İDRAK MEDYA

Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır -3

Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır -3
05 Ocak 2019 - 23:36

Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır -3

İslam Devleti’nin Resmi Sözcüsü Şeyh Mücahid Ebu Hasan El-Muhacir’in -Allah O’nu korusun- “Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır” Başlıklı Konuşmasının üçüncü bölümünü sizlerin okumasına sunuyoruz.

Ey Şam’daki ehl-i sünnet! Küfrün müttefiklerinin Bab şehrinde ve kırsalında ne yaptığını, İhvancı mürted Türk Ordusu’nun ve deyyus, zelil ve uşak sahvelerinden salınmış köpeklerinin Ehl-i sünnet hakkında işledikleri katliamları kendiniz bizzat gördünüz ve şahit oldunuz.

Şehirde Rus, Amerikan ve mürted uşaklarının bombardımanından ötürü büyük yıkım söz konusu oldu. Şehirde yaşayan Müslüman halktan ne bir kadına, ne bir çocuğa ne de bir yaşlıya merhamet ettiler. Ateist Kürtlerle Nusayriler İslam ehline karşı saldırının şiddetini fırsat bilerek şehri çevreleyen köylere saldırdılar.

Şer ve kötülük âlimlerinden hiçbirinin -Allah ﷻ onlara lanet etsin ve onları rezil etsin- (bu saldırıları) kınadığını ya da üzüldüğünü veya da kutsallar adına bir gayret gösterdiklerini duymadık. Nitekim onlar (kötü âlimler) zaten bunu yapmaya ehil de değildirler. Onların seslerinin neredeyse sadece mücahidlere iftira atmada, onları en çirkin, en iğrenç vasıflarla vasıflandırmada yükseldiğini duyuyoruz. Vallahi onlar ümmetin göğsü üzerine çöreklenen ve İslam ehline karşı savaşan küresel küfür gruplarına karşı savaşarak ve onları kızdırarak ümmeti eski ahdine ve şanına döndürmek isteyen herkesin karşısında Haçlıların sivrilttiği süngüden başka bir şey değildirler.

Ey Şam’daki Ehl-i sünnet! Sizin için istenen şeyi iyi anlayın. İslam Devleti hiçbir gün kapılarını, kendisine samimi olarak ya da tevbekar olarak gelen hiç kimseye kapamadı. Sizin için hayırdan ve izzetinizin kendisinde var olduğu şeyden başka bir şey de istemiyor. Bundan önce riddet sahvelerinden Halep Şehri’ni terk edip de hilafet devletine karşı savaş için dolarların peşinde koşuşturanların yaptığı yüzünden büyük kayıplara uğradınız.

Öyle ki; Halep’i savaşmadan Nusayrilere teslim ettiler. Bugün Halep halkından yerlerinden edilenlerin ve öldürülenlerin evlerini yağmalıyor ve mallarını çalıyorlar. Şehrin sakinlerinden ölenler, ahlaksızlığın, alçaklığın ve ihanetin en aşağılık ve hakir şekliyle hala yıkılan binaların enkazları altındalar. Küfürden sonra bir günah yoktur.

‘Cepheler’, ‘heyetler’, ‘hareketler’ diye isimlendirilen ve Nusayri rejiminin kendisini toparlaması ve hilafet devletine karşı savaşında cephelerini birleştirmesi için ateşkesler yapıp da, yarın ülkede ve teröre karşı mücadelede Nusayrilere ortak olduklarını görürseniz şaşmayın. Onlar bukalemun gibi renk değiştirenlerdir. Onlar her gün başka bir hal, başka bir durum, başka bir görüntü üzeredirler. Onların hepsi de haçın kalkanı, Nusayrilerin koruyucuları, başınıza gelen dertlerin ve sıkıntıların sebebidirler.

Ey Şam’daki Ehl-i sünnet! Sizin, Allah’tan ﷻ sonra hilafet devletinden başka kimseniz yoktur. O devlet ki; sizin için kendisinde izzetinizin ve dertlerinizden kurtuluşunuzun olduğu dininizi korur, namuslarınızı, onurunuzu muhafaza eder. Yüksek mevkiinize ve şanınıza yönelin.

Sizi yaşatacak ve Allah’ın ﷻ azabından kurtaracak olana yönelin. Cihada, ribata ve zayi ettiğiniz için yolunuzu şaştığınız, zilleti ve alçaklığı üzerinize geçirdiğiniz ibadete yönelin. Asla boşuna yaratılmadınız. Şüphesiz ki; Rabbinize kavuşacağınız belirlenmiş bir vaktiniz var ve O size soracak. Öyleyse sorulacak soruya bir cevap hazırlayın.

Ey hilafet askerleri ve ey İslam ehli! Suç ve ifsadın sahibi Amerika gücüne aldandı ve kibir onun gözlerini köreltti. Ve helak olup zeval bulacağı bataklığa dalmaya yöneldi. Evet, batacak ve orada bir kaçış yeri yok. Boşuna kendisini tuzaktan uzaklaştırmaya çalıştı ama kurtulamadı. Kendi ayaklarıyla Şam ve Irak’a sürüklendi ve daha da sürüklenecek. Irak’tan zelil, yenilmiş bir şekilde kaçarak çıkmasından sonra işte tekrar dönüyor. Ancak bu, Allah’ın vaadidir. Bizler Allah’ın ﷻ lütfuyla izzet, temkin ve onun zannettiğinin aksi hal üzereyiz. Direk karşı karşıya gelmeyi müttefikler, ayak takımı olanlar ve sırtlanlar engelleyemeyecek. Eğer elimizden bir şehir ya da bir bölge ya da bir belde giderse bu, safın ayıklanması, süprüntü olanların saftan çıkması ve Allah’ın ﷻ, kullarından dilediğini seçmesi için Müslüman cemaatine bir sınama ve imtihandır. Bu, ardından Allah’ın ﷻ izniyle Bağdat, Şam, Kudüs, Amman ve Muhammed’in s.a.v yarımadasının büyük fethi gelecek olan genişlemeden önceki bir geri çekilmeden başka bir şey değildir.

Ey iman ketibeleri, İranlılara saldıracaksınız ve Kum’u, Tahran’ı fethedeceksiniz. Ardından Rumlara saldıracaksınız ve aslanlar tekbirle kükreyecek ve Konstantiniyye (İstanbul) savaşılmadan fethedilecek. Bu, Rabbimizin ﷻ vaadi ve Nebimizin s.a.v müjdesidir.

Allah’ın ﷻ lütfuyla hilafet topraklarında bir nesil tevhid, vela ve bera üzerine yetişti. Ve dinin üstünlüğü yolunda öldürülmek ve ölmek onlara tatlı gelmektedir. Sen ona ne yapabilirsin Amerika? Ona ne yapabilirsin? Öyle ki; imanın özü ve saflığı kanında akmış, izzetin ve dininin üstünlüğünün tadını tatmıştır.

İslam halkını Irak’ta, Horasan’da ve tüm dünyada dinlerinden uzaklaştırmak için ne kadar çaba harcadın! Mücahidlerden kaçırtmak için kendini ne kadar yordun Amerika! Şer ve fesad belamlarını kullandın. Ancak nafile! Evet nafile. Temenni ettiğin şeyi yapamadın ve çaban boşa gitti. İşte onlar, fedai konvoylarına patlayıcı yüklü arabalarıyla katılanlar, sakalları ağarmış olanlardır ve bu sakallarını illa kanla boyamak istemektedirler. Bunun için de ilk saflarda savaşmaktadırlar.

Allah ﷻ bize ülkeleri açıp da seni zelil kılarak, seni ve ordunu ibret ve ayet kıldığı gün vaadini yerine getirdi sen ise yalan söyledin ve böylece aşağılık oldun. Öyle ki; mallar harcadın, sahip olduğun her şeyi kullandın ve Allah’ın lütfuyla bunlar mustazaf mücahidlerin eline geçen kolay ganimet oldu.

Allah ﷻ vaadini gerçekleştirdi, kuluna yardım etti, askerlerini izzetli kıldı. Sen ise yalan söyledin ve böylece aşağılık oldun. Ve tüm gücünü sarf etme, yorgunluk ve sıkıntıyla geçen bir on yılın ardından alay konusu oldun. Irak’taki mücahidleri ortadan kaldırdığını sandın ve liderliği Rafızilere teslim ettin. Allah’ın ﷻ lütfuyla hak kılıcını, Rafızilerin ve aşiretlerden riddet sahvelerinin boyunlarında işlettik. Burun kıvırıp istemeseler de ölümle yüz yüze geliyor, mezarlarını kendi elleriyle kazıyor, yatak odalarında boğazlanıyorlar. Allah’ın ﷻ izniyle, Irak’ta kendilerinden öncekileri nasıl terk etmişsen, Şam’da da ateist Kürtlerle riddet sahvelerini terk edeceğin gün de gelecek.

Ümmete, içinde bulunduğu vakıadan yüzyıllarca kaybolmuş olan manaları döndürüp, silinip Müslümanlar tarafından unutulan şiarları Allah’ın ﷻ lütfuyla yaşattığımız gün, Allah ﷻ vaadini yerine getirdi, sen ise yalan söyledin ve böylece aşağılık oldun ve zanların boşa gitti Amerika! Dahası Müslümanlardan birçoğu gözlerini dünyaya açtıklarından bu yana o şiarları hiç duymamışlardı bile. Ve hilafeti ilan ettik. Evet, hilafeti ilan ettik. Müslümanların, Rablerinin kitabını ve Nebilerinin s.a.v sünnetini aralarında uyguladığı sürece kendisine itaat etmeleri vacip olan halifesine biat ettik. O ki; kendilerini izzetlerine ve şanlarına sürmektedir. Allah’ın ﷻ lütfuyla yol açık oldu. Artık partiler, cemaatler ve örgütler bizi birbirimizden ayıramaz ve bizler paramparça olanlar değiliz.

Kesinlikle battın Amerika! Orada bir kurtarıcı da yok! Yeryüzündeki her toprak parçasında hilafet askerlerinin avı haline dönüştün. Sıfırı tükettin ve zevalinin emareleri açıkça ortaya çıktı. Şam, Irak ve İslam nedir bilmeyen bir kafasız ahmağın senin yönetimini üstlenmesinden daha açık bir delil yoktur. Nitekim o, durmadan akılsızca konuşuyor ve düşmanlarına savaş ilan ediyor. Önünde sadece iki seçenek var. Bunlardan her biri diğerinden daha acıdır. Ya daha önce olanlardan ibret alır geri dönersin, mücahidler de geride bıraktığın ganimetlerle nimetlenir ya da savaş meydanına iner -ki bunu yapmıştın- ve ölüm bataklığına dalarsın. Allah’ın ﷻ izniyle muvahhidlerin de içi ferahlar.

Ey Muhammed’in s.a.v yarımadasındaki Ehlisünnet! Yazıklar olsun size! Duymuyor musunuz? Görmüyor musunuz? Eğer gözler kör olmuşsa kalpleriniz nerede? Tevhidiniz ve imanınız nerede? Velanız ve beranız nerede? Cezira’nın tağutlarını görmüyor musunuz? Allah ﷻ onları her türlü hayırdan uzak etsin ve mülklerini ortadan kaldırsın ki; onlar bugün Irak Rafızilerinin can simidini destekliyorlar. Dahası Ehlisünnetin bölgelerini gasp etmelerini tebrik ediyorlar. Üzerinizden zillet tozunu silkelemenizin ve o hain mürtedlerin üzerine atılmanızın vakti henüz gelmedi mi? Onlar ki; küfrün girmedikleri hiçbir kapısını bırakmamışlardır. Mücahidlere karşı savaşında, sahip oldukları her şeyle desteklemedikleri, takviye etmedikleri yardım etmedikleri hiçbir Haçlı planı kalmamıştır. Irak ve Şam’daki Ehlisünnet, vahyin indiği, risaletin kaynağı olan yerden mi öldürülüyor ve zelil kılınıyor? Sahabelerin, ilk fatihlerin topraklarından mı batırılıyor, kendilerine sert davranılıyor ve aşağılanıyorlar? İçinizden gayretli olanlar nerede? Sıddık’ın ve Faruk Ömer’in torunları nerede? Ebu Basir’in ve Ebu Cendel’in torunları nerede? Ey Harameyn ülkesindeki tevhid kardeşleri! Tağutun askerleri, şer ve fitne âlimleri elinizin altındadır. Prensleri ve bakanları elinizin altındadır. Onlara, dinine yardım ve kardeşlerini savuma adına öfkeni göster. Zira onlar yüzünden İslam halkının başına gelen felaket had safhaya ulaşmıştır. İffetli, zayıf ve matemli ev hanımları onlardan şikâyet ettiler. Hiçbir akılsız, engel ve cahil senin karşında durmasın.

Ey Musul, Telafer, Rakka, Halep ve İslam Devleti’nin tüm cephelerindeki hilafet askerleri! Bilin ki; bugün biz, cihadımızın tarihinde en büyük aşamadan ve en tehlikeli virajdan, ümmetin tarihinde bir dönüm noktasından geçiyoruz.

Emaneti taşımaya layık olun ki; Allah’ın ﷻ izniyle bu yükü taşımaya en kadir olanlar sizlersiniz. Azık temin edinin. Azıkların en hayırlısı ise takvadır. Allah’tan ﷻ yardım isteyin. Zaafa düşmeyin. Kalpleri el-Aliyy, er-Rahman olana bağlayın. O’ndan yardım ve destek talep edin. Zira Allah Subhanehu ve Teâla yakındır ve sıkıntı, ihtiyaç içinde olana, dua ettiği zaman icabet eder ve kötülüğü giderir. Ve O, kullarına yetendir. Halil İbrahim’i ateşten kurtaran, Musa için denizi yaran, kulu Yunus’a kendisinden bir rahmet ve lütfu ulaştıran, kulu Muhammed’i s.a.v bir ay mesafelik korkuyla destekleyen O’ndan başkası değildir. Sabredin, sebat ve tevvekkül edin. “Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki; kurtulursunuz.” [Al-i İmran, 200]

Rabbinizin şu kavlini düşünün ve üzerinde derince tefekkür edin: “Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.” [Talak, 3]

Ey hilafet askerleri! Ey mukaddesatın koruyucuları! Dinleri ve ümmetlerinin intikamının farkında olanlar! Sizleri ancak cesur hırslılar, liderler, şerefliler, savunma sırasında celladın karşısında sabırlılar olarak bildik. Rabbinizin vaadine zafer, galibiyet ve temkin ile hazırlanın. Nefislerinizi en uç noktada etkiye ve en etkili acıya hazırlayın. Bu sadece bir kez öldürülme ve ölmedir. Sonrasında ise asla bitmez bir ikram vardır. Sakın ola ki; hiçbir karış toprağı suçlu kâfirlere bir cehennem kılmadan bırakmayın. Onlara evlerde sokaklarda yollarda pusu kurun. Köprülere mayınlar döşeyin saldırılar üzerine saldırılar düzenleyin. Onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin.

Ey İslam Devleti’nin Bağdat’ın kuzeyi ve güneyindeki, Kerkük’teki, Selahaddin’deki, Diyala’daki, Felluce’deki ve Anbar’daki yiğitleri! Daha fazla çaba sarfedin! Necis Rafızi ve mürted Sünni Allah düşmanlarına hak ettikleri cezayı verin. Acının kadehinden, etkili zehirden tattırın.
Sizler dövüş ve güçlü düşmanlık ehlisiniz. Mevladan isabet etmeyi dileyin. Güveninizi ve tevekkülünüzü Allah’a kılın. Zira her şey O’nun elindedir.
Ey Horasan’daki, Yemen’deki, Sina’daki, Libya’daki, Afrika’nın batısındaki ve her mekândaki hilafet askerleri!

Allah’ın ﷻ lütfuyla devletinizin hala en iyi yardımcıları ve desteğisiniz. Suçlu kâfirlerden ve uşakları olan mürtedlerden Allah ﷻ düşmanlarına karşı hamlenizi şiddetli kılın. Bilin ki; onlara karşı savaşınızı kızıştırmanızda Irak ve Şam’daki İslam yurdundan kâfir milletlerin saldırılarını defetme, müttefiklerini ve birliklerini başarısız kılma söz konusudur.

Ey Amerika’daki, Rusya’daki ve Avrupa’daki sadık muvahhidler! Ey hilafetin destekçileri! Ey savaşa gidemeyen (hicret edemeyen)ler ciddiyet kollarını sıvayın ve çabanızda dürüst ve samimi olun. Bilin ki; düşmanımızla savaşımız kapsamlı bir savaştır ve menfaatleri basit, ulaşılması da kolaydır. Onları hilafetiniz ve İslam yurdu yerine kendileriyle meşgul edin. Nebinizin s.a.v şu kavlini hatırlayın: “Kâfir ve katili asla ateşte bir araya gelmez.” [Müslim]

Allah’ım yolundan alıkoyan peygamberlerini yalanlayan ve velilerine karşı savaşan kâfirlere lanet et. Allah’ım onları sözlerinde ayrılığa düşür. Aralarına düşmanlık ve nefret sok. Ayaklarını sars. Onlara suçlular kavminden geri çevirmediğin zararı indir. Allah’ım dinine ve askerlerine yardım et. Sözünü üstün kıl. Hak ilah olan Allah’ım, bayrağını yükselt.
Güç ve kuvvet ancak Allah ﷻ iledir.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA