İDRAK MEDYA

Tağuti Sistemlerde Askerliğin Hükmü – 4

Tağuti Sistemlerde Askerliğin Hükmü – 4
28 Ocak 2019 - 22:02

Tağuti Sistemlerde Askerliğin Hükmü – 4

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Recep 1437 tarihinde, Konstantiniyye dergisinde yayımlanan “KÜFREDENLER İSE TAĞUTUN YOLUNDA SAVAŞIRLAR TAĞUTİ SİSTEMLERDE ASKERLİĞİN HÜKMÜ – 2” isimli makalenin üçüncü kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

8-Küfür Yeminlerini Yapmaları:

Küfür veya şirk ifade edecek bir sözü telaffuz eden birisi buna inanmasa dahi kâfir veya müşrik olur. Bahsetmiş olduğumuz tağuti düzenlerin asker veya polisleri göreve başlamadan küfür yeminlerini yapmaktalar. Bu lafızları kim telaffuz ederse İslam dininden çıkar.

Askerlik Yemini:

Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle, hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu Türk Sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda edeceğime namusum üzerine and içerim.

Polislik Yemini:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İlke ve İnkılaplarına Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacağıma Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarını Milletin hizmetinde olarak, tarafsız ve eşitlik ilkelerine, bağlı kalarak uygulayacağıma, Türk Milletinin, Milli, Ahlaki, İnsani, Manevi ve Kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma, İnsan Haklarına ve Anayasanın Temel İlkelerine dayanan, Milli, Demokratik, Laik bir Hukuk Devleti olan, Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine and içerim.

Yukarıdaki yeminler ve törenleri başlı başına bir küfür merasimi ve küfür El fazlarıdır. Bu sözleri ikrah altında olmadan söylemek küfürdür. Daha göreve başlamadan bile askerleri kâfir yapıp, şeriatçı olmayacaklarına ve laik olacaklarına dair onlara yemin ettirmekteler. Bunların ne derece kâfir olduklarını varın siz düşünün.

Bu tür yeminler İslam’a göre sahih yeminler olmadığı için insanı dinden çıkarmaz diyen cahillere şunu demek gerekir. Bir insan sırf küfür lafzını kullanması bile onun kâfir olmasına yeterlidir. Eğer küfür lafını, -İslam’a göre sahih olmasa da- kendince yemin ederek söylüyorsa kâfirlikte katmerleşmesidir. Bir insanın kâfir olması için yemin etmesine gerek yoktur. Sadece küfür lafzını kullanması bile onun dinden çıkması için yeterlidir. İslam’a göre yeminini Allah’ın adıyla yapmadığı için yemini sahih olmasa da kâfirliği sahihtir.

Ayrıca bu yemin törenlerine iştirak edenler, susup yemin etmeseler veya içlerinde başka şeyler terennüm etseler bile küfrün konuşulduğu bir ortamda bulunması hasebiyle de küfre girmiş olurlar.

Şunu da unutmamak gerekir ki; Türkiye gibi ülkelerde kalıp hicret etmeyen muvahhidlerin zorla askere götürülme durumlarında onlar için bir ikrahın kalmadığını bilmeleri gerekir.İkrahın şartlarından birisi de kaçma imkânının olmamasıdır. Küfürden kaçma fırsatı olduğu halde kaçmayıp küfre zorlanan birinin de ikrahı geçerli değildir.

Zorlananın tehdit edildiği şeyi kaçarak, yardım talep ederek ve mukavemet göstererek def edememesi gerekir. (El Eşbah ve’n Nezair, İmam Suyuti, C.1, Sh.209.)

İkraha zorlanan kişi tehdit edildiği şeyi, kaçmakla bile olsa kendisinden def etmekten aciz olması gerekir. (Fethu’l Bari, Cüz 12, Sh.311.)

Kadı İyad şöyle demektedir: Kayravan’ın fukahalarından Ebu Muhammed El Karani’ye soruldu ki; ben-i Ubeydilerin kendisini ikrahla davetlerine sokmak isteyen biri için ikrah geçerli midir? Yoksa öldürülmeyi mi tercih etmesi lazımdır. Dedi ki; öldürülmeyi tercih etmesi gerekir. Ben-i Ubeydilerin durumunu bilmeyen ve ilk defa o şehre giren birisinin dışında orada kalan hiç kimse için ikrah mazeret değildir. Onların durumunu öğrendikten sonra oradan kaçmak vaciptir. Durumlarını bildikten sonra orada kalan hiç kimseye korku artık mazeret değildir. Çünkü ehlinden şeriatin uygulanmaması istenen bir yerde ikamet etmek caiz değildir. (Tertibu’l Medarik, C.7, Sh.277.)

İkrahın bir ruhsat olduğunu ve hicret etmemenin de bir masiyet olduğunu kabul ettikten sonra; hicret edebileceği bir yurt varken hicret etmeyip küfür ordusuna ikrahla getirilenlerin ikrahları geçerli değildir ve bu konuda mazeretli değillerdir. Çünkü İslam âlimlerinin cumhuru bir konuda masiyet halinde olan biri o konudaki ruhsatı kullanamayacağını ifade ederler. Örneğin masiyet için sefere çıkan birinin namazlarını kısaltması caiz değildir.

Kurtubi r.h şöyle demektedir:
İlim adamlarının çoğunluğu (cumhur), masiyet için yapılan yolculukta kasır olmayacağını kabul etmektedirler. (Kurtubi Tefsiri, C:5, Sh.356.)

İmam Suyuti şöyle der: günah olan bir amelde ruhsatlar kullanılmaz. Bundan ötürü günah bir amel için sefere çıkan biri, kasr, cem’, iftar etme ve mestlere 3 gün mesh etmek gibi seferin hiçbir ruhsatlarından istifade edemez. (El Eşbah ve’n Nezair, C:1, Sh.138.)

Hülasa: Asker, polis, istihbarat ve emniyet güçlerinde asıl olan küfür üzere olmalarıdır. Çünkü düşman ancak destek ile Müslümanlara karşı savaşma imkânı bulabilmektedir.

İslam’ın kabul ettiği, Allahu Teâlâ’nın da ayette belirttiği kadın, çocuk ve güçsüz olmak yani İslam âlimlerinin izah ettiği ikrah ve zayıflık hali varsa bunlar mazur sayılırlar. Onların batini hallerini ise Allahu Teâlâ bilir. Biz sadece zahire göre hüküm vermek ile emrolunmaktayız. İnsanların kalbini yarmak ve içinde gizlediklerini ortaya çıkarmak ile görevlendirilmedik. Aksi ortaya çıkıncaya kadar bu kurumların aslı ve zahiri küfürdür.

Bugün şirk ve küfür askerlerinin karargâh ve merkezlerinde mescid veya dini sembollerin olması onlara yarar sağlamaz. Çünkü bunlar asli kâfir değil, mürted hükmündedirler ve mürted olmaları da namazı, ezanı ve benzeri şeyleri kabul etmediklerinden dolayı değildir. Tevhid ve Muvahhidler ile savaştıkları, şirk ve küfre destek oldukları içindir.

Bu asker ve polislerin bir kısmı namaz kılmakta, şehadet kelimesini söylemekte ve bununla beraber şirk ve küfür üzere devam edip tağutları desteklemektedirler. Bunların İslam’a dönmeleri, inkâr etmedikleri ve terk etmedikleri namaza inanmak ve ona dönmek ile değil, şirk ve küfürlerine sebep olan tağuta askerlik gibi küfürlerden tevbe etmeleri ve uzaklaşmaları ile gerçekleşir.

Tevbe Suresi’nde, alay etmeleri sebebi ile tekfir edilen kişiler namaz kılıyor, iki şahadeti ikrar ediyor ve ezan okuyorlardı. Üstelik Rasulullah ﷺ ile birlikte cihada çıkmışlardı. Alay etmeleri sebebiyle küfre girince, tevbe etmeleri de ezan okumak veya namaz kılmak ile değil ancak bu alaydan vazgeçmeleri ile olmaktadır.

“Şayet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” (Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz.” [Tevbe, 65-66]

Kadı Ebubekir bin El Arabi bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Onların söylemiş oldukları bu sözler ya şaka iledir yahut ciddidir. Her iki durumda da bu küfürdür. Küfürle dalga geçmek küfürdür. Bu konuda ilim ehli arasında da herhangi bir ihtilaf yoktur. (Kurtubi, C.8, Sh.197)

Dininden dolayı Müslümanı öldürmek, hapsetmek, işkence etmek veya onu kötülemek küfürdür. Dini devletten ve hayattan ayırmak için büyük gayret sarf eden, bu uğurda savaşan, laik sistemini koruyanlarda kâfirdirler.
İnsanlık iki zümreden oluşur hak ve batıl taifesi.

“Gerçekten haktan sonra sadece batıl vardır.” [Yunus, 32]

Bir insan Allah’ın yasaları ve kanunları tarafındaysa hak, değilse batıl taifesindendir. Allah’ın dinini yaşamak ve hâkim kılmak bütün Müslümanlara farzdır. Buna engel olan, karşı çıkan herkesle savaşmak farzdır. İslam’ı yeğleyen, tevhidi düşünen, İslami bir devlet isteyen Muvahhid gençleri gözaltına alan, tehdit eden, hapseden, işkence eden, öldüren ve kendisini Müslüman sayanlar, şehadet kelimesi söyleseler bile hiç Müslüman olabilirler mi? Sırf Allah’ın dinini hâkim kılmak için mücadele eden bu muvahhidleri cezalandıran insanlar, İslam âlimlerinin icmasıyla küfürdedirler. Gayri İslami düzeni ayakta tutup Allah’ın helallerini yasaklayan, kendi yasaklarını insanlara zorla uygulatan tağutlar, askerleri ve yardımcılarının kâfir olduğunda şüphe yoktur. Çünkü tağutların askerlerinde, polislerinde, istihbaratlarında ve emniyet güçlerinde zahiren görünen şirkin ve müşriklerin dostları ve bu şirki ayakta tutan en önemli unsur olduklarıdır. Bunlar küfür kanunlarını gözetleyen gözlerdir. Tağutların tahtlarını korumakta, sağlamlaştırmakta ve tağutların küfrüne karşı çıkıp, Allahu Teâlâ’nın şeriatının uygulanmasını isteyen insanları her türlü ceza ile cezalandırmaktadırlar. Tağutlar, onların yardımıyla ve koruması altında İslam’ın hükümlerini devre dışı bırakmakta, küfür kanunlarını ortaya koymakta, uygulamakta, içki, faiz, zina, irtidat gibi haramları mubah saymaktadırlar.

Müslüman bir şahsiyet ancak Allah’ın ﷻ dini en yüce olsun diye savaşmaktadır ve ancak bu uğurda canını vermektedir. Cahiliye adetleri, kanunları ve bayraklarını yükseltmek için savaşmamaktadır. Bir insan Allah’ın ﷻ dinini yüceltmek için savaşıyorsa o Allah ﷻ yolunda cihad etmektedir. Kim de Allah’ın ﷻ kelimesini yüceltmek için savaşmıyorsa bilsin ki başka Allah’ın ﷻ razı olmadığı bir gaye uğrunda savaşmaktadır ve bu ondan asla kabul edilmeyecektir.

Ebu Musa r.h şöyle demiştir: Peygamber’e ﷺ’e bir kimse geldi de:
“Bir kısım kimseler ganimet malı için savaşır, bir kısım kimseler de insanlar arasında adının söylenip övülmesi için savaşır, bir kısım insanlar da yiğitlikteki mevkii derecesi görülsün diye savaşır. Şu halde Allah yolunda cihad eden kimdir?” diye sordu. Nebi ﷺ : “Her kim Allah’ın kelimesi en yüce olsun diye savaşırsa, o Allah yolundadır” buyurdu. (Buhari Hadis No:2810)

İşte hak ile batıl bu kadar açık ve ortadadır. Ya Allah’ın ﷻ yolunda ve onun kelimesini yüceltmek için savaşıyorsun ya da şeytan ve tağutların yolunda onların kelimesini ve kanunlarını yüceltmek için savaşıyorsundur. Bunun ortasında başka bir yol yoktur.

Birileri kendileri Allah’ın ﷻ yolunda savaştığını iddia etse bile eylemlerinde bunu tasdik edecek eylemler yoksa bunlar şeytanların onları saptırdığı kimselerdir. Bu gün İslam devletiyle savaşan ve kendilerini Allah ﷻ yolunda olduklarını sananların eylemlerini gözden geçirmeleri gerekir. Allah’ın ﷻ şeriatını yüceltmek ve hayata hâkim kılmak için savaştığını iddia eden bu gruplar ellerindeki mıntıkalarda Allah’ın ﷻ şeriatını hayata hâkim kılmamaktadırlar. Hatta İslam Devleti’nin şeriatla hükmettiği mıntıkaları İslam Devleti’nden alarak Allah’ın ﷻ şeriatını yürürlükten kaldırıp beşeri kanunları oralarda yüceltmektedirler. Maslahat veya başka isimleri, Allah’ın ﷻ şeriatını pratize etmenin önüne geçirmişlerdir. Bunların kendilerini Allah ﷻ yolunda olduklarını sanmaları onlara bir fayda sağlamayacaktır.

“De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” [Kehf, 103-104]

“Kim, Rahman’ın Zikri’ni (Kur’an’ı) görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.” [Zuhruf, 36-37]

“Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.” [Araf, 30]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA