İDRAK MEDYA

Saf Dışı Kalanlar

Saf Dışı Kalanlar
Avatar
Ebu Gureyb Es-Sami( [email protected] )
15 Kasım 2018 - 1:59

Saf Dışı Kalanlar

Muhakkak ki sonsuz hamdler, senalar, medihler, göklerin ve yerlerin, doğunun ve batının Rabbi olan, hükmünde mutlak hâkim olan, izzet ve şerefin tamamının kendisine ait olduğu, ismi anıldığı zaman yüreklerin haşyetle titrediği Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya aittir. Salat ve selam ise, kıyamete yakın bir zamanda hakkı batıldan ayırt etmek için kılıçla gönderilen, duası müminlere rahmet olan, ümmetinin ezaya uğraması kendisine pek ağır gelen, güzel ahlak sahibi ve güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen, Muhammed aleyhisselatu vesselam’ın üzerinedir.

Bundan sonra, selam muhakkak ki hidayete tabi olan ve kalplerinde hiç bir nifak taşımayanların üzerine olsun.

Bu bir kaç satır yazıyı yazmamın sebebi, gerçeği yazıyı yazandan daha iyi bildikleri halde, “Din nasihattir” ve “Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten hatırlatma, Mü’minlere yarar sağlar.” (Zariyat/55) emri gereği bir hatırlatma, bir nasihat bazen de bir kınamadır. Evet, gerçeği çok iyi bildikleri halde, nefislerinin kendilerini aldatması, şeytanın düşmanları çok güçlü gösterip kendisini İslam Devleti’nin sınırlarından ve onun halifesine itaatten yüz çevirip küfrün, şirkin ve cehaletin karanlıklarına atan veyahut atmayı düşünenlere bir kınamadır.

Neden?
Hemen hemen hepimiz İslam Devleti öncesinde, kendi darul-küfür olan beldelerimizde, hidayet bulduktan sonra, gerek ders halkalarında, gerek vaizlerinde ve sohbetlerinde Tevhid daveti adı altında yıllarca insanlara hilafetin vucubiyetinden ve zaruriliğinden bahsederdik. Müslümanların acziyet içerisinde olmalarının en büyük sebebinin İslami bir devletin ve bu devletin başında bir halifenin olmayışına bağlardık. Yüzyıllardır çekilen sıkıntılardan meşakkatlerden bahseder, yıllarca hilafet naralarıyla konuşur dururduk.

Kim bilir belki içimizden samimice bunu isteyip, küfrün hegemonyası altında yaşamanın ne kadar zor ve tehlikeli olduğunu bilen birkaç samimi muvahhidin, belki ailesini bütün samimiyetiyle Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya emanet ederek dinin hâkimiyeti için cihada çıkan birkaç mücahidin veyahut eşi şehid olmuş bununla gurur duyup sabreden birkaç şehid eşinin, ya da kâfirler tarafından yetim bırakılmış birkaç şehid evladının duasının kabul olmuş olmasıdır ki Allah Subhanehu ve Teâlâ, bu ümmete İslam Devletini ve hükümleri icra eden bir halifeyi (Allah onu korusun) nasip etti.

Her tarihte olduğu gibi bu zamanda da kendi nefislerine yazık eden, çeşitli bahanelerle kendilerini kandırıp sonlarını felakete sürükleyen insanlar bizim asrımızda tertemiz İslam Devleti saflarında da ortaya çıktılar. Düşmanların hepsinin bir olup üzerimize gelmesiyle birlikte, gerçekten iman edenle etmeyen, Rablerine verdikleri sözde samimi olanla olmayanlar belli olmaya başladı. Savaşın şiddeti arttıkça temizin pisten, Mü’minin münafıktan ayrılması da hızlandı.

Neredeyse gün geçmiyor ki kendi nefsine, ailesine veyahut yakınlarına, tertemiz darul İslam’dan darul küfre kaçarak veyahut bunun planını yaparak nefsine zulmetmiş olanların haberi gelmemiş olsun. Ne yazık ki bu insanlar yıllarca İslam ahkâmına hasret olduklarını ifade eden, bunun için gayret gösteren ve pak hilafeti duyunca tereddüt etmeden buraya hicret eden insanlardı. Peki, ne oldu? Ne değişti? Vallahi onlar burada şeriatın icrasını gördüler. Bunu yakinen bildiler. Her meselenin şeriatla çözüldüğüne tanıklık ettiler. Şahitlik ettikleri hakikat, bir zamanlar insanlara anlattıkları kuran ve sünnetin tamamının eksiksiz, tıpkı asr-ı saadetteki gibi uygulanış haliydi. Peki, bu insanlar neden bırakıp kaçtılar veyahut kaçmayı düşündüler, neden?

İlk neden; Sözlerinde samimi olmamaları
Birinci neden bunların bundan önceki sözlerinde samimi olmamalarıydı. Çünkü sözlerinde samimi olanların özellikleri Allah Subhanehu ve Teâlâ şu buyruğunda bellidir: “Mü’minlerden öyle erkekler vardır ki Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.” (Ahzab 23) Rabbini tanıyan ona gönülden yönelen onun affını dileyen ve azabından korkan için, Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya verdiği sözü bozmak veya bunu düşünmek mümkün değil.

“Oysa andolsun, daha önce ‘arkalarını dönüp kaçmayacaklarına’ dair Allah’a söz vermişlerdi; Allah’a verilen söz (ahid) ise, (ağır bir) sorumluluktur.” (Ahzab 15) Ey biat ederken Rablerine bu sözü verenler, nerede ahdiniz ve samimiyetiniz.

Sizler biat ederken aslında biatin (alışverişin) kiminle olduğunu çok iyi biliyordunuz. “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.” (Feth/ 10)

Sizler bu kaçışınız ile kimden kaçacağınızı zannediyorsunuz. Yeryüzünde hangi canlı, hangi varlık ondan kaçabilir ki, sizin olmanız gereken özelliğiniz bu değil miydi: “Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. Ve onlar Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.” (Ra’d 21) Sevinsin bu özellikleri olanlar ve yerilip korksun bunda sebat etmeyenler.

Aslında bu insanlar kendi nefislerinde şimdiye kadar yapmayacakları şeyleri istediklerini ve yerine getirmeyecekleri ağır yükü konuşup durduklarını gördüler. “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).” (Saf/3)

Sizler bu hareketinizle şimdiye kadarki iddialarınızda samimi olmadığınızı, ne yazık ki üzülerek söylüyorum ki yalancı olduğunuzu ortaya koymuş oldunuz. Heyhat heyhat, söyledikleriniz doğruydu, ama sizler yalancıydınız. Bundan önceki, hilafetsiz olmaz sözünüz doğruydu, ama sizler yalancıydınız. cihad menhecimizdir sözünüz doğruydu, ama sizler yalancıydınız. Şeriatsız bir günün bile geçmesi caiz değildir sözünüz doğruydu, ama sizler yalancıydınız. Kısacası buraya gelmeden önceki davetiniz, iddialarınız doğruydu, ama ne yazık ki sizler vakıanın yalancılarıydınız. “İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebut/2) İşte bu ayette de bahsedilen buydu. Sizde görmüş oldunuz, nefisleriniz buna şahitlik etti ki sizler sınandınız ve kaybettiniz. Rabbimiz sizi temiz toplumdan saf dışı etti ne yazık ki bu nedenden dolayı kovuldunuz.

İkinci neden; Korkuları
Saf dışı edilmenizin bir diğer nedeni ise nefislerinizde meydana gelmiş olan korkuydu. “Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar.” (Nisa 77)

Artık kendi nefsinizi tanıyın ve bilin. İşte kendinizi düşmanlardan, Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan korktuklarından daha çok korkanların safına attınız. Kâfirleri, Allah’tan daha güçlümü gördünüz? Kulların azabını Allah’ın azabından üstün mü tuttunuz? Bomba seslerini cehennemin uğultusundan daha dehşet verici mi sandınız? Uçakların attıklarını cehennemden daha yakıcımı sandınız? Cehennemin geçicide, düşmanların yaktığı ateşi ebedimi sandınız? Veyl olsun size ve bu zanlarınıza… Ölümün ve yaşamın âlemlerin Rabbinin elinde olduğunu unuttunuz mu? Ölümden korktunuz da ondan mı nefislerinize zulmettiniz? “De ki: “Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” (Ali İmran/154)

“Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş kalelerde olsanız bile.” (Nisa/78. )

Ölüm budur işte. Sizler kaçarak aslında öleceğiniz yerlere kaçtığınızı unutmayın. Şunu da unutmayın ki bu hareketinizle Allah Subhanehu ve Teâlâ sizin dünyanın hangi arzında ve ne hal üzere öleceğinize bir kıymet vermeyecektir. “Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” (Tevbe 67) Siz Allah’ın her şeyden ve herkesten güçlü olduğunu, bütün insanlık size zarar vermek için toplanmış olsa bile Allah’ın izni olmadıkça size bir zarar veremeyeceğini unuttunuz, Âlemlerin Rabbi de sizi unuttu… Oysaki sizin korkmanız gereken: “De ki: “Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım”.” (En’am/15) “Ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır. O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür.” (Hud 103) “Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır).” (İbrahim/14) Bu ayetleri iyi okuyun ve belleyin. İşte bunlardır bizlerde olması gereken korku.

Üçüncü neden; Nefislerinin istediklerini pak olan topraklarda bulamamaları
Müminlerin pak saflarından atılmanızın bir diğer nedeni, nefislerinizin istediklerini elde edemeyişiniz ve her istediğiniz cürmü temiz İslam Devleti beldelerinde bulmadığınız içindir. Evet, aylık dolgun maaşlar, faiz müesseselerinden çıkmış necis paralar; her türlü haramın içine bulaştığı Avrupa’nın köpek medeniyetinin ürünü olan yiyecekler, akşamları izlediğiniz televizyon keyifleri ve her gün sokağa çıktığınızda zinaya davet eden çıplak kadınların olmaması mı sizi rahatsız etti? Yoksa sizler seleften Yahya b. Maun’un (Allah ona rahmet etsin) bir fırkadan bahsederken, onlar halkın içinde muttaki, yalnız kaldıklarında nefisleri aç kurttur, dediği kesimden mi oldunuz? Kendi kalplerinize bir danışın ve sorun, demokratların yolları yasaları, size temiz ve pak olan şeriattan daha mı güzel ve uygun geldi.
“Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt’e inanıyorlar ve diğer inkâr edenler için: “Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır” diyorlar. İşte bunlar Allah’ın kendilerini lanetlediğidir. Allah’ın kendisini lanetlediğine hiç bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa 52)

Evet, hiç düşündünüz mü, günümüzde kâfirlere sizin yolunuz Mü’minlerin yolundan daha doğrudur demek nasıl gerçekleşir. İşte bu sizin yaptığınızdır. Ayetin kınadığı bu insanlar ehli kitap yani bir kitaba iman ettiklerini söyleyen insanlardı. Tıpkı sizin gibi, sizlerin kurana iman ettiğinizi söylemeniz gibi. Onların da İncil veya Tevrat’a inandıklarını söylemesi. Onlar İsa (a.s.)’a veyahut Musa (a.s.)’a inandıklarını söylerlerdi tıpkı sizin Muhammed sallalahu aleyhi vesellem’e iman ettiğinizi söylemeniz gibi. Onlar iman edenleri bir kenara bırakıp değişik bahanelerle kâfirlerin müminlerden daha doğru yolda olduklarını söylediler.

Şimdi siz bir düşünün ve söyleyin Mü’minleri bırakıp ta, güvenliği, emanı, yaşamayı ve huzuru onların beldelerinde onların içlerinde aramanız ne manaya geliyor. Kalbinize bir danışın ve söyleyin. Seçim sizin, kaçın ve gidin, neyi hak ederseniz onunla yönetilirsiniz. Haydi, gidin size Kur’an değil, demokrasi hükmetsin, haydi gidin namuslarınız açılsın ve iffetiniz kalmasın. Haydi, yol alın durmayın, küfür okullarında evlatlarınızın sıraları bekliyor. Kendinizi atıverin Tağutun asker ve polisinin kucağına. Diledikleri zaman evlerinizi bassınlar bir sabah namazı vaktinde. Postallarıyla mahremlerinize girsinler. Size ait olan her şeye sahip olsunlar. Siz çalışın ama onlar kazansın, hizmet ettiğiniz güçlendirdiğiniz pak hilafet değil, Trump ve uşakları olsun. Haydi, ne olur durmayın ve gidin.
Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve Mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!” (Nisa 115)

İşte bu yol size belli olmuştu da, sizler muhalefet ettiniz. Sizler çok iyi bilmektesiniz ki bu şeriat size, hilafete itaat edin dedi fakat siz muhalefet ettiniz, elçi size cihaddan geri kaçanı Rabbiniz bağışlamaz dedi fakat siz muhalefet ettiniz, müşriklerin içerisinde yaşamaktan men etti fakat siz muhalefet ettiniz ve en son olarak da müminlerin yollarından ve saflarından ayrıldınız. Siz söyleyin, gideceğiniz yer ve yatağınız neresi olsun?

Haricilik iddiası
Nefsinizin ve şeytanın sizi İslam diyarından terk ettirmek için, bazılarınızı kandırdığı iddia, İslam devletini harici olmakla suçlamasıydı. Bu kaçanların ürettikleri en komik mazeretti. Bu iddialara cevap vermek bile lüzumsuzdur. Çünkü birkaç kitap okumuş biri bilir ki haricilikte hilafet lüzumsuz, hatta bazı harici akımları hilafeti küfür saymaktadır. Oysa İslam Devletinde Hilafet yaşasın diye binlerce şehid verildi ve verilmekte. Söylediğim gibi bu konuları açmak bile yersizdir.

Ama ben beni (İslam devletini) harici olmakla suçlayana sormak istiyorum: ben (İslam devleti ) hariciyim de sen ali misin? Ben (İslam devleti) hariciyim de sen Allah ve Resulünün kendisini sevdiği, kendisinin de Allah ve Resulünü sevdiği Ali misin? Ben hariciyim de, sen Hayber’in fatihi Ali misin? Ben hariciyim de sen Peygamberi ve davasını bir an bile yalnız bırakmayan Ali misin? Ben hariciyim de sen Peygamberin yerine ölüm yatağına yatan Ali misin? Ben hariciyim de sen en zor savaşlarda ilk önce öne çıkan üç kişiden biri olan Ali misin? Ben hariciyim de sen Bedir’deki, Uhud’daki, Hendek’deki ve de diğer gazvelerdeki Peygamberi bütün bedeniyle koruyan Ali misin? Evet, gerçekten eğer sen bu Ali isen, özür dilerim ben hariciyim!

Son olarak;
Son olarak bu insanlara şunu söylemek istiyorum: İslam ümmeti dünya tarihi boyunca bu yüzyılda olduğu kadar hiçbir zamanda böyle saldırılara maruz kalmamıştı. Tüm bölgelerdeki Tağutlar, evrensel Tağutlarla birlikte nerede gerçek İslam’a ait bir hareket görse onu yok etmek için elinden geleni yaptılar. Tevhid akidesine sahip kim varsa onlara elleriyle ve dilleriyle zarar verdiler. Yaktılar, yıktılar, yok ettiler. Aciz bıraktılar, tecavüz etiler. Ümmetin haysiyet ve şerefini hiçe saydılar. Afganistan’da Bagram cezaevinde tecavüze yalnız bacılarımız değil, erkek kardeşlerimizde uğradı. Irak’ta Ebu Ğureyb’de ana rahimlerine köpek menisi enjekte edilen yine bizim Müslüman bacılarımızdı. Filistin’de kafaları affedersiniz tuvalet deliklerine sıkıştırılarak öldürülen bizim çocuklarımızdı. Bunlardan daha iğrenci Amerika’da genel evlerinin duvarlarına kurandan ayetler yazılması, mescidi haram resimli mekânlarda seks partileri verilmesi, tuvalet ve klozet taşlarının üzerlerine kurandan ayetler yazılması.

Evet, bütün bunlar ve daha fazlası bizim içerisinde olduğumuz acziyetin bir göstergesi, izzet ve şereften bahsetme hakkımızın olmadığının bir kanıtıydı. Yeryüzünde hiç bir zindan yoktu ki, içerisinde bir muvahhid veya mücahit olmamış olsun.

Bütün bunlardan sonra Allah Subhanehu ve Teâlâ bizlere sahih menhec üzere bir araya gelip cihad etme imkânı verdi. Artık kendi inancımızı, namusumuzu, neslimizi, malımızı ve canımızı kâfirlerden koruma imkânı bulduk. Bu lütfundan dolayı Âlemlerin Rabbine hamdolsun. Artık zayıfken güçlü, hor ve hakirken izzetli ve şerefli olduk. Öyle bir hale geldik ki Allah Subhanehu ve Teâlâ kâfirlerin kalplerine bizim korkumuzu yerleştirdi de bizimle savaşmaya ancak köpeklerini ve 10 km den daha az bize yaklaşmaya korkan pilotlarını yolladılar. Bütün bir dünya artık sahih menhecli hilafetin yükselişinden ve onun önüne geçemeyeceklerinin haberlerini konuşmaya başladı. Ve artık bizler Rabbimizin izniyle dünyanın bütün devletlerine savaş açtığımızı ilan ettik ve evrensel Tevhid savaşını başlattık.

Ve ben burada bu mübarek, övülmüş, sahabelerin bile gıpta ettiği Şam cihadını bırakıp giden ve gitmeyi düşünenlere şunu söylüyorum: İslam Devletinin açtığı sancak yeni değil Peygamber aleyhisselam’ın açtığı sancaktır. Bu sancağın üzerinde peygamberin çilesi, kanı, gözyaşları, yorgunluğu var, sahabelerin hayatları ve kanları var. Bu sancak sana ulaşana kadar ne kadar, kan gözyaşı, acı, zindan, ayrılık, hasret varsa hepsi bu sancak sana ulaşsın diyeydi. Şimdi sen bu sancağı kime bırakıp gidiyorsun. Aç kurtlar parçalasın diye mi, düşmanlar bu sancağı yok etsin diye mi gidiyorsun? Yoksa sen bu sancağı yerlere atmak mı istiyorsun? Burada beldemizde binlerce mücahid var, sen bunları bırakıp mı gidiyorsun? Hani Mü’min Mü’mini yalnız bırakmaz düsturuna ne oldu? Kardeşlerini dünyanın en zalim ordularının karşısında yalnız bırakıp mı gidiyorsun? Topraklarımızda binlerce şehidimizin tertemiz emanetleri olan şehid eşleri olan bacılarımız var, kime bırakıp gidiyorsun? Binlerce yetim, ama bundan şikâyetçi olmayan evlatlarımız var, kiminle karşı karşıya bırakıp gidiyorsun? Davası için organlarını kaybetmiş başkalarının yardımına ihtiyacı olan binlerce yaralı kardeşimizi kime bırakıp gidiyorsun.

Ve şunu söylemek istiyorum sizlere: “Meryem oğlu İsa: “Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen’den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın” demişti. Allah demişti ki: “Şüphesiz ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim inkâr ederse, ben onu gerçekten âlemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım”.” (Maide 114-115)

Söylemek istediğim şey, İsa (a.s.) havarileri için olan tehdit, âlemlerden kimsenin çarptırılmadığı bir cezaydı. Sebebi gökten inen sofra mucizesine tanıklık ettiler ve şüpheye yol verecek hiçbir şey kalmamıştı. Acaba gökten bir sofra inmesi mucizesine tanıklık edenler bu tehdidi aldıysa; Allah’ın izniyle nice az topluluk nice çok topluluğa galip gelmesi (Bakara/249), İzzetin tamamının Allah’ın, Resulünün ve Mü’minlerin olduğunu görmesi (Münafikun/8), Eğer kâfirler bizimle savaşırlarsa arkalarını dönüp kaçacakları (Feth/22), ve hadislerde de Allah’ın Şam ehline kefil olması; bu orduya düşmanların galip gelmemesi, düşmanların çokluğu onlara bir zarar verememesi ve bunun gibi onlarca Kuran ve sünnet hakikatine tanıklık ettikleri halde, bırakıp giden, inkâr edip giden, acaba bir sofradan daha çok şey görmemiş midir? Ve cezası sizce nasıl olur?

Ve bu yazdığım birkaç satır yazı saf dışı edilenlere ve edilmek üzere olanlara bir öğüttü.

“Andolsun, biz bu Kur’an’da çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa bu, onların ancak kaçışlarını arttırıyor.” (İsra/41)

“Biz onlardan önce kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?” (Kaf/36)

“Dileyen ondan öğüt alır.” (Abese/12).

Allah hükmünde galip olandır, lakin insanların çoğu bilmezler.

Ebu Gureyb Eş-Şami

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
2 ADET YORUM YAPILDI

Enes24 Kasım 2018 / 19:18Cevapla

Ebu Gureyb bin şami. Rabbim seni mukafatlandirsin.cok guzel bir yazi olmuş.sitenin yonetici kardeslerden bir ricam olacak inseallah.
Şehid (inseallah) şeyh Mucahid Muhammed Adnani’nin(Takabbelallah) Allah ondan kabul etsin “Ey islam devletine hicret edemeyenler bulunduguz ulkede ferdi eylemler yapin “adlı konusmasinida yayinlarsaniz seviniriz inseallah.

Özgür12 Aralık 2018 / 18:43Cevapla

Yazıyı yazandan, bize ulaştırandan ve okuyup da içlenenden Allah razı olsun.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA