İDRAK MEDYA

TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) – 2

TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) – 2
08 Mart 2019 - 22:47

TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) – 2

İslam Devletinin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şaban 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER -3 MÜŞRİKLERİ TEKFİR ETMEME KÜFRÜ” isimli makalenin ikinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

Müşrikleri Tekfir Etmeyenlerin Küfrünün Üç Değişik İlleti Bulunmaktadır:

Birincisi: Allah’ın ﷻ veya Resulü’nün ﷺ kâfir olduğunu beyan ettiği kişilere kâfir dememek nasları inkâr etmek demektir.

Nitekim bazı davet imamları -Allah ﷻ onlara rahmet etsin- şöyle dediler: “Müşrikleri tekfir etmeyenler Kur’an’ı tasdik etmemişlerdir.” [Ed-Dureru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, C.9, S.291]

İkincisi: Tağuta küfretme kapsamında olan tağuta ibadet eden kâfirleri tekfir etmemek, tağuta küfretmeyi yerine getirmemek demektir.

Şeyh Abdurrahman bin Hasan şöyle dedi: “Eğer kul Lailaheillallah’ın anlamını bilirse, Allah’a ﷻ şirk koşanın küfründe tereddüt eden veya şüphe duyan kişinin, tağuta küfretmediğini bilir.” [Ed-Dureru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, C.11, S.523]

Üçüncüsü: Müşrikleri tekfir etmeyenler, tevhidin cahili olduklarından ötürü onları tekfir etmemektedirler. Hiç şüphesiz tevhidin cahili olanlar kâfirdirler.

İmam Malti (vefat 377 H.) şöyle demektedir: “Tüm kıble ehli aralarında hiçbir ihtilaf olmaksızın derler ki; kim bir kâfirin tekfirinde şüphe ederse kâfir olur. Çünkü küfürde şüphe edenin imanı yoktur. Çünkü o, küfrü ve imanı tanımamaktadır.” [Et-Tenbihu Ve’r Reddu Ala Ehli’l Ehvai Ve’l Bidei, S.40-41]

Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab üç illeti şu sözüyle cem etmiştir.
Şeyh Muhammed Abdulvehhab şöyle demektedir: “Her kim ben ’tan başkasına ibadet etmem der ve efendi ve kabirlerin üzerindeki kubbelere ve buna benzer şeylere itiraz etmem derse bu, Lailaheillalah sözünü yalanlamış, Allah’a ﷻ iman etmemiş ve tağuta küfretmemiş olur.” [Mecmuu’t Tevhid, S.79]


Müşrikleri Tekfir Etmeyenlerin Tekfiri, Azirin Tekfiri Olarak İsimlendirilmez

İslam’a nisbet edilen müşriklerin tekfirinde duraksayanın hükmünü vasıflandırmak için ‘Azir’in (Mazeretli görenin) Tekfiri’ ibaresini kullanmak doğru değildir. Çünkü bu ibare kapsamlı bir ibare değildir.

Büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığını söylemekle birlikte, bu sonradan çıkan ‘cehaletin mazeret olma’ kavramı, azirin (mazeretli gören) tekfirde duraksamasını gerektirmemektedir. Çünkü bunlardan bazıları, cehaleti mazeret gördüğü halde müşrikleri tekfir etmektedir. Çünkü onlara göre müşriklere hüccet ikame edilmiştir. Bundan dolayı onların tekfirinde duraksamamaktadırlar.

Aynı zamanda müşriklerin tekfirinde duraksama konusu, cehaleti mazeret görmekle sınırlı değildir. Tekfir etmekten geri durmasında ki neden; cahilliğinden, kibrinden, başkaldırmasından, inadından, hevasına tabi olmasından veya Kelime-i tevhidin faziletlerine delalet eden nasları delil almasından ötürü de olabilir.

Dolayısıyla ‘Azirin (mazeretli gören) Tekfiri’ ibaresi, ilim ehlinin İslam’ı bozan bu maddede kast ettiği müşrikleri tekfir etmekte duraksayanları vasıflandırmada yetersizdir.


Kendisini İslam’a Nispet Eden Müşrikleri Tekfir Etmeyenlerin Tekfiri, Hüccet İkamesine Bağlıdır.

İslam’a nispet edilen müşrikleri tekfir etmekten geri duran bir kimse icma ile İslam’ı bozan unsurlardan birini işlemiştir. Müşriklerin tekfiri meselesi, insanların eşit bir şekilde idrak ettiği, açık ve mütevatir naslarla sabit olmuştur. Ve bunun küfrü, mesele hakkında hüccetin ikame edilmesine bağlıdır. Bu konu hakkında hüccetin ikamesi ise, Kur’an’ın gerek hükmi gerekse de hakiki olarak onlara ulaşması ile gerçekleşir. Allah ﷻ şöyle buyurdu: “İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu” [Enam, 19]

Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab şöyle demektedir: “Ancak Allah’ın ﷻ kitabında ahkâmını izah ettiği dinin usullerinde Allah’ın ﷻ hücceti Kur’an’dır. Kur’an kime ulaştı ise ona hüccet ulaşmıştır. Ancak sorunun aslı şudur; sizler hüccetin ikame edilmesi ile hüccetin anlaşılması arasını ayıramıyorsunuz. Muhakkak ki, kâfirlerin ve münafıkların çoğuna Allah’ın ﷻ hücceti ikame edildiği halde onu anlamamışlardır.

Nitekim Allah ﷻ şöyle demektedir: “Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.” [Furkan, 44]

Hüccetin ikame edilmesi bir türdür, onun ulaşması ise başka bir türdür. Ve nitekim onlara hüccet ikame olmuştur. Onların hücceti anlamaları ise başka bir türdür. Onların küfürleri, anlamasalar da hüccetin onlara ulaşmasıdır.” [Ed-Dureru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, C.10, S.93-94]

Ancak bu meselede bazen bazı İslam’a nispet edilen müşrikler hakkında kapalılık oluşabilir. Bu da cehaletin yaygınlığı, davetin zayıflığı ve şüphelerin yaygın olmasından ötürüdür. İşte bu durumda bu müşriklerin küfrüne delalet eden açık naslarla hüccet ikame edilir. Bu açıklamadan sonra hala tekfir etmede duraksarsa o da kâfir olur.

Şeyh Süleyman bin Abdullah –Allah ﷻ onu kabul etsin- şöyle dedi: “Eğer küfürlerinde şüpheliyse ya da küfürlerini bilmiyorsa bu kişiye Allah’ın ﷻ kitabından ve Resulünün ﷺ sünnetinden küfürlerine dair deliller açıklanır. Bundan sonra da, şüphe duyar veya tereddüt ederse âlimlerin; ‘kim kâfirin küfründe şüphe duyarsa kâfir olur’ icmasına göre kâfir olur.” [Ed-Dureru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, C.8, S.160]

Şeyh Muhammed bin Abdullatif şöyle dedi: “Her kim bunun küfründe şüphe ederse ona hüccetin ikame edilmesi ve bunun küfür ve şirk olduğu beyan edilmesi gerekir. … Ona hüccet ikame edildikten sonra hala tekfir etmemekte ısrar ederse onun küfründe hiçbir şüphe yoktur.” [Ed-Dureru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, C.10, S.443]


Bu Nakıdın Kapsamındaki Kâfirler veya Müşrikler İki Kısımdır.

Birincisi: Yahudi, Hristiyan, Mecusi, Budist, Hindu ve benzerlerinden olan asli kâfirler gibi başka dinlere mensup olanları tekfir etmeyenlerdir. Bu kısım kâfirleri muayyen olarak tekfir etmeyen veya tekfirlerinde duraksayıp şüphe eden kâfirdir.

İkincisi: Kendisini İslam’a nispet ettiği halde, peygamberlik iddiasında bulunan, yasamada bulunan, ölülere dua eden, kabirlerden istiğasede bulunan, tağutların mahkemelerinde muhakeme olan, dinle alay eden, Allah’a ﷻ söven, kâfirleri dost edinen veya Müslümanların aleyhinde kâfirlere yardım edenler gibi üzerinde icma edilen açık bir küfre düşenleri tekfir etmeyenlerdir.

Bu her iki durumdaki kâfir ve mürtedleri tekfir etmeyenler; ister bu kâfirlerin yaptıkları eylemin küfür olduğunu ikrar ettikleri halde bu küfür ve şirkleri işleyenleri muayyen olarak tekfir etmesinler, isterse de yaptıklarını küfür olarak görmeyip onları tekfir etmesinler her halükarda bunlar kâfirdirler.

Örneğin; Museyleme’nin, Karamitelerin, Cehmilerin, İbn-i Arabi’nin, Hallac’ın, Kadyanilerin, Rafızilerin, Nusayrilerin, Demokratların, Laiklerin, Komünistlerin, Beşar Esed’in, Tayyip Erdoğan’ın ve benzeri tağutları tanıdıktan, ne yaptıklarını ve ne söylediklerini bildikten sonra bunları tekfir etmeyenler kâfirdirler.

Ancak tembelliğinden ötürü namaz kılmayanın küfrü gibi üzerinde ihtilaf edilen küfürleri işleyenleri tekfir etmeyenler tekfir edilmezler. Yani üzerinde ihtilaf edilen küfürler veya muayyen bir şahsının küfrü hakkında âlimlerin ihtilaf ettiği kişileri tekfir etmeyenler tekfir edilmezler. Bilakis tekfir edilmesi gereken şahsın işlediği küfrün üzerinde icma edilen bir küfür ve şahısın küfrü hakkında da delillerin net ve hakkında ihtilaf edilmeyen biri olması gerekir.

Tekfirde Silsile Bidattir:

Bu konuda aşırıya giden bazıları aşırıya giderek tekfirde silsileye gitmektedirler. Onların yanında müşriği tekfir etmeyen onu tekfir etmeyeni tekfir etmeyen, onu tekfir etmeyeni tekfir etmeyeni tekfir etmeyen ve bu şekilde sonsuza kadar kişiler kâfirdir.

İmam Malti (vefat 377 H.) şöyle dedi: “Bağdat mutezilesinin Basra mutezilesini tekfir ettiği şey; kâfirin küfründe şüphe eden, şüphe edenden şüphe eden hakkındaki sözleriydi. Bunun anlamı şudur; Bağdad’ın ve Basra’nın mutezilesi ve tüm kıble ehli aralarında hiçbir ihtilaf olmaksızın derler ki; kim bir kâfirin tekfirinde şüphe ederse kâfir olur. Çünkü küfürde şüphe edenin imanı yoktur. Çünkü o, küfrü ve imanı tanımamaktadır. Mutezile ve onların dışındakiler dâhil olmak üzere ümmetin ihtilafı yoktur ki; kâfirin tekfirinde şüphesi olan kâfirdir.

Daha sonra Bağdad’ın mutezilesi Basra’nın mutezilesi üzerine şunu ziyade etti ve dediler ki; ‘kâfirin tekfirinde şüphe edenden şüphe eden, ondan şüphe eden ve bu şekilde sonsuza kadar devam edenler hakkında şüphe edenlerin hepsi kâfirdir. Hepsinin yolu, küfür işleyen kâfirin küfründe şüphe eden ilk şüphecinin küfrü gibidir.’ Basra’nın mutezilesi dediler ki; ‘birinci şüphe eden kâfirdir. Çünkü o, küfürde şüphe etmiştir. İkinci şüphe eden yani şüphe edenden şüphe eden kâfir değildir bilakis fasıktır. Çünkü o, küfürde şüphe etmemiştir. Ancak bu şüphe edenin bu şüphesinden dolayı kâfir olup olmayacağından şüphe etmiştir. Bunun yolu, birinci şüphe edenin küfürdeki yolu gibi değildir. Aynı şekilde bunların yanında şüphe edenden şüphe eden, ondan şüphe eden ve bu şekilde sonsuza kadar şüphe edenlerin hepsi fasıktır ancak birinci şüphe eden hariç, çünkü o kâfirdir.’ Basra mutezilesinin sözü, Bağdad mutezilesinin sözünden daha güzeldir.” [Et-Tenbihu Ve’r Reddu Ala Ehli’l Ehvai Ve’l Bidei, S.40-41]

Dolayısıyla tekfirde silsile yapma hakkında hiçbir delil bulunmamaktadır. Ne Kur’an’ı Kerim’de, ne hadisler de, ne de selefi salihinin sözünde silsile tekfir ile ilgili hiçbir delil bulunmamaktadır. Bilakis İmam Malti’nin izah ettiği gibi bunu ilk olarak ortaya koyan Bağdat mutezilesidir ki; Basra mutezilesi bile onlar gibi düşünmemiştir. Bu bidatı ilk olarak ortaya koyan bir kısım muteziledir. Ve onları takip edenler de akıllarını naklin önüne geçiren bir takım ilimsiz ve hadsiz akılcı ve bidatçı sapıklardır.

Tekfirde silsile yapanlar bu küfrün gerçek illetini anlamadan; Kâfire kâfir demeyen kâfirdir, deyip bu şekilde sonsuza kadar silsileye gitmektedirler. Bilakis bu ve diğer konular da bir şeyin küfür olması için Kur’an ve sünnetten bir delile ihtiyacı vardır. Şirk veya küfür işleyen birini tekfir etmemenin küfür oluşundaki illet, mücerret olarak kâfire kâfir ismini vermemek değil bilakis az önce illetlerini açıkladığımız gibi ya nassı yalanlamak ya tağutlara küfretmemek ya da tevhidden cahil olmaktır.

Dolayısıyla şirk işleyen müşriklerin tekfirinde duraksayanları tekfir etmeyenleri tekfir etmek aşırılıktır. Bu konudaki kaide şudur; şirk işleyenler müşriktir, onları tekfir etmeyenler de kâfirdir, bundan sonrası için silsile yapılmaz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları İDRAK MEDYA'ya aittir, resim ve haberler değiştirilemez yalnız dağıtılabilir. Tüm Hakları Saklıdır © 2019 İDRAK MEDYA