İDRAK MEDYA

ONLAR BİLGİNLERİNİ VE RAHİPLERİNİ ALLAH’IN DIŞINDA RABLER EDİNDİLER

ONLAR BİLGİNLERİNİ VE RAHİPLERİNİ ALLAH’IN DIŞINDA RABLER EDİNDİLER
14 Ocak 2019 - 17:40

ONLAR BİLGİNLERİNİ VE RAHİPLERİNİ ALLAH’IN DIŞINDA RABLER EDİNDİLER

İslam Devletinin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şaban 1439 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “ONLAR BİLGİNLERİNİ VE RAHİPLERİNİ ALLAH’IN DIŞINDA RABLER EDİNDİLER” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Şeyh Süleyman bin Abdullah bin Muhammed bin Abdulvehhab ‘Teysiru’l Azizi’l Hamid Fi Şerhi Kitabu’t Tevhid’ kitabının ‘Her kim, Allah’ın ﷻ helal kıldığı bir şeyin haramlığında veya Allah’ın haram kıldığı bir şeyin helalliğinde âlimlere veya emirlere itaat ederse, muhakkak ki onları Allah’ın dışında Rabler edinmiştir’ başlıklı konuda şöyle dedi: İtaat, ibadet çeşitlerinden biri, hatta ibadetin ta kendisi olduğuna göre, Muhakkak ki Allah’a ﷻ itaat, Allah’ın ﷻ emirlerini Resullerinin diliyle emrettiği şekilde yerine getirmektir. İtaati, Allah’ın itaati kapsamında olmayan hiçbir yaratığa itaat edilmez. Yoksa başlı başına hiçbir yaratığa direkt olarak itaat gerekmez.
Buradaki itaatten kasıt; helallerin haramlaştırılması veya bir de haramların helalleştirilmesindeki itaattir.

Her kim bu konuda hevasından konuşmayan Resulullah ﷺ’in dışında herhangi bir yaratılmışa itaat ederse, o müşriktir. Allah ﷻ bunu şu ayet-i kerimede beyan etmiştir: “Onlar Allah’ı bırakıp rahiplerini, bilginlerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” [Tevbe/31] Ayet-i kerimede geçen ‘Ahbarları’ndan kasıt, âlimleridir. ‘Ruhbanları’ndan kasıt ise, abidleridir. Allah Resulü ﷺ bu ayet-i kerimede geçen onların bilginlerini ve rahiplerini rabler edinmesini, helalleri haramlaştırma ve haramları helalleştirme de onlara itaat etmeleri ile tefsir etmiştir. Nitekim bu, Adiy hadisinde gelecektir.

Eğer denilse ki; Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Allah’a itaat edin Resulüne itaat ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” [Nisa/59] Denildi ki; bunlar âlimlerdir. Denildi ki; bunlar emirlerdir. Bu iki rivayet imam Ahmed’den rivayet edilmiştir. İbn-i Kayyım dedi ki; “Bu ayet, her iki kısmı da kuşatır.” Denildi ki; eğer bunlar Allah’a ve Resulü ﷺ’e itaati emrederlerse bunlara itaat vacip olur. Nitekim Allah Resulü ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Masiyette itaat yoktur. İtaat ancak maruftadır.” [Buhari ve Müslim rivayet etti.] Ve şöyle buyurdu: “Kişi, masiyet ile emredilmediği sürece emir sahiplerine işitip itaat etmesi gerekir. Masiyetle emredildiğinde ise işitip itaat yoktur.” Bu her iki hadis sahihtir. Bu ayet-i kerime, Tevbe suresindeki ayete de zıt değildir.

İbn-i Abbas dedi ki; “Gökten bir taşın üzerinize düşmesi yakındır. Ben diyorum ki; Allah Resulü ﷺ dedi, siz de diyorsunuz ki; Ebubekir ve Ömer dedi.” Burada geçen ‘yuşiku’ kelimesi; yakınlaştı, yakın oldu ve az kaldı anlamındadır.

İbn-i Abbas bu sözleri hac ile umreyi birleştirme konusunda onunla tartışanlara söylemiştir. İbn-i Abbas bunu emrediyordu lakin onunla tartışanlar ise Ebubekir ve Ömer’in bunu nehiy ettiklerine dair kendilerine delil getiriyorlardı. Ve diyorlardı ki; Ebubekir ile Ömer, tabi olma konusunda senden daha fazla hak sahibidirler. Buna karşılık, muhalefet eden kim olursa olsun, İbn-i Abbas’ın h halis imanından ve sadece Allah Resulü ﷺ’e tabi olunması gerektiği inancından dolayı bu sözler ondan sadır oldu. Aynı şekilde İmam Şafi şöyle demiştir: “Kendisine Allah Resulü ﷺ’in sünneti beyan olan hiç kimse, başkalarının sözünden dolayı Allah Resulü ﷺ’in sünnetini terk edemez.” [Medaricu’s Salikin].

Kendisine sözleri ile itiraz edilenler Ebubekir ve Ömer gibi iki önemli şahsiyet olmasına rağmen İbn-i Abbas’ın sözleri bunlara karşılık bu ise, mensup olduğu mezhep imamın sözleriyle, Allah Resulü ﷺ’in sünnetine itiraz edenlere ve bu imamlarının sözlerini Kur’an ve sünnetin ölçüsü yapanlara, imamlarının sözlerine uyan sünneti kabul edip uymayanları reddeden veya tevil edenlere, ne söyleyeceğini tahmin edersin? Allah ﷻ yardımcı olandır.

Müteahhir âlimlerinden bazıları ne güzel söylemişlerdir: Eğer onların gittiği şeye uygun bir delil onlara geldiği zaman ona razı oldular. Onlara uymayan bir delil onlara geldiği vakit bunun tevili var dediler ve buna çok zor anlamlar yüklediler. Hiç şüphesiz bu, Allah’ın ﷻ şu sözünün kapsamındadır: “Onlar Allah’ı bırakıp rahiplerini ve bilginlerini rabler edindiler…” [Tevbe/31]


Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab şöyle dedi: “Ahmed bin Hanbel şöyle dedi: ‘Hadisin senedini ve sıhhatini bildikten sonra Süfyan’ın görüşüne giden bir kavme şaşıyorum. Allah ﷻ şöyle demektedir: ‘Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir fitnenin gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.’ [Nur/63] (Ayette geçen) fitnenin ne olduğunu bilir misin? Fitne şirktir. Allah Resulü ﷺ’in bazı sözlerini reddederek kalbine bir eğrilik girip de onu helak edebilir.” Bu sözleri, Fadl bin ziyad ve Ebu Talip, imam Ahmed’den rivayet etmişlerdir. Fadl, Ahmed’den şunları rivayet eder: “Kur’an’a baktım ve otuz üç yerde Allah Resulü ﷺ ‘e itaat edilmesi gerektiğini gördüm. Daha sonra şu ayeti okuyor ve tekrarlıyordu: Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir fitnenin gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.’ [Nur/63] ve şöyle diyordu: Fitne ancak şirktir. Allah Resulü ﷺ’in bazı sözlerini reddederek kalbine bir eğrilik girebilir ve bu vesile ile kalpleri eğrilir ve onu helak edebilir. Ve daha sonra şu ayeti okudu: ‘Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.’ [Nisa/65]

Ebu Talip, Ahmed’den şunları rivayet eder: “Ahmed’e soruldu ki; Bazıları, hadisleri bırakıp Süfyan es-Sevri’nin görüşünü tercih ediyorlar. İmam Ahmed dedi ki: ‘Hadisi işitip isnadının sahih olduğunu bildikten sonra onu bırakıp Süfyan’ın görüşüne tabi olanlara hayretler olsun! Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: ‘Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir fitnenin gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.’ [Nur/63] Fitnenin ne olduğunu bilir misin? Fitne, küfürdür. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: ‘Fitne adam öldürmekten daha büyüktür’ [Bakara/217] Onlar, Allah Resulü ﷺ’in hadisini bırakıyor ve hevaları, onları görüşe tabi kılmada onlara galip geliyor.” Şeyhu’l İslam bunu zikretti.

Diyorum ki; İmam Ahmed’in taklidi kötüleyip görüşlerden ibaret olan kitapları telif etmeyi inkâr ettiği sözleri çoktur ve meşhurdur.
İmam Ahmed’in ‘isnadını bildikten’ sözünün anlamı yani; hadisin isnadını bildikten sonra demektir. ‘sahihliğini bildikten’ sözünün alamı yani; isnadının sahih olduğunu bildikten sonra demektir. Hadisin isnadının sahih oluşu, hadisin sahih olduğuna delildir.

İmam Ahmed’in ‘Süfyan’ın görüşüne gidiyorlar’ sözündeki kast ettiği şahıs Süfyan es-Sevri’dir. Nitekim Süfyan es-Sevri, zahid, abid, güvenilir ve fakih birisiydi. Onun arkadaşları ve meşhur bir mezhebi vardı. Daha sonra mezhebi kesintiye uğradı.

İmam Ahmed’in kastı; Hadisin isnadını ve sıhhatini bildikten sonra batıl mazeretleri öne sürüp Süfyan es-Sevri veya başka birini taklit edenleri inkâr etmekti. Batıl mazeret sahipleri şöyle derler: ‘Hadisten direkt almak içtihattır ve içtihat uzun zamandır kesilmiştir.’ Yahut şöyle derler: ‘Taklit ettiğim bu imam benden daha bilgilidir. O, ilimsiz konuşmaz. O, bu hadisi ilimsizce terk etmez.’ Yahut bu, içtihattır, derler. Ve müçtehide, Allah’ın kitabını ve Resulü ﷺ’in sünnetini, bunların nasih ve mensuh olanlarını, sahih ve zayıf hadisleri, delalet çeşitlerini, Arapça, nahiv ve usul kaidelerini ve Ebubekir ve Ömer’de k bile tümüyle mevcut olmaması muhtemel olan buna benzer şeyleri bilmesi gibi şartlar zikrederler. Nitekim musannif de bunu söyledi.

Ona şöyle denilir; Eğer bunlar doğru olsa bile onların kast ettikleri, mutlak müçtehittir. Eğer Kur’an ve sünnet ile amel etmek için bu tür şeyleri şart koşuyorlarsa bu Allah’a, Resulü ﷺ ‘e ve imam olan âlimlere iftiradır. Bilakis hangi konuda olursa olsun Allah’ın kitabından veya Resulü ﷺ’in sünnetinden ona bir şey ulaşıp onun anlamını bildikten sonra, kim muhalefet ederse etsin, mü’mine farz olan şey, onunla amel etmesidir. Rabbimiz Tebareke ve Teâlâ ve Nebimiz ﷺ bize bunu emretmiştir. Ve cahil mukallitler ve ahmaklar hariç tüm ilim ehli bunda icma etmişlerdir. Nitekim bu tür kimseler ilim ehli değillerdir. Nitekim bunların ilim ehli olmadığa dair icma nakledilmiştir. Ebu Ömer bin Abdilber ve onun gibileri bunlardan biridirler.

Allah ﷻ şöyle buyurdu: “Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! [A’raf/3] Ve şöyle buyurdu: “Eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz. Resule düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” [Nur/54]

Allah ﷻ Allah Resulü ﷺ ‘e uyan kimsenin hidayetine şahitlik etti. Akılsız taklitçilere göre ise, Allah Resulü ﷺ ‘e itaat eden hidayete ermiş değildir. Onlara göre hidayete eren, Allah Resulü ﷺ’e isyan eden, sözlerinden ve sünnetinden dönüp herhangi bir mezhebe, şeyhe ve benzerine tabi olandır.
İlim sahibi olduğunu ve ilimleri bildiğini iddia eden ve sünnet ve hadisler konusunda kitaplar yazan birçok kişi, bu haram taklide girdi. Daha sonra bu kimselerin mezheplerin herhangi birinde donup kaldığını ve bu mezheplerden çıkmanın büyük bir olay olarak gördüğüne rast gelirsin.

İmam Ahmed’in sözlerinde, hüccet ulaşana kadar taklidin kötü bir şey olmadığına işaret vardır. Ancak kötülenen, münker ve haram olan taklit, ona hüccet ulaştığı halde taklide devam etmesidir. Evet, İmam Ahmed, Allah’ın ﷻ kitabından ve Resulü ﷺ’in sünnetinden yüz çevirip Kitap’tan ve sünnetten müstağni olacak şekilde fıkıh konularında yazılmış kitapları öğrenmeye yönelmeyi inkâr etmiştir. Hatta bu kişiler, eğer Allah’ın kitabından veya Resulü ﷺ’in sünnetinden bir şey okusalar dahi, bir şeyler öğrenmek veya anlamak için değil, sadece teberrük için okurlar. Yahut örneğin Buhari gibi bir kitabı okuyanların üzerinde duran bazıları, şeriatı elde etmek için değil bilakis vazifelerini yerine getirmek için yaparlar. Bunlar şu ayetin kapsamına girmeyi hak edenlerin en müstahakkıdırlar. Nitekim Allah ﷻ şöyle buyurdu: “Şüphe yok ki; sana katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik. Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir. Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sûra üfürüleceği gün, bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!” [Taha/99-101]

Ayrıca şöyle buyurmaktadır: “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz. O da şöyle der: ‘Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin?’ Allah, “Evet, öyle. Ayetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun” der. Haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.” [Taha/124-127]

Eğer desen ki; Mezhepler ile ilgili yazılan kitapların okunmasında caiz olan nedir?

Denildi ki; Kitap ve sünnetin anlaşılmasına yardımcı olması ve konuların tasviri açısından bunların okunması caizdir. Bu şekilde bunlar, yardımcı kitap türlerinden olurlar. Eğer bu kitaplar, insanların ihtilaf ettiklerinde aralarında hükmeden Allah’ın kitabı ve Resulü ﷺ’in sünnetinin önüne geçirilirse, Allah ve Resulü ﷺ’in dışında bunlara muhakemeye çağırılırsa hiç şüphesiz bu, imana terstir ve ona zıttır. Nitekim Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” [Nisa, 65]. Eğer çekişme anında Allah ve Resulü ﷺ’e değil de bunlara muhakeme olursan veya Allah ve Resulü ﷺ bir işe hükmettiğinde nefsinde bir sıkıntı hissedersen ve eğer bu kitap sahipleri herhangi bir konuda hükmettiğinde kalbinde bir sıkıntı hissetmezsen, daha sonra Allah Resulü ﷺ bir şeye hükmettiğinde ona teslim olmaz lakin onlar bir konuda hükmettiğinde teslim olursan Muhakkak ki; Allah ﷻ -ki o söz söyleyenlerin en doğrusudur- kendisiyle yemin edilen en büyük şey olan nefsi ile yemin ederek diyor ki; muhakkak ki bu durumda sen mü’min değilsin.

Bundan sonra Allahu Teâlâ şöyle dedi: “Hatta mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.” [Kıyamet/14-15]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA