İDRAK MEDYA

RIZKIM, MIZRAĞIMIN GÖLGESİ ALTINDA KILINDI

RIZKIM, MIZRAĞIMIN GÖLGESİ ALTINDA KILINDI
06 Mayıs 2019 - 21:23

RIZKIM, MIZRAĞIMIN GÖLGESİ ALTINDA KILINDI


İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Zilhicce 1435 tarihinde, DABIQ dergisinde yayımlanan “RIZKIM, MIZRAĞIMIN GÖLGESİ ALTINDA KILINDI” isimli makaleyi sizlerin okumasına sunuyoruz.

Bu yazı, Allah Rasulunun ﷺ “Benim rızkım mızrağımın gölgesi altında kılındı” hadisinin yorumlanmasıdır. İmam Ahmed ve diğerlerinin İbn-i Ömer’den rivayet ettikleri hadis sahihtir. Yorum İbn-i Recep el Hanbeli’nin “Al-Hikam al-Jadīrah bil-Idhā’ah” kitabından alınmıştır.

Bu hadis gösteriyor ki Allah, Rasülunu ﷺ ne dünya peşinde koşmaya uğraşmak, ne dünya ve hazinelerini toplamak, ne de sebepleri aramanın peşinde uğraşmak için göndermiştir. Aksine Allah, Rasülunu ﷺ kılıçla tevhidine davetçi olarak göndermiştir. Burada kastedilen, onun tevhidi kabul etmeyen Allah ﷻ düşmanlarını öldürdüğü, onların kanlarının akıtılmasını ve varlıklarının alınmasını meşrulaştırdığı, kadınlarının ve çocuklarının esir alındığıdır.

Dolayısıyla onun rızkı Allah’ın ﷻ ona, kendi düşmanlarının mallarından verdiği ganimetlerdir. Bunun nedeni, Allah’ın ﷻ varlığı ve bolluğu, sadece kendisine itaat ve ibadette Âdemoğullarına yardımcı olması için yaratmasıdır. Öyleyse kim malı Allah’a ﷻ küfür ve şirkine yardımda kullanırsa Allah ﷻ, Rasulune ﷺ ve onun yolundan gidenlere, ona (küfür ve şirk içinde olana) karşı üstünlük verir, ta ki onlar (Rasul ve takipçileri) küfür ve şirk içinde olanın elindekine el koyar ve onu Allah’a ﷻ ibadet eden, emirlerine boyun eğen, onu tevhid edenler arasından daha layık olanlarına iade ederler.

Bu nedenle onların mallarına fey denir (kelimenin kök anlamı iade etmek, geri döndürmektir), çünkü mal onu daha çok hak edene geri döner, yaratılış amacı için kullanılmak üzere iade edilir. Kur’an’da neshedilen (uygulaması değil tilaveti neshedilen) ayetlerden biri şuydu: “Biz malı ancak ibadetin tesisi ve zekâtın verilebilmesi için gönderdik.” Öyleyse Allah’ı ﷻ bir leyenler ve emirlerine itaat edenler mal varlığını, küfür ve şirk içinde olanlardan daha fazla hak etmektedir.

Bundan dolayı mallarına el koydular. Allah ﷻ, Rasulunun ﷺ rızkını da bu maldan kılmıştır çünkü bu en temiz rızıktır zira Allah’u Teâlâ şöyle demiştir; “Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin.” (Enfal 69)

Bu, Allah’ın Muhammed ﷺ ve onun ümmetini kendisiyle ayrıcalıklı kıldığı bir meseleydi, onlara savaş ganimetini meşru kıldı. Ümmetin, fey değil ancak savaşla elde edilen ganimetin meşruluğu konusunda ayrıcalıklı kılındığı, savaşmadan elde edilenlerin(fey) bizden önceki topluluklara da helal ve mübah olduğunu iddia edenler, Rasülunün rızkını ikincisinden (fey) kıldığını söyleyenler olmuştur.

Bazı nedenlerle savaş ganimeti diğer kazançtan daha meşrudur.

Mal, onu hak etmeyenden ele geçirilmiştir, öyle ki o, malı Allah’a ﷻ isyan etmeye yardımda kullanıyor ve başkalarını da kendisine ortak ediyordur. Öyleyse bu mal, Allah’a ﷻ itaat, tevhidi uygulamak ve O’na ibadete davetten başka amaçlarla kullanan kişiden alındığında, bu varlık Allah’u Teâlâ açısından, O’na en sevgili ve en temiz mal varlığı olmaktadır.

Ayrıca Allah Rasulu ﷺ Allah’ın ﷻ kelimesinin en üstün olması ve dininin yücelmesinden başka amaçla cihad etmezdi. Rasul, ganimet için cihad etmedi. Rızık ona, ibadeti ve Allah ﷻ yolunda cihadı gereğince gelirdi. Bu nedenle zamanının hiçbir kısmını, sadece rızık aramaya harcamamıştır.

Aksine zamanının hepsinde Allah’a ﷻ ibadet eder, tevhidi uygular ve O’na karşı ihlaslı olurdu. Allah, ﷻ böyle ibadeti boyunca onun rızkını, aramaya niyetlenmeden ya da peşinde koşmaya çabalamadan kolay kılmıştır. Mürsel bir rivayette (örneğin isnadında sahabeden hiç bahsedilmeden aktarılan) Allah Rasulunun ﷺ “Ben rahmet Peygamberiyim, ben savaş peygamberiyim. Allah beni cihatla gönderdi, ziraatle göndermedi” dediği aktarılır. (İbn Sa’d – Tabakât adlı kitabında)

El Begâvî Mu’cem’inde merfu (Allah Rasulune ﷺ izafe edilen söz, fiil, takrîr veya sıfat) olarak Allah Rasulunun ﷺ “Allah ﷻ beni hidayet ve hak din ile gönderdi. Beni bir çiftçi ya da tacir yapmadı ve rızkımı mızrağımın ucunda kıldı” dediği bir hadis aktardı. Kılıç yerine mızraktan bahsetti, bu nedenle ganimet mallarından rızık edindiği şeklinde anlaşılmıyor. Aksine onun rızkı, Allah’ın ﷻ ona Hayber ve Fadak’tan nasip ettiği fey’den idi.

Fey, kılıçla savaşırken alınan ganimetin aksine, düşmanın korku içinde kaçarken arkasında bıraktıklarıdır. Bu nedenle mızraktan bahsedilmesi, daha açık bir şekilde fey kazancına işaret etmektedir. Çünkü mızrak düşman tarafından belirli bir mesafeden görülür, düşman kaçıyordur; fey’in kendisiyle alındığı mızrağın gölgesinden kaçıyordur.

Rasulullah’ın ﷺ rızkı, düşmanla kılıçla savaşırken edinilen ganimetten değil, fey’dendi. Allah ﷻ en doğrusunu bilir. Ömer bin Abdulaziz dedi ki; “Allah ﷻ Muhammed’i bir rehber olarak gönderdi, bir para toplayıcısı olarak göndermedi.” Peygamber ﷺ zamanını Allah’a ﷻ ibadet ve onun tevhidine davet ile geçirdi, ganimet ve fey olan bolluklar bunun peşi sıra sonradan kazanıldı.

Bunların ardından koşmak gibi temel bir niyet yoktu. Bütün bunlardan ötürü, cihadı terk eden ve kendini para kazanmak ile meşgul eden kişi kınanmıştır. Allah-u Teâlâ’nın “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.” (Bakara 195) sözü, Ensar’ın cihadı terk etmeye ve mal varlıklarıyla topraklarını genişletmeye karar verdiği benzer bir durum üzerine inmişti.

Ve Ebu Davud ile diğerleri tarafından aktarılan bir hadis şöyle; “İyne usulüyle alışverişte bulunur, sığırların peşine düşer, ziraata razı olur ve cihadı da terk ederseniz, Allah size öyle bir zillet verir ki, dininize tekrar dönmedikçe o zilleti kaldırmaz.” (Sahih İmam Ahmed, Ebu Davud)

Bu nedenle sahabe radiyallahu anhum tarım için haraç arazisine girmeyi sevmezdi çünkü bu dikkati cihattan uzaklaştırır. Makhūl dedi ki, “Müslümanlar Şam’a girdiğinde onlara el Hulah bitkisinden bahsedildi. Bunun ardından ekim yaptılar. Haber Ömer ibn el Hattab’a radiyallahu anh ulaştı. Ekinler olgunlaşınca birisini gönderdi ve onları yaktırdı. Sonrasında onlara, ‘Şüphesiz Allah ﷻ bu ümmetin rızkını mızraklarının uçlarında kılmıştır. Eğer çiftçilik yaparlarsa, diğer insanlar gibi olurlar’ dediği bir mektup gönderdi.”

Ayrıca bir isnadında şöyle der: “Ömer, ‘kim çiftçilik yapar, sığırların peşinden gider, böylesinden memnun olur ve bunu kabul ederse ona cizye uygulayacağım’ diye yazdı.”

Onlardan birine, “Ailen için neden çiftlik işletmedin?” diye sorulduğunda, “Vallahi bizler çiftçiler olarak gelmedik, aksine çiftçileri öldürmek ve onların ekinlerini yemek için geldik” diye cevap verdi. (Bu ve öncesindeki rivayet terhib (günaha, sevilmeyen şeylere ve boş uğraşılara karşı korkutma, sakındırma) babındandır. Zahirine dayanarak, olduğu gibi alınmamalıdır, zira çiftçilik mubah bir iştir.

Ancak iletilen mesaj şudur ki mümin kişi, cihad ederek, kâfir düşmanının ektiklerinden alarak yaşar, düşmanlarının yaptığı gibi kendi hayatını tarıma adayarak yaşamaz.) Öyleyse mümin için en uygun hal, zamanını Allah’a ﷻ ibadet, Allah ﷻ yolunda cihad ve O’na kulluğa davet ile geçirmesidir. Dünyayı aramamalıdır.

Fey’den ve diğer varlık kaynaklarından yalnızca yeteri kadar almalıdır, Peygamber de sallallahu aleyhi ve sellem ailesi için bir yıl yetecek yemeği alırdı. Bunu feyden alır, geri kalanını bölüştürürdü. Bazen ihtiyaç sahibi birini gördüğünde, kendi ailesinin yemeğini verirdi, ailesinin hiçbir şeyi kalmazdı.

İlimle meşgul olan kişi için de aynı şey geçerlidir, çünkü bu da cihadın iki türünden biridir, onun ilme adanmışlığı Allah ﷻ yolunda cihad ve O’na davet etmek gibidir. Fey ya da vakıf gelirlerinden alırsa sadece onu cihadında güçlendirecek kadar almalıdır. İhtiyacından fazlasını almamalıdır.

İmam Ahmed bir kişinin harac gibi Beytü’l – mâl gelirlerinden, ihtiyacından fazla almaması gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Vakıftan para almak konusu ise daha da sıkıdır.

Ve her kim Allah’a ﷻ karşı görevleriyle meşgul olursa Allah ﷻ onun rızkını gözetir. Zeyd bin Sabit’ten nakledilen şu hadiste denildiği gibi; “Kimin derdi ve gayreti dünya için olursa Allah ﷻ onun işini aleyhine darmadağın eder, fakirliği gözlerinin önüne koyar, dünyadan eline geçen miktar ise kaderinde yazılandan fazla olmaz.

Kimin de derdi ve gayreti ahiret için olursa Allah ﷻ, onun (dağınık) işini lehinde toplayıp düzeltir, kalbini zenginleştirir, dünya ona kendi isteği dışında gelir.” İmam Ahmed ve İbn Mace (sahih senetle)

Tirmizi Enes’ten merfu olarak rivayet ettiği hadiste, Allah Rasulunun ﷺ şöyle dediğini aktarmıştır: “Allah şöyle buyurur: Ey Âdemoğlu! Her durumda kendini bana ibadete ver ki, gönlünü zenginlikle doldurayım, ihtiyaçlarını gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldurur ihtiyaçlarını da gidermem.” Tirmizi, Sıfatu’l-kiyame, 30.

İbn Mace’nin merfu olarak İbn Mesud’dan aktardığı hadiste Allah Rasulu ﷺ şöyle demiştir: “Her kim dertleri tek bir dert yaparsa (ahireti için) Allah-u Teâlâ onun, dünya ve ahiret işlerinden dert ettiği her şeye kâfi gelir. Her kim de dertlerini çoğaltırsa (dünya meseleleri için) Allah-u Teâlâ onun, dünya vadilerinden hangi vadide helak olduğuna aldırmaz.” (Hasen; İbn Ömer ve İbn Mesud’dan rivayetle)

İsrailiyattan bazı rivayetlerde de Allah’ın ﷻ, “Ey dünya, bana hizmet edene sen de hizmet et.” Buyurmuştur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA