İDRAK MEDYA

Nebevi Devlet (İkinci Bölüm) – 1

Nebevi Devlet (İkinci Bölüm) – 1
21 Ağustos 2019 - 18:51

Nebevi Devlet (İkinci Bölüm) – 1

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Recep 1437 tarihinde, Konstantiniyye dergisinde yayımlanan “Nebevi Devlet” isimli makalenin ikinci bölümünün birinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

Yeni kurulan nübüvvet devleti öldürücü bir fakirlik hali yaşıyordu ve bundan küçük-büyük hiç kimse istisna değildi. Sahih’te Eyyub, Muhammed’den şöyle dediğini nakletmiştir: “Biz Ebu Hureyre’nin r.h yanındaydık. Onun üzerinde iki keten elbise vardı. Onlardan birisiyle burnunu sildi ve şöyle dedi: Peh, peh (ne hoş) artık Ebu Hureyre burnunu keten beziyle siliyor. Ben kendimi, mescidde Rasûlullah’ın ﷺ minberi ile Hz. Aişe’nin r.h hücresi arasında, secde eder gibi yere kapanmış görür gibiyim. O anda birisi yanıma gelseydi, beni saralı (deli) zannedip, ayağını boynumun üzerine koyacaktı. Hâlbuki ben deli ve saralı değildim, benim o halim açlıktan dolayı idi.” (Buhari, Hadis No:7324.)

Bunlar, Allah Rasûlü’nün ﷺ mescidinin onurlu ziyaretçileri. Tüm sahabeler onları açlığın şiddetinden ve kasvetinden yere yığılırlarken görüyor. Hiç kimse bir şey yapamıyor. Ebu Hureyre r.h sahihte şöyle demektedir: “Yoksullara en iyi davranan kimse Cafer bin Ebi Talib idi. Devamlı bizi alır ve evinde ne varsa bizi onla doyururdu. Hatta bize içi boş olduğu halde yağ kabını (deriden) çıkarırdı, onu parçalar da içini yalardık.” (Buhari, Hadis No:3708.)

Ey Allah’ın nimetiyle aldanan Mücahid! Cafer gibi cömert birini, onurlu konuklar (sahabeler) arasında, içinde yağ kalıntısından başka bir şey olmayan deriden bir kapla dolaşmaya ve sahabeleri yalamak için bu kabı parçalamaya iten açlık halini bir düşün! Bu, Hayber fethinde Cafer Medine’ye geldiğinde olmuştu. Ebu Hureyre de aynı sene Müslüman oldu. Yani Hicri yedinci yılda. Yani kuruluşundan yedi sene sonra; Allah Müslümanlara Hayber ganimetlerini nasip ettikten sonra acıklı ve şiddetli açlık nebevi devleti vuruyordu.

İslam’ın konuklarının halini, açlığını bir düşün. Yüce Sahabe, nasıl da kavmin büyüklerinin yoluna oturup da onlara Allah’ın kitabından bir ayet sorduğunu şöyle haber veriyor: “Ona onu (ayeti) ancak beni doyursun (belki anlar da yedirir) diye sordum.” Hatta bir defasında Allah Rasûlü ﷺ kendisini çağırdı. Evinde hediye edilmiş bir kap süt buldu. Şöyle buyurdu: “Ey Eba Hir (Ebu Hureyre r.h! “Buyur Allah’ın Rasûlü” dedim. “Git bana Ehli Suffa’yı çağır.” dedi. Ehli Suffa, İslam’ın misafirleriydi. Ne aileleri, ne mal mülkleri ne de kimseleri vardı. Rasûlullah’a bir hediye geldiği zaman hem kendisine ayırır, hem de onlara gönderirdi. Kendisine, ehline verilmesi için gönderilen sadakaların tamamını onlara gönderir, kat’iyyen kendisine bir pay almazdı.

O kadar Ehli Suffa’yı süte çağırmak doğrusu benim çok ağırıma gitti. Kendi kendime: (Bütün Suffa halkına şu bir bardak süt ne olur? Onlar içinde buna en çok müstehak olan da benim. Bari bana bir yudum süt düşse de onunla biraz dermanlansam. Çağırılmaları bana buyurulanlar geldiklerinde ve onlara dağıttığımda bu bir bardak sütten bana ne düşecek sanki? Fakat Allah’a ﷻ ve Rasûlü’ne ﷺ itaatsizlik de olmaz” diyerek gidip halkı çağırdım, geldiler. İçeri girmek için izin istediler. İzin verilince evde yerlerini aldılar. Bunun üzerine Peygamberimiz: Ey Eba Hir, dedi. Buyur ey Allah’ın Rasûlü, dedim. Şu süt bardağını al ve onlara ver, dedi. Ben de bardağı alıp vermeye başladım.” (Buhari, Hadis No:6452.)

İşte Müslümanların kahramanı; Allah Rasûlü’nün ﷺ kızının eşi Ali Bin Ebi Talib, açlığının acısını bastırmak için biraz hurma karşılığında bir Yahudi’nin yanında çalışıyor.

Tirmizi’de şöyle geçer: “Soğuk bir günde Allah Rasûlü’nün ﷺ evinden çıktım. Tabaklanmış bir deri almıştım. Ortasını delip boynuma geçirdim. Belimi de toplayıp hurma yaprağıyla bağladım. Ve ben çok acıkmıştım. Eğer O’nun ﷺ evinde yiyecek bir şey olsaydı ondan yerdim. Yiyecek bir şey arıyordum. Bir Yahudi’ye rastladım. Bahçesinde çıkrıkla sulama yapıyordu. Duvardaki bir açıklıktan adama baktım. “Ne istiyorsun ey bedevi! Kovasını bir hurmaya bana su çeker misin” dedi. Ben de “evet ama kapıyı aç da gireyim” dedim. Adam kapıyı açtı. Ben girdim. Bir kova verdi. Su çekmeye başladım. Her kovada bir hurma verdi. İki avucum hurma ile dolunca kovayı bıraktım ve “bu bana yeter” deyip hurmaları yedim. Sudan yudum yudum içip sonra mescide geldim.” (Tirmizi, Hadis No:2473.)

İşte bu da insanın ciğerini parçalayan bir açlık hadisesi: İbn-i Abbas’tan r.h rivayet edilen bir hadiste Allah Rasûlü ﷺ bir adamı ziyaret ederek ona “canın ne çekiyor” diye sordu. O da “buğday ekmeği çekiyor” dedi. Allah Rasûlü ﷺ de şöyle buyurdu: “Kimde buğday ekmeği varsa kardeşine göndersin.” (İbn-i Mace, Sünen, Hadis No:1439.)

Ancak açlığın çocuğu avlaması ise daha da şiddetli. Ebu Davud da, Ali bin Ebi Talib’den r.h gelen bir rivayette, “Ali bin Ebi Talib r.h Fatıma’nın yanına (eve) girer. Hasan ve Hüseyin ağlamaktadır. ‘Neden ağlıyorlar’ diye sorar. O da r.h ‘açlıktan’ der” (Ebu Davud, Sünen, Hadis No:1716.)

Tirmizi’de Rafi bin Amr’dan r.h şöyle dediği rivayet edilir: “Ben Ensar’ın hurma ağaçlarını taşlıyordum. Bu sebeple beni tutup Peygamber Efendimize ﷺ götürdüler. Allah Rasûlü ﷺ bana: “Ey Rafi, neden ağaçlarını taşlıyorsun” dedi. Ben de “açlıktan ey Allah’ın Rasûlü” dedim.” (Tirmizi, Hadis No:1288.)

Elbiselerinin ve ayıp yerlerini örten kumaşlarının durumu da yiyeceklerinin durumundan daha iyi değildi. Sahih Müslim’de, bir kimse Allah Rasûlü’ne tek elbise ile kılınan namazı sordu. Allah Rasûlü ﷺ de “her birinizin ikişer elbisesi var mı ki” buyurdu. (Buhari, Hadis No:358.)

Bu elbise de çok kere kısa ve dar oluyor, namazı sırasında ve Allah Rasûlü’nün ﷺ mescidinde sahabelerin r.h neredeyse avret yerlerini örtmüyordu.

Sehl bin Sa’d r.h şöyle buyuruyor: “Zaman zaman bazı erkekler, peştamal gibi alt taraflarına sardıkları tek ve küçük olan kumaşlarını, çocuklar gibi boyunlarının üzerinden bağlayarak Peygamber Efendimizin ﷺ yanında namaz kılarlardı. O vakit (arkada namaz kılan) kadınlara: “Erkekler doğrulup oturmadan başınızı secdeden kaldırmayın” diye tembih edilirdi.” (Buhari, Hadis No:362.)

İbn-i Battal r.h şöyle demiştir: Tahavi şöyle dedi: “Peştemallerin, boyunlarına bağlayanların Allah’u âlem başka bir şeyleri yoktu. Öyle ki eğer başka bir şeyleri olsaydı onu namazda giyerlerdi ve kadınların erkekler doğrulup oturana kadar kafalarını kaldırmalarının engellenmesine ihtiyaç duyulmaz ve namazda hükümleri değişmezdi. Zira bu, Allah Rasûlü’nün ﷺ imam hakkındaki “ona (namazda) muhalefet etmeyin” ve “o (secdeden ve rükûdan) kalktığında siz de kalkın” buyruklarına ters düşmektedir. (Şerh-u Sahihi Buhari Li-İbn-i Battal, C.2, Sh.23.)

Amr bin Selme’yi görmez misin? Kavmine namaz kıldırırken kısa bir cübbeden başka bir şeyi olmadığı için avret yeri açılıyordu da kendisine uzun ve bol, namazda avret yerlerini örten bir cübbe alındığında “buna sevindiğim kadar hiçbir şeye sevinmedim” dedi. Kadınların kafalarını kaldırmaktan menedilmeleri, secdeden kalkarken erkeklerin avret yerlerinin gözlerine çarpması korkusundandır.”

Bundan daha büyük fakirlik var mı? Bir insan açlığın acısına dayanabilir ancak avretini örtecek bir şey bulamaması gerçekten acı ve zor bir şey. Allah Rasûlü ﷺ ve onurlu ashabı r.h bu durumu görüyor ve bir şey yapamıyorlar. Şüphesiz ki bu, Muvahhid bir kimsenin gözlerini yaşartacak bir durum. Fakirlik, yaratılmışların en hayırlısı, en onurlusu ve en şereflisi olan Allah Rasûlü’nü de ﷺ es geçmemişti.

Sahih Müslim’de Enes bin Malik’in şöyle dediği rivayet edilir: “Bir gün Rasûlullah’a ﷺ geldim. Onu ashabıyla birlikte oturmuş, onlarla konuşurken buldum. Karnına taş üzerine bir sargı sarmıştı. Usame: Ben de şüphe ediyorum, demiş. Ashabından bazılarına:
— Rasûlullah ﷺ karnını niçin sardı, diye sordum.
— Açlıktan, dediler. Bunun üzerine Ebu Talha’ya gittim. Bu zat Ummu Süleym bint-i Milhan’ın kocasıdır. (Dedim ki) :
— Babacığım! Rasûlullah’ı ﷺ karnına bir sargı sarmış gördüm de ashabından bazılarına sordum. Açlıktan!
Dediler.

Bir rivayete göre de Ebu Talha, Rasûlullah’ı ﷺ mescitte uzanmış yüz üstü, arka üstü dönerken görmüş. Bunun üzerine Ummu Süleym’e gelerek:
— Ben Rasûlullah’ı ﷺ mescidde uzanmış yüz üstü, arka üstü dönerken gördüm. Aç olduğunu zannederim, dedi…
Enes şöyle dedi: Ebu Talha hemen annemin yanına girerek: “Bir şey var mı?” dedi. O da: “Evet! Ben de bir parça ekmekle birkaç kuru hurma var. Eğer bize Rasûlullah ﷺ yalnız başına gelirse onu doyururuz. Onunla beraber başka biri gelirse, onlara az gelir, dedi.”
(Müslim, Hadis No:2040.)

Ey azlıktan ve darlıktan yakınan kişi bir düşün! Peygamberine ﷺ nasıl da şiddetli açlık isabet etmişti. O kadar ki bu yüzünden anlaşılıyordu. Dahası açlığın şiddetinden bir grup sahabenin arasında yüzüstü arka üstü dönüyordu. Enes onlara, Peygamberin ﷺ neyi olduğunu soruyor. Onlar da “açlık” diye cevap veriyor. Hiç kimsenin Allah Rasûlü ﷺ için yapabilecek bir şeyi yok. Bulunabildiğinde sunulabilen ise Allah Rasûlü ﷺ gibi yüce bir misafire uygun olmayan ekmek parçaları.

Allah Rasûlü ﷺ hiçbir şey yemeden geceler geçiriyordu. Rabbimin salatı ve selamı onun üzerine olsun.

İbn-i Abbas r.h şöyle anlatıyor: “Rasûlullah ﷺ ailesi, akşam yemeği bulamadan peş peşe aç olarak geceliyordu. Genellikle ekmekleri arpa ekmeği idi.” (Ahmed Bin Hanbel, Müsned, Hadis No:2303.)

Evet! Ey eşlerine karşı daha genişlik içinde yaşamak için isyan eden kadınlar (özellikle de Allah yolundaki Mücahidlerin eşleri)! Allah Rasûlü’nün ﷺ ehli de böyle yaşıyordu. Allah Rasûlü’nün ﷺ onurlu eşleri ve kızları şiddetli açlık çekiyor.

Sahih Müslim’de Ebu Hureyre’den şöyle dediği rivayet edilir: “Ebu Hureyre’nin canı elinde olana yemin olsun ki dünyadan ayrılana kadar Muhammed ailesi buğday ekmeği ile üç defa (veya üç gün üst üste) doymamıştır.” (Müslim, Hadis No:2976.)

Dahası Allah Rasûlü’nün ﷺ ailesi kepeğiyle arpa ekmeğinden doymamıştır. Zira Sahih Buhari’de Ebu Hureyre’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasûlullah ﷺ şu dünyadan arpa ekmeği ile karnı doymadan çıkıp gitti.” (Buhari, Hadis No:5414.)

İnsanın kalbini ağlatan, tasavvur etmeye dahi güç yetiremediği şey ise; açlığın, Peygamberini ﷺ bir Yahudi’nin kötü yemek davetine icabet etmek hatta ailesine yemek yapmak üzere kendisinden arpa almak karşılığında zırhını rehin bırakmak zorunda bırakması.

Sahih-i Buhari’de Enes’ten r.h şöyle dediği rivayet edilir: “Rasûlullah’a ﷺ bir gün arpa ekmeğiyle biraz bozulmuş iç yağı taşımıştım. Onun zırhı ailesi için aldığı yirmi ölçek arpa karşılında bir Yahudi’nin yanında rehin edilmişti. Bir gün Rasûlullah’ın ﷺ şöyle dediğini işitmiştim: ‘Muhammed’in ev halkı yanında ne bir ölçek hurma ne de bir ölçek hububatla akşamladı.’ Ve gerçekten o günlerde Peygamber’in ﷺ yanında dokuz hanımı bulunuyordu.” (Tirmizi, Hadis No:1215; Buhari, Hadis No:2508.)

Hafız (İbn-i Hacer) Fethu’l Bari’de Allah Rasûlü’nün ﷺ “Muhammed’in ev halkı yanında ne bir ölçek hurma ne de bir ölçek hububatla akşamladı” sözünü ele alırken şöyle demiştir: “O, bunu rahatsız olduğundan ya da şikâyet etmek için demedi –Allah korusun- . Bunu, Yahudi’nin davetine icabet etmesine ve zırhını kendisinde rehin olarak bırakmasına özür olarak söyledi.” (Fethu’l Bari, C.5, Sh.141. 7 Fethu’l Bari, C.5, Sh.141.)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA