İDRAK MEDYA

Münafıkların Özellikleri

Münafıkların Özellikleri
28 Haziran 2019 - 20:45

Münafıkların Özellikleri

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Zilhicce 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Münafıkların Özellikleri” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Hamd Allah’adır. O’na hamdeder, O’ndan istiğfar diler ve nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden O’na sığınırız. Allah ﷻ kimi hidayete erdirirse onu saptıracak kimse yoktur. Kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek kimse yoktur. Allah’tan başka hak ilahın olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahidlik ederim.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.” [Al-i İmran, 102] “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.” [Nisa, 1] “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederse, muhakkak büyük bir kurtuluşa ermiştir.” [Ahzap, 70-71]

Bundan sonra; Nifak, kişi onunla dolu olduğu halde farkına varmadığı gizli ve devasız bir hastalıktır. Nifak, insanlara gizli kalan bir durumdur. Ona bulaşanlara bile çoğu zaman gizli kalır. Münafık, ifsat edici olduğu halde ıslah edici olduğunu zanneder. Nifak iki çeşittir. Büyük nifak ve küçük nifak.

Büyük Nifak: cehennemin en alt tabakasında ebedi olarak kalmayı gerektirir. Bu da; Müslümanlara Allah’a ﷻ, meleklerine, kitaplarına, Rasûllerine, ahiret gününe ve bunun benzeri inanılması gereken şeylere iman ettiğini açığa vurup kalbinde ise bunlardan ayrılıp bunları yalanlamasıdır. Allah’ın ﷻ konuşup ve bu konuşmalarını insanlar için Rasûl kıldığı bir kişiye indirdiğine iman etmiyorlar. Bu Rasûl, O’nun ﷻ izni ile insanları hidayete çağırıyor, insanları O’nun ﷻ azabına karşı uyarıyor ve onları O’nun ﷻ azabıyla korkutuyor.

Allah ﷻ münafıkların perdelerini yırttı ve Kur’an-ı Kerim’de gizli hallerini ortaya koydu. Allah ﷻ, kullarının nifaka ve nifak ehline karşı dikkatli olmaları için münafıkların durumlarını onlar için açığa çıkarttı. Allah ﷻ yeryüzündeki üç taifeyi; Mü’minler, kâfirler ve münafıkları Bakara suresinin başında zikretti. Mü’minler hakkında dört ayet zikretti. Kâfirler hakkında iki ayet zikretti. Münafıklar çokluğu, onlarla imtihanın genel olmasından ve İslam’a ve Müslümanlara karşı fitnelerinin şiddetinden ötürü ise onlar hakkında on üç ayet zikretti.

İslam’ın onlardan kaynaklanın musibetleri gerçekten de çok şiddetlidir. Çünkü onlar kendilerini İslam’a, İslam’ın zaferine ve dostluğuna nispet etmektedirler. Lakin onlar hakikatinde İslam’ın düşmanıdırlar. Hakikatinde cehalet ve ifsadın doruğu olan lakin cahillerin ilim ve ıslah zannettiği her şekilde düşmanlıklarını dışarıya çıkartıyorlar. Allah ﷻ için siz söyleyin! Münafıklar, İslam’ın kaç kalesini yıktılar? İslam’ın kaç sığınağını kökünden kazıyıp yerle bir ettiler? İslam’ın kaç şiarını sildiler? İslam’ın yükseltilmiş kaç bayrağını yere indirdiler? Kaç şüphe kazmasıyla fidanlarının köklerini çıkarmak için vurdular? Kaç kaynağının gözlerini, gömmek ve önünü kesmek için körelttiler. İslam’ın ve ehlinin hala da onlardan ötürü başı sıkıntıda ve derttedir. Hala da bölük bölük şüpheleri ardı ardına gelmektedir ve onlar bununla kendilerinin ıslah edenler olduklarını zannetmektedirler.

“İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.” [Bakara, 12] “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” [Saff, 8] Onlar vahiyden ayrılma üzere ittifak ettiler. Onlar vahiy ile hidayet bulmayı terk etme üzerinde ittifak etmişler. “(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.” [Mü’minun, 53] “Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.” [Enam, 112] Bundan ötürü “bu Kur’an’ı büsbütün terkettiler.” [Furkan, 30]

İmanın şiarları kalplerine okundu lakin onu tanıyamadılar. İman akademileri yanlarında yok edildi lakin onu imar etmediler. İmanın parlak yıldızları kalplerinde söndü lakin onu diriltmediler. İmanın güneşi karanlık görüşlerinin ve düşüncelerinin toplantılarında karardı lakin onlar bunu görmediler. Allah’ın Rasûlünü ﷺ kendisiyle gönderdiği hidayetini kabul etmediler ve onun için başlarını kaldırmadılar. Allah’ın ﷻ hidayetinden yüz çevirip kendi görüşlerine ve düşüncelerine dönmekte bir sakınca görmediler. Vahyin naslarını hakikat otoritesinden çıkardılar ve yakînin egemenliğinden azlettiler. Ona batıl tevillerle saldırdılar. Hala da onlardan tuzak üstüne tuzak çıkmaktadır. Bu vahiy onların üzerine cimri bir kavmin yanına varan misafirler gibi indi. Öyle ki; onu kabul ve ikrama layık olmayan bir şekilde kabul ettiler.

MÜNAFIKLAR, KAFİRLER VASITASIYLA İZZET ARARKEN İFŞA OLDULAR

Onu, kalpten bir itme ve kaba bir şekilde uzaktan karşıladılar. Ve şöyle dediler: “Senin için bizim yanımızda bir geçit yoktur. Eğer geçmen kaçınılmaz ise de ancak atlayarak geçebilirsin. Onu defetmek için sayıların ve kanunların çeşitlerini hazırlayın.” Ve şöyle dediler: “yakîn olarak bize bir fayda sağlamayan lafızların zahirinden bize ne.” Avamları ise şöyle dedi: “Sonradan gelen haleflerimizi üzerinde bulduğumuz yol bize yeterlidir. Onlar, bu konuda geçmiş seleften daha bilgilidir. Delil ve burhanın yollarında daha doğrudurlar. Masumluk ve kalp selameti onlara galebe çalmıştır. Hata kaidelerini hazırlamaya koyulmadılar.

Lakin gayretlerini emrolundukları şeyi yapmaya ve mahzur olan şeylerden sakınmaya sarfettiler. Sonradan gelenlerin yolları daha bilgili ve daha katidir. Geçmiş selefin yolları daha cahil lakin daha sağlamdır.” Kur’an ve sünnetin naslarını, ismi, sikkelerin üzerinde yazılı olan ve hutbelerde minberlerin üzerinde yükseltilen bu zamanın halifesinin menzilesine indirdiler. İcra edilen hükümler Allah’ın ﷻ hükümlerinin dışındakilerindir. O’nun ﷻ hükümleri kabul edilmiyor ve işitilmiyor. Onlar, iman ehlinin elbisesini, sapıklık, ziyan, kin ve nankörlük ehlinin kalplerinin üzerine giydiler.

Görünüşleri Ensarların görünüşüne benzemektedir lakin kalpleri kâfirlere meyletmektedir. Dilleri Müslümanların dilleridir lakin kalpleri harbi kâfirlerin kalbidir. Ve şöyle derler; “‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ hâlbuki inanmış değillerdir.” [Bakara, 8] Sermayeleri aldatma ve tuzaktır. Malları yalan ve ihanettir. Onların yaşam zihniyetine göre her iki grup onlardan razı ve aralarında güven içerisindedirler. “Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.” [Bakara, 9]

Şüphe ve şehvet hastalıkları kalplerini bitkin düşürdü ta ki helak etti. Kötü maksatlar niyetleri ve iradelerine galebe çaldı ta ki onları ifsat etti. Fesatları bazen onları helake sürükledi. Öyle ki; bilgili doktorlar bile onları tedavi etmekte aciz kaldılar. “Kalplerinde (nifaktan kaynaklanan) bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlara elem dolu bir azap vardır.” [Bakara, 10] Şüphe pençelerini imanının yüzeyine asan, onu paramparça etmiştir. Fitnelerin kıvılcımlarını kalbine asan, onu yakıcı bir azaba sürükler. Hakikati örten şüphelerin kulaklarına girdiği kişiler, kalpleri ile tasdik arasına bir perde girmiştir. Yeryüzündeki fesatları çoktur ve insanların çoğu bundan gafildir. “Bunlara, ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz!’ derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.” [Bakara, 11-12]

Onlara göre, Kur’an ve sünnete sarılanlar zahir ehlidirler ve akıldan nasipleri çok azdır. Onlara göre, naslarla dönüp dolaşanlar kitap yüklü eşeklerdir. Onların gayreti nakledilen şeyleri taşımaktır. Onlara göre, vahiy tacirlerinin ürünleri satılamayan ürünlerdir ve onların yanında bunlar geçerli de değildir. Onlara göre vahye tabi olanlar sefihlerdir. Onlar meclislerinde ve tenha yerlerde bunları kötülerler. “Onlara, ‘İnsanların iman ettikleri gibi siz de iman edin’ denildiğinde ise, ‘Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?’ derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.” [Bakara, 13]

Onların iki yüzü vardır. Bir yüzleri ile Müslümanları karşılarlar. Diğer yüzleri ile de inkârcı kardeşlerine giderler. Onların iki dilleri vardır. Bir tanesini Müslümanlar zahirinde olduğu gibi kabul ederler. Diğeriyle de gizledikleri sırlarını tercüme ederler. “İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İman ettik” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.” [Bakara, 14]

Kur’an ve sünnetin ehliyle alay edip küçükseyerek Kur’an ve sünnetten yüz çevirdiler. Kibir eserleri artırmaktan başka bir faydası olmayan yanlarındaki ilim ile sevinç duyup iki vahyin hükümlerine boyun eğmekten imtina ettiler. Onları sürekli olarak, açık vahye yapışanlarla alay ettiklerini görürsün. “(Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.” [Bakara, 15]

Karanlık denizlerde elde edilmesi mümkün olmayan ticaretleri elde etmek için yola çıktılar. Hayal dalgalarında giden şüphe bineklerine bindiler. Fırtınalı rüzgârlar gemileri ile oynadı ve helak olanların gemilerinin arasına kattı. “İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş; hidayeti de bulmamışlardır.” [Bakara, 16] İman ateşi onlar için karanlığı aydınlattı ve onun ışığında hidayeti ve sapıklığı gördüler. Daha sonra bu ışık söndü ve onlar için tutuşan alevli bir ateş kaldı. Onlar bu ateş ile azaplanırlar ve bu karanlıklarda bocalayıp dururlar. “Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.” [Bakara, 17]

Ağır davranmaları kalp kulaklarını ağırlaştırmıştır. İman çağrıcısını işitmiyorlar. Basiret gözlerinin üzerinde körlük perdesi vardır. Öyle ki, Kur’an’ın hakikatlerini görmüyorlar. Dilleri bu sebeple hakkı söylemeye karşı dilsizdir. Onlar dilleri ile hakkı söylemiyorlar. “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu sebeple onlar (hakka) dönmezler.” [Bakara, 18] Onların üzerine, içinde kalplerin ve ruhların hayatı olan vahyin yağmuru yağdı. Lakin onlar, bundan ancak tehdit ve korkutma seslerini ve sabah akşam görevlendirildikleri sorumlulukların dışında başka bir şey işitmediler. Parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar, elbiselerine gömülüp kaçmaya koyulurlar. Peşlerine düşülür, arkalarından seslenilerek herkesin gözü önünde teşhir edilirler. Görmek isteyenler için halleri ortaya konulur. Bu iki grubun hali, bakanlar ve taklit edenler olmak üzere iki örnekle anlatılır.

Denildi ki: “Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.” [Bakara, 19] Yağmur bulutundaki nurun parlaklığından ve manalarının ışığından basiret gözleri zayıflamıştır. Kulakları, Allah’ın ﷻ tehdit, emir ve nehiylerinin sesini işitmekten acizdir. Bunun yanında şaşkınlık vadisinde şaşırmış olarak kalktılar. İşitenler onu işitmeleriyle faydalanmıyorlar, görenler de onu görmekle yollarını bulamıyorlar. “Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Bakara, 20] Münafıkların Kur’an ve sünnette açıklanan, kendisi ile tanınan alametleri vardır. İman basiretine sahip olanlardan bunları düşünenlere bu alametler açıktır.

Onlar riyakârdırlar. Riya, insanın yaptığı en çirkin amellerdendir. Emrolundukları Rahman’ın emirlerine karşı tembeldirler. Bundan dolayı ihlas, onlara ağır gelmektedir. “Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” [Nisa, 142] Münafıklar, iki sürü arasında kalmış kararsız koyun gibidirler. Bir o sürüye geçerler bir diğer sürüye. Hiç bir tarafta durup karar kılmazlar. Sürekli iki taraf arasında dururlar, hangisinin daha güçlü ve daha izzetli olduğunu gözetlerler. “Onların arasında (küfür ile iman) bocalayıp dururlar; ne onlara, ne de bunlara bağlanırlar, Allah’ın şaşırttığı kimseye artık asla bir çıkar yol bulamazsın.” [Nisa, 143]

Münafıklar, Kur’an ve sünnet ehlinin başına belanın gelmesini gözetleyip dururlar. Eğer onlara Allah’tan ﷻ bir fetih nasip olsa ‘sizinle beraber değil miydik?’ derler ve bu hususta bütün güçleriyle yeminler ederler. Şayet Kitap ve sünnetin düşmanlarına bir zafer nasip olursa, derler ki; “Kardeşlik bağının aramızda kesin bir şekilde karar kılındığını, aramızdaki akrabalık bağının yakın olduğunu bilmiyor musunuz?” derler. Ey onları tanımak isteyenler! Onların özelliklerini âlemlerin Rabbinin kelamından öğrenin. Ondan sonra başka bir delile ihtiyaç duymazsınız. “Münafıklar sizi gözetleyip dururlar; eğer size Allah’tan bir zafer nasip olursa, sizinle beraber değil miydik? Derler. Kâfirlerin zaferden bir nasipleri olursa bu seferde onlara, sizi mü’minlerden korumadık mı? Derler. Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükmedecektir ve kâfirler için mü’minler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.” [Nisa, 141]

Tatlı dilleri ve yumuşak konuşmalarından dolayı sözleri, dinleyenlerin hoşuna gider. Kalbindeki yalanlarına Allah’ı ﷻ şahit tutarlar. Hakka karşı uyuduğunu ve batıla karşı ise öne atıldığını görürsün. El-Kuddus ve esSelam’ın sözlerinden onların özelliklerini al. “İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.” [Bakara, 204] Münafıkların kendi tabilerine emrettikleri emirler, kulların ve beldelerin fesadını içerir. Nehiyleri ise, onların dünya ve ahiretteki menfaatleri olan şeyleri içerir. Onlardan bazılarına, iman ehli toplumunun namaz, zikir, zühd ve çalışmalarında rast gelirsin.

“O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.” [Bakara, 205] Bunlar aynı cinstendirler ve hepsi de birbirine benzer. Kötülüğü işledikten sonra onu emrederler, iyiliği terk ettikten sonra da onu nehyederler. Allah ﷻ yolunda mal harcamada ve onun rızasını kazanmak için infak etmede cimri davranırlar.

Allah ﷻ, defalarca onlara nimetlerini hatırlatmış lakin onlar onun zikrinden yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardır. Onlardan sakınmaları için onların durumlarını mü’min kullarına defalarca kez bildirmiştir. O halde dinleyin ey mü’minler! “Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fasıkların ta kendileridir.” [Tevbe, 67]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA