alınmaları, diğer esirlerle takas yapılmaları veya fidye karşılığında serbest bırakılmaları da caizdir. Çünkü Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur.” [Muhammed, 4]

Mısır ve diğer küfür diyarlarındaki Müslümanlar, onları çökertip etkisiz hâle getirdikten sonra Hristiyanların küçüklerini ve büyüklerini, kadınlarını ve erkeklerini esir alabilirler ve tağutların hapishanelerinde esir olan Müslüman kardeşleri ile onları takas yapabilirler. Çünkü Hristiyanların canları tağutların yanında değerli ve önemlidir. Onların arkasında haçlı ülkeler bulunmaktadır. Onları talep eder ve onları savunurlar. Aynı şekilde onları fidye karşılığında da salabilirler. Lakin Müslüman esirlerle takas yapmaları daha faziletlidir. Eğer Müslümanlar için bir maslahat olacaklarını düşünürler ise onlara minnet ederek karşılıksız olarak da salabilirler.

Mısırdaki Hristiyanların Elinde Bulunan Kiliselerin Yıkılması
Hristiyanların kiliselerinin haddi zatında herhangi bir hürmeti yoktur. Çünkü bu mekânlarda Allah’a ﷻ küfredilmekte ve ona şirk koşulmaktadır. İmam İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- Hristiyanların kiliseleri hakkında şöyle dedi: “Oralar Allah’ın ﷻ evleri değildir. Allah’ın ﷻ evleri sadece mescidlerdir. Bilakis kiliseler, içinde Allah ﷻ zikredilse de asıl itibari ile Allah’a ﷻ küfredilen mekânlardır. Evler, ehlinin menzilesindedirler. Kilisenin ehli kâfirlerdir. Oralar, kâfirlerin ibadet ettikleri evlerdir. [Mecmuu’l Fetava]

Yine İbn-i Teymiyye şöyle dedi: “Her kim kiliselerin Allah’ın ﷻ evleri olduğuna veya oralarda Allah’a ﷻ ibadet edildiğine yahut Yahudi ve Hristiyanların yaptıklarının Allah’a ﷻ ibadet ve Rasûlüne ﷺ itaat olduğuna itikat ederse veya o bunu sever ve buna razı olursa o kâfirdir. Çünkü bu inanç ve davranış, onların dinlerinin doğru olduğu inancını içerir. Bu da küfürdür. Veya kiliselerin açılmasında ve dinlerinin ikamesinde onlara yardım eder veya bunun Allah’a ﷻ yakınlaşma ve itaat olduğuna itikad ederse o kâfirdir. Çünkü bu, dinlerinin sahih olduğu inancını içerir.” [Mecmuu’l Fetava]

Müslümanların onlardan zorla aldıkları her toprak parçasında, Müslümanlar onlara kiliselerinde belli bir dönem ibadet izni verseler de oradaki kiliseleri yıkabilir veya ele geçirebilirler. Kiliselerinin kalması üzerine onlarla yapılan anlaşmalarda, sözleşmelerine vefalı kalmalarına bağlıdır. Eğer anlaşmalarını bozarlarsa kiliselerine karışmanın haramlığı biter ve Müslümanlar oraları yıkabilir veya kaldırabilirler. Çünkü yıkılmalarının haram olmaları sözleşmeye bağlıdır kiliselere değil. Sözleşmenin bitmesi veya bozulması halinde ise artık herhangi bir haramlıkları kalmamaktadır.

İmam İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- şöyle demektedir: “Müslümanlar, Ömer bin Abdulaziz ve diğer halifeler döneminde zorla ele geçirdikleri topraklarda Hristiyanlardan cizye alıp kiliselerine belli bir dönem müsaade ettikten sonra çok sayıda kiliselerine el koydular. Müslümanlardan hiçbiri de bunu inkâr etmedi. Bilindi ki; eğer Müslümanlara bir zarar gelmeyecekse zorla ele geçirilen topraklardaki kiliselerin yıkılması caizdir. Onlardan yüz çevirenlerin yüz çevirmeleri, Müslümanların azlığı gibi nedenlerdendir. Nitekim Allah Rasûlü ﷺ Yahudileri sürgün etmekten yüz çevirmişti. Ta ki; Ömer bin Hattap r.h onları sürgün etti.” [Mecmuu’l Fetava]

Hristiyanlarla herhangi bir sözleşmenin olmayışı veya onlar tarafından sözleşmelerin bozulmasından sonra kiliselerinin yıkılması, tahrip edilmesi veya ganimet alınmasının haramlığı ortadan kalkınca, onların bu kiliseleri, Müslümanlar için helal olan diğer malları gibi olurlar. İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- söyle dedi: “Zorla alınan topraklardaki kiliselerden ziyade, anlaşmalarını bozmaları halinde daha önce anlaşma yapılmış kiliselerin bile alınması caizdir. Nitekim Allah Rasûlü ﷺ. anlaşmalarını bozduklarında Kurayza ve Nadir Yahudilerinin ellerindekini almıştı. Sözünü bozanlar asli kâfirlerden daha kötü bir durumdadırlar.” [Meseletun Fi’l Kenais] Allah Rasûlü ﷺ ve sahabeleri, Hayber gazvesinde olduğu gibi müşriklerin evlerini yıkmış ve mallarını telef etmişlerdi. Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de Mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.” [Haşr, 2] Ve şöyle buyurmaktadır: “Hurma ağaçlarından her neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik bırakmışsanız, (bu) Allah’ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.” [Haşr, 5]

İmam Şafi -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi: “Kâfirler Müslüman olana veya cizye verene kadar Müslümanların kâfirlerin mallarını yakmaları veya harap etmeleri haram değildir. Taşınabilir bir menkul ellerine geçince bunu yakmaları caiz değildir. Çünkü bu mal artık Müslümanlarındır. Taşınabilir malların dışında taşınamayan gayrı menkuller ise yakılabilir. [El-Umm] Onların kiliseleri gibi genel olan malları, yakılıp yıkılması daha evladır. Çünkü bunlar birinin malı değildir. Kiliseleri yıkım ve tahrip ile hedef alınması meşru bir ameldir. Ve bu amelle Allah’a ﷻ yakınlaşmak caizdir.

Onlarla savaşın ki Allah ﷻ sizin elinizle onları azaplandırsın…
Hulasa; içinde Mısır Hristiyanlarının da bulunduğu muharip Hristiyanların kanları, malları ve ırzları haram değildir. Çünkü bunlar muhariptirler, zimmet ehli değillerdir. Onlardan öldürülenlerin kanları hederdir. Malları Müslümanlar için helaldir. Bu saldırılarla öldürülmesi kast edilmeyen kişilere eziyet ulaşsa bile, onları kahreden en büyük şey, Allah’a ﷻ şirk koşmadan iman edene ve zelil bir şekilde cizye verene kadar onların savaşçılarını, özellikle de onlardan olan tağutlarını ve küfrün önderlerini öldürüp onlara eziyet etmek, kiliselerini ve manastırlarını yıkmak ve tahrip etmektir. Allah ﷻ en doğrusunu bilendir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA